Salah Beşiktaş'ın gündemine geldiğinde kendime ve çevreme sormuştum, "Salah mı, Salih mi?" diye. Bu aslında 'rota dahilinde akılcı transferlere devam mı yoksa sükseli kumarlar mı?' sorusuydu. Beşiktaş biraz da zorunlu olarak Salih'in yolunu tercih etti. Salah işinde çizgiyi çekip yıldız futbolcuyu Trabzon'a kaptırdı. Velhasıl, akıl yolundan devam etti.

Beşiktaş sonra neler yaptı? Salah'ı alsa büyük ihtimalle bitiremeyeceği Vlahovic'e imzayı attırdı. Kanayan kanat yarasına Poku gibi ligin ve Italiano oyununun dinamiklerinde büyük verim sağlayabilecek genç, patlayıcı bir yıldız adayı getirdi. Yine hocanın isteği üzerine Miretti'yi kiraladı ve şimdi de son saatlerde orta sahaya 'akılcı' bir transfer yapmaya çalışıyor.

Klasik söylemdir, 'Beşiktaş şampiyon olduğunda kadroları diğer iki büyük takım kadar şatafatlı olmaz'. Tam katılmamakla birlikte bu algının sebebi biraz da Beşiktaş şampiyon olduğunda 'şatafatlı' veya 'mütevazı' kadrolarının akıl çerçevesinde planlanmış olması. Beşiktaş'ın yıldızı akıl...

"Salah mı, Salih mi?" diye sorduğumda gülenler olmuştu, Alanya maçında Salih çıktıktan sonra sorunun mantığı kavranmıştır diye düşünüyorum. Evet, futbolda bir yıldız çok şeyi belki de her şeyi değiştirebilir, zamanında Icardi-Galatasaray örneğinde olduğu gibi. 

Kaynak olarak ekle

Lakin Gomez'i besleyip eski günlerine döndürmek de meseledir. Bunun için de Salah'lardan çok Salih'lere ihtiyacın olur genelde... Geçen sene Şampiyonlar Ligi'nin peri masalını yazan Bodo-Glimt de Salihlerle aldı bu yolu. Yıldızlar iyidir ama takım olmak başka...