Orta çağ İslam aydınları arasında “Muallim-i Sani” yani ikinci üstad olarak anılan Farabi; bilim adamı, filozof, mantıkçı, gök bilimci ve müzisyendir.
Aristo’nun temel eserlerinin çevirisini yapmış ve bu eserlerin daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla da şerhler yazmıştır.
Büyük Türk Bilgini Farabi, en önemli eserlerinden biri olan “El-Medinetü’l Fazıla”sında şehrin faziletlerini anlatır.
Farabi’ye göre şehirler, erdemli insanlar tarafından yönetilmelidir.
Medeni toplum bu erdem sahibi insanların yöneteceği toplumlardan oluşur.
Farabi’ye göre ruhi yönüyle maddi yönünün dengesini kuramayan insanın erdemli olması mümkün değildir. Bir başkanda bulunması gereken özellikler ise şunlardır:
- Anlayışlı ve ince görüşlü olmalıdır.
- Güçlü bir hafızaya sahip olmalıdır.
- Adalet sahibi olmalıdır.
- Adil kişileri sevmelidir.
- Zulümden nefret etmelidir.
- Akla ve bilime değer vermelidir.
- Belli bir fikir ve bilgi sevisinde olmalı, öğrenmeyi ve öğretmeyi sevmelidir.
- Doğru olmalı, doğru insanlarla iş birliği yapmalı, yalan söylememeli, yalancılardan yüz çevirmelidir.
- Paranın, servetin değil, yüceliğin peşinden koşmalıdır.
- Dünyevi kaygılarda gözü bulunmamalıdır.
- Edep ve erkân sahibi olmalıdır.
- Muhabbet insanı olmalıdır.
- Güzel, asil ve doğru olan her şeyi desteklemelidir.
- Temiz ve rafine bir dil alışkanlığı olmalıdır.
- Azimli ve kararlı olmalıdır.
Farabi ancak bu özelliklere sahip yöneticilerden ve insanlardan fazıl bir Medine’nin yani bir devletin ve medeniyetin oluşabileceğini söyler. En tepedeki (ilk) başkan ve ondan sonra gelen yöneticiler erdemli olursa, şehir/ülke de erdemli olur.
Erdemli şehrin zıddı ise “cehalet” şehridir.
“Cahil şehir”lerde yaşayan insanlar ise mutlu olamazlar.
Farabi’de “saadet” anahtar kavramdır.
Saadet ise “nazari ve ameli faziletlerin ahenkli bir araya gelmesiyle ve hayata geçirilmesiyle” oluşur.
Balık baştan kokar
Yaşadığımız şehirlerdeki durum, nasıl yönetildiğimizi de ortaya koyuyor.
Aslında “Balık baştan kokar” atasözümüz, Farabi’nin söylemek istediğini özetler mahiyette...
Haksızlıkların kol gezdiği, kayırmacılığın ayyuka çıktığı, hukukun yerle bir edildiği, halkın kıt kanaat geçindiği ve fakat yönetenlerin saltanat ve ihtişam içinde yüzdüğü ve yüzlerce korumalarla gezdiği toplumlarda “güven” duygusunun oluşması mümkün değildir.
Çalışanların, liyakat sahiplerinin arkasında birileri olmadan yükselemeyecekleri hissi ya da “bu ülkede çalan çırpanların yanına kâr kalıyor” düşüncesi, kişilerde “doğruluk/dürüst-
lük” gibi “yüksek değerler”e bağlılığı zayıflatır.
Zayıflatmaktadır da.
Yasaların tek başına yeterli olmadığını, 17 Aralık’tan bu yana çok daha net gördük!
Bir gecede değiştirilen yönetmeliklerle, hukukun nasıl hukuksuzluğa dönüştürüldüğünü de yaşadık!
Yolsuzluk dosyaları için Meclis Komisyonu’nun çalışmalarına getirilen yayın yasaklarına da tanık olduk!
Hak ve hukuku ayağa kaldıracaklar
Demokrasisi ve kurumları oturmamış; şeffaflık, denetlenebilirlilik ve hesap verme anlayışları her dokuya yeterince sirayet etmemiş toplumlarda, gücü/iktidarı elinde bulunduranlar çeşitli hileli yönlendirmelerle en olumsuz vakaları bile kendi lehlerine çevirebilmektedirler.
Bunun temelinde ise demokrasi bilincinin yoksunluğu yatar.
Demokrasinin iki alt yapısı vardır. Bunun biri kültüreldir, diğeri ekonomik...
En temel ihtiyaçları bakımından güçlüye bağlı insanların yekun teşkil ettiği bir toplumda demokratik bilincin gelişmesi mümkün değildir. Hatta gelişmemesi için iktidarlar elinden geleni yapmaktadırlar.
Dolayısıyla sorun siyasi aktörlerin dayanmış olduğu zihniyettedir!
O halde yapılacak nedir dediğinizi duyar gibiyim.
Esas nabzı tutacak hatta muhalefeti yapacak olanlar öncelikle:
Düşünen beyinlerdir.
Eli kalem tutanlardır.
Köşe yazarlarıdır.
Entelektüellerdir.
Üniversitelerdir.
Bunların söz ve güç birliğine Türkiye’nin ihtiyacı vardır.
Hakkı “hak” adına, adalet adına, hukuk adına tutup kaldıracak yiğitleri bekliyor; tüyü bitmemiş çocuklar, acılı anneler, işsiz-aşsız aileler.
Ahlaki ve hukuki ilkeleri, evrensel temel normları korkusuzca savunacak, milleti için doğruları göz kırpmadan haykıracak, “insan” gibi insanlara susadı bu millet...
Fazilet sahibi onurlu şahsiyetler, sesiniz gür çıkmalı!