Türkiye’de, 76 iletişim fakültesi var. Gazetecilik, radyo-televizyon ve sinema, halkla ilişkiler ve tanıtım, yeni medya bölümlerinden oluşan bu fakültelere her yıl 17 bin lisans öğrencisi alınıyor. Anadolu Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi (AÖF) içindeki medya bölümleri de eklenince, her yıl alınan öğrenci sayısı 25 bine çıkıyor. YÖK verilerine göre iletişim fakültelerinde kayıtlı 70 bin lisans öğrencisi var. Açık öğretimdeki öğrenciler de eklenince, iletişim okuyan genç sayısı 100 bine çıkıyor. Bunların 20 bini gazetecilik eğitimi alıyor. Türkiye’nin bu kadar çok gazeteciye ihtiyacı var mı?

UŞAKLAR VE SEKRETERLER

Bağımsız gazeteciliğin anayasası kabul edilen, “Kalemine daima efendi kal, uşak olma. Mecbur kalırsan kır ama sakın satma” sözleri hafızalarımıza kazınan Sedat Simavi’nin 1946’da kurduğu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 3 bin 800 üyesi var.  İletişim fakülteleri her yıl 25 bin yeni mezun verirken, basın kartı sahibi gazeteci sayısı toplam 24 bin 908. Basın Kartı Yönetmeliği, 2 yıl önce değişti. Anadolu Ajansı ve TRT’de şoför, sekreter, memur ve teknik personellere basın kartı dağıtımı neyse ki, durduruldu. Hayatında bir basın toplantısına katılmamış, bir haber yazmamış şoförü, sekreteri, geçmiş hak edişi nedeniyle ‘Basın Kartlı Gazeteci’ unvanlarını hâlâ taşıyor.

DÜNYA BİRİNCİLİĞİ YAKIN

İktidarın 25 yıllık medya tekelleşmesi, dünya raporlarına girdi. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, dünyada basın özgürlüğünde son 25 yılın en geri seviyesine düşüldüğünü gösteriyor. Ulusal yasalarının kötüye kullanılması ve hukukun gazeteciler üzerinde baskı aracı olarak kullanılmasından en çok, ‘Hukuki Çerçeve’ göstergesinde gerileme oldu. Türkiye bu göstergede, 180 ülke içinde 163. sırada ve basın özgürlüğü en kötü ilk yüzde 10’luk dilimdeyiz. Basın özgürlüğü en dipte olan ilk 20 ülke içerisinde 18. olduk. ‘Hükümet politikaları, medya sahiplerine ekonomik baskı’ kategorilerinde 166. sırayla dünyadaki en kötü ilk 15 ülke içerisindeyiz. Türk basını özgürlükte, Afrika ülkesi Eritre seviyesine doğru düşüyor.

KELEPÇELİ GAZETECİLİK

Uluslararası basın özgürlüğü notumuz bu kadar vahimken, bir de yazdıkları ve yazmadıklarından yargılanıp, tutuklanan gazeteciler var. SÖZCÜ Editörü Mustafa Balcı, Murat Ağırel, Merdan Yanardağ, İsmail Arı, Tuğba Tekerek, Şaban Sevinç diye tutuklu gazeteci listesi uzuyor. Silivri, Metris, Sincan, Kandıra cezaevleri, ulusal basında çalışan gazetecilere su yolu yapıldı. SÖZCÜ Gazetesi Yazarı ve SZC TV yorumcusu İsmail Saymaz gibi çok sayıda meslektaşım, ayağı kelepçeli ev hapsinde. Akıllı süpürgeler gibi gazetecilerin ev krokisi emniyete yükleniyor. Balkona mı çıktı? Tuvalete mi gitti? İzleniyorlar.

Kaynak olarak ekle

AKADEMİK SUSKUNLUK

Ülkemizde bu kadar çok gazetecinin kalemine kelepçe vurulurken, 76 iletişim fakültesi derin bir iletişimsizlikle susuyor. Türk gazetecilerin hallerini dünya raporlarken, Türk akademisi basın özgürlüğüyle ilgili akademik araştırma yapmamaya özen (!) gösteriyor. Yüksek lisans ve doktora tez sayısı, bir elin parmaklarını geçmiyor. Yüzlerce sayfalık tezlerde, Osmanlı’dan bu yana basın tarihi anlatılıyor. Üniversiteler, Türkiye’de basın özgürlüğü konusuna 25 yıldır bir türlü gelemedi. İletişim fakülteleri, üniversite mezunu gençlerin, işsizlik verilerini gizleme merkezi oldu. Atatürk’ün, “Basın, milletin müşterek sesidir” sözü karşılık bulamayacaksa zar zor çocuk okutan bu milletin çocuklarını üniversitelerde 4 yıl boşu boşuna oyalamayın. Gazetecilik bölümlerini kapatın, gitsin (!)