Sevgili okurlarım, Türkiye’de yaşayan bizlerin başına musallat olmuş, beynine yapışmış bir hadise vardır ki, gerçekten utanç vericidir.

Döneklik.

Birileri, birtakım siyasetçiler bazı yerlere aday olur.

Özellikle de milletvekilliği, belediye başkanlığı vesaire...

Bunlardan bazıları seçime CHP’den girmiş, şu veya bu biçimde kazanmıştır.

Döneklik pazarlıkları bazen seçimden hemen sonra başlatılır, sonrası Allah kerim denilir. Bazıları ise seçildikten sonra 180 derece fikir değiştirip başka yollara sapar.

Bu yönelişlerin çoğu iktidar partisine transfer olmakla sonuçlanır.

Arkadaş örneğin CHP’den aday olmuş ve seçilmiştir. Bir süre sonra içinde kıpırtılar başlar!

İktidar partisi AKP kişiliği zayıf olan, ya da açıkları bilinen bu gibilere çengel atma hazırlıklarına başlar. Aslında iktidar partisinin elinde muazzam bir güç vardır.

Bu konuda gizli masalar, çalışma ekipleri kurulmuştur.

Kime nasıl çengel atmalı!

Bunların oltaya takılması nasıl sağlamalı!

★★★

Yöreyi ve transfer edilecek kişileri iyi tanıyan ve sır tutmayı bilen partili ekipler seferber edilir, araştırmalar başlar.

Çengel atılacak kişilerin geçmişi ve açıkları iyice araştırılır, bunların aile ilişkileri bile ortaya serilir.

Sonra o dönek adayı ile daha yakın ilişkiler kurulur. Dönekler için üç önemli husus vardır.

-İlki, ismi geçmişte yolsuzluklara karışmış mıdır. Böyleleri çok uygundur.

-İkincisi, iktidar partisine gelmeyi kabul ederse neler isteyecektir.

-Üçüncüsü transfer karşılığında kendi cebine de para ister mi...

★★★

Çünkü kim olursa olsun hiç kimse babasının hayrına parti değiştirmez. Bu gibi işler çıkar karşılığında yapılır. 

İster milletvekili olsun ister belediye başkanı, mutlaka birtakım özlemleri (!) vardır. Bunlar ayrıca partileriyle bazı fikir ayrılıkları taşımaya başlamışsa iş daha da kolaylaşır.

Şahıs hedefleri böylece belirlenir ve iş ilerleme yoluna yavaş yavaş sokulur.

Ancak doğal olarak bu döneklerin bazı yollarla tatmin edilmesi gerekir.

Makamsa makam, paraysa para!

Çok gizli görüşmeler başlatılır, iki taraf da isteklerini söyler. Halkın oylarıyla CHP’den seçilmiş olan döneklere böylece iktidarın kapıları açılmış olur.

“Sen gel bize, ötesine karışma!”

★★★

Biz bu memlekette nice dönekler gördük. İçlerinde iki günde dört parti değiştiren bile vardı.

Bazılarının ismi geçmişte büyük yolsuzluklara karışmıştı. Şimdi transfer olayından sonra iktidar partisi ilk iş olarak o yolsuzlukları defterden silecek, borçlarını sıfırlayacaktı!

Sen milletvekili ya da belediye başkanısın... Seçim bölgende iş yapamadığını, devletten para alamadığını söylüyorsun.

Geç bize, para musluklarını hemen açalım.

Geçmişini affedelim.

Parti değiştirmek onursuzlukmuş!

Bunu söyleyenler halt etmiş!

Bak mesela Aydın’daki Özlem Çerçioğlu’na, o şimdi ne kadar mutlu. Para sorununu giderdik, şimdi tıkır tıkır çalışıyor. 

Bunların geçmişte yolsuzlukları varmış, bankalara çok büyük kişisel borçları varmış, geç bunları canım kardeşim.

Hepsi yalan, hepsi iftira!..

O Mersin milletvekili var ya, geldi bize de ne oldu yani. Sayın cumhurbaşkanımızın önünde esas duruşa geçip asker selamı vermek suç mu!

Şimdi Ankara’da Keçiören belediye başkanı da yarın bize geçecek, ne olur yani! Kapımız herkese açık. Biz ilke milke aramıyoruz ki!.. Hoş geldi sefalar getirdi.

Biz kimseye baskı yapmıyoruz, şantaj yapmıyoruz, bize geçmezsen hakkındaki yolsuzluk dosyalarını millete açıklarız demiyoruz ki!

Her gelen kendi isteği, kendi özgür iradesiyle geliyor çünkü memleketimiz tarihte ilk defa şahlanıyor.

Bazılarının parti değiştiren siyasetçileri kastederek bunlara olta attığımızı, bu değerli siyasetçilerin aslında dönek ve onursuz  olduğunu iddia etmesi tam da CHP’ye yakışan bir yalandır, baştan sona iftiradır!

Ekrem İmamoğlu’nun mektubu 

Sevgili okurlarım, geçtiğimiz cumartesi ve pazar günleri burada “Gazetecilikte 50. yılım” başlıklı iki uzun yazı yazmıştım. Yazılarıma söyleşiler de eşlik etmişti.

Bu konuda sizlerden gelen kutlama mesajları için çok teşekkür ediyorum. İsterdim ki herkese ayrı ayrı teşekkür edebileyim ama ne yazık ki bu mümkün olmuyor.

Dün elime Silivri cezaevinde tutuklu olan Ekrem İmamaoğlu’nun 7 Şubat 2026 tarihli mektubu ulaştı. Öteki okurlarım adına hiç değilse onu sizlere ileteyim dedim:

“Saygıdeğer Emin Çölaşan, Gazetecilik mesleğinde 50. yılınızı kutluyorum. Türkiye’nin köşeye sıkıştığı, nefesi kesildiği, sesi kısıldığı zamanlarda sizin gibi muhalif, cesur ve kararlı gazetecilerin kıymeti daha belirgin hale geliyor.

Çocukluğumdan itibaren babamızın esnaf tezgâhında günlük gazetelerin varlığında, misafirlerle, müşterilerle birlikte ben de gazete okuma alışkanlığını elde etmiş oldum.

38 yaşında siyasete başlamış olsam da Türkiye’nin günlük yaşamına, siyaset, ekonomi, siyasiler ve  tavırlar, hafızamda bu alışkanlıkla birlikte her zaman gelişmiştir.

Benim için gazetelerde en dikkat çekici alan, köşe yazarları  olmuştur. Ardından kitapları ile tanımak da çok bildiğim o fikirlerle buluşma zamanına dönüşmüştür.

Sizi de bu zaman diliminde keyifle, ilgiyle takip ettim, okudum. Gazetecilerin varlığı ve yeni cesur isimlerin de sayfalara eklenmesi, sizlerin desteği ile yetişmesi elzemdir.

Size sağlıklı bir ömür ve meslek yaşamı diliyorum. Kaleminiz hiç tükenmesin, sesiniz hiç kısılmasın.

Sevgi ve saygılarımla. Ekrem İmamoğlu.”