Günümüzde çatışmalar, muharebeler artık klasik anlamda cephe hatlarında yürütülen bir askeri mücadele olmaktan çıktı; şehirleri, kritik altyapıları ve doğrudan sivil hayatı etkileyen çok katmanlı bir çatışma modeline dönüştü. Balistik füzelerin, hassas güdümlü mühimmatların, İHA ve SİHA’ların, kamikaze dronların ve siber saldırıların ön plana çıktığı yeni savaş ortamında ordular çoğu zaman fiziki temas kurmaksızın, uzak mesafelerden birbirlerine kayıp verdiriyor.

Bu tablo, “cephe gerisi güvenliği” kavramını büyük ölçüde ortadan kaldırdı, savaşın veya çatışmaların etkilerini doğrudan toplumların gündelik hayatının içine taşıdı. Günümüz savaşlarında cephe hattı ile sivil alan arasındaki ayrım giderek ortadan kalkıyor. Kritik altyapılar savaşın stratejik hedefleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Sivil nüfusun korunması artık yalnızca insani bir mesele değil, aynı zamanda doğrudan bir ulusal güvenlik konusuna dönüştü. 

16 YIL SONRA ESKİYE DÖNÜŞ

Güçlü bir orduya sahip olmak tek başına yetmiyor. Devletlerin gerçek dayanıklılığı, aynı zamanda kriz anlarında sivil toplumun ve şehirlerin ayakta kalabilme kapasitesi ile ölçülüyor. Yakın coğrafyamızda geniş bir kriz ve çatışma hattı giderek yoğunlaşıyor. Ülkemiz, “güvenli bir liman” gibi görünse de çember daraldıkça ulusal çıkarlarımızı doğrudan veya dolaylı biçimde tehdit edebilecek gelişmeler ortaya çıkabilir.

“Soğuk savaş dönemini hatırlattığı” gerekçesiyle Sivil Savunma Genel Müdürlükleri 2009 yılında kaldırıldı. Krizler, savaşlar başlayınca 2025 yılında bakanlıklarda “Acil Durum ve Savunma Planlama Dairesi” kurulması kararlaştırıldı. Ancak, bu görevlere ABD ve İsrail’in İran’a saldırısına kadar atama yapılmamıştı.

TOPYEKÛN HAZIRLIK

Olası kriz, çatışma ve savaş durumlarına yönelik hazırlıklar yalnızca askeri kurumlarla sınırlı kalmamalı; sivil kurumların, yerel yönetimlerin, toplumun tüm kesimlerinin barış döneminden itibaren bu sürece dâhil edilmesi büyük önem taşıyor. Dört yıl Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği’nde Seferberlik ve Savaş Hali Hazırlıkları Daire Başkanlığı görevinde bulunan emekli Tuğgeneral Murat Kaya şu uyarılarda bulunuyor:

“Sivil savunma sistemlerinin asıl etkinliği büyük ölçüde barış döneminde yürütülen planlama, hazırlık, eğitim ve koordinasyon faaliyetlerine dayanıyor. Sivil savunmanın gerçek değeri, işlevi, kriz ve savaş anlarında ortaya çıkan sonuçlar üzerinden değil, bu süreçlere zemin hazırlayan barış dönemindeki sivil hazırlıkları üzerinden değerlendirilmeli.”

O PLANLAR HAZIR OLMALI

Savaş ve çatışma risklerinin giderek arttığı mevcut güvenlik ortamında sivil hazırlıklar kapsamında barış döneminde ülkemizde neler yapılması gerekiyor? Emekli Tuğgeneral Murat Kaya, şunları söyledi:

“Öncelikle şehirler için olası savaş ve kriz senaryolarını dikkate alan kapsamlı tahliye, barınma ve lojistik planlarının hazırlanması büyük önem taşıyor. Bunun yanı sıra enerji hatları, limanlar, veri merkezleri, havaalanları ve iletişim ağları gibi kritik altyapı unsurlarının korunmasına yönelik çok katmanlı güvenlik ve koruma sistemlerinin oluşturulması gerekiyor.

Sığınaklar, tahliye güzergâhları ve toplanma alanları barış döneminden itibaren sistematik bir yaklaşımla belirlenmeli. Bunun yanı sıra kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer tehditlere karşı kurumsal ve toplumsal hazırlık kapasitesi geliştirilmeli. Okullarda da sivil savunma bilincini artırmaya yönelik eğitim ve farkındalık faaliyetleri yaygınlaştırılmalı. Böylece toplumun kriz durumlarında bilinçli ve organize şekilde hareket edebilmesi sağlanmış olur.”

PSİKOLOJİK SAVAŞ VE DAYANIKLILIK

Sivil savunma, siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları ve psikolojik harp faaliyetleri gibi tehdit unsurları da sivil savunma planlamasının ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalı, bu alanlarda kurumsal kapasite de güçlendirilmeli. Kriz ve savaş dönemlerinde toplumun psikolojik dayanıklılığının sürdürülmesi, kamu düzeninin korunması ve savunma gayretlerine verilen toplumsal desteğin devamlılığı açısından hayati bir önem taşıyor.

Bu nedenle halkın doğru bilgilendirilmesi, panik ve kargaşanın önlenmesi ile toplumsal moralin sürdürülmesine yönelik faaliyetler de sivil savunma planlamasının önemli unsurları arasında yer alıyor. Devletin direnci yalnız askeri gücüyle değil, toplumun kriz ve savaş koşullarına ne ölçüde hazırlıklı olduğuyla belirleniyor.

NE YAPACAĞINI BİLEN VAR MI?

Ülkemizde şu soruların sorulması kaçınılmazdır: Kaç vatandaşımız hangi sığınağa gideceğini biliyor? Mevcut sığınakların ne kadarında temel ihtiyaçları karşılayacak hazırlık yapıldı? Olası bir kriz veya savaş durumunda mahallelerde vatandaşları yönlendirecek kılavuz teşkilatını bilen kaç kişi var? Bu soruların cevabını bilen var mı?

Eski MGK Seferberlik ve Savaş Hali Hazırlıkları Daire Başkanı emekli Tuğgeneral Murat Kaya, Türkiye’nin sivil savunma yönünden alması gerekeli önlemleri, eksiklikleri 18 Ocak’ta bu köşede anlatmıştı. O eksiklikler arasında bakanlıklarda 2025’te kurulması kararlaştırılan “Acil Durumlar ve Savunma Planlaması Dairesi Başkanlıklarına” atama yapılmamasını da göstermişti.

Etrafımız ateş çemberine dönünce, bütün bakanlıklara önceki gün daire başkanları atandı ve Resmi ve Gazetede yayımlandı. Bu, etrafımızda savaşın kısa sürede bitmeyeceği ve genişleyebileceği izlenimine yol açtı. Yoksa, 16 yıl sonra bu hazırlıklara niçin başlansın?