
Onlar, vatan için ölümü bile göze aldı. Çatışmalardan sağ ama eksik kurtuldular. Devlet bazılarını işe aldı. Kolundan vurulana yük taşıttı
Kimisinin Güneydoğu’dan Türk Bayrağı’na sarılı tabutu geldi, gözyaşlarıyla son yolculuğuna uğurlandılar. Bazıları ise kolunu, bacağını, gözünü aynı yerlerde bıraktı. Onlar da “gazi” olarak döndü. Şimdi o yiğitler, tekerlekli sandalyede yol alıyor, çocukları korkmasın diye biyonik göz takıyorlar... Yüreklerindeki şehit acısı ise hiç dinmiyor. Her Şehitler Günü’nde şehitliklere gidip silah arkadaşları ile dertleşiyorlar.
Hıçkırıklar yükseliyor
Şehitler Günü’nde, şehitlikler kalabalık olur. O yüzden özellikle tekerlekli sandalyeye mahkum gaziler, şehitliğe sonraki günlerde gider. Orada ağlar, şehitlerin mermere işlenmiş fotoğraflarına bakıp iç çekerler. Mezarların üzerlerine bırakılan mektupları okurken boğulur gibi olurlar. Sonra hıçkırıklar yükselir. Her biri bir tarafa bakar. Göz göze gelmemeye özen gösterirler.
Hasret türküsü söylenir
Akıllarına Yarbay Alim Yılmaz’ın eşinin şehitlikte söylediği türkü gelir. “Beyaz giyme toz olur, siyah giyme söz olur/Gel beraber gezelim/ Muradımız tez olur.” Televizyonda ne zaman o türküyü duysa, akıllarına hep mayın patlaması sonucu şehit düşen Alim Yarbay ve ortak türküleri gelir... Bilirler, şehitlikte hasret türkülerinin, kahramanlık türkülerinin söylendiğini... Ardından dualar, ve sonrasında iri taneli gözyaşları... Çiçeklerin üzerine damlar...
‘Bir acı söz öldürür’
Gaziler, şehit arkadaşlarını anarken, onların da bin bir türlü sıkıntıları olduğunu öğreniyorum. Hele bir de, “Benim için mi gazi oldun”, “Benim için mi şehit oldun” sözleri yok mu?.. Gazi İzzet Ertunç, “Ateşi köz öldürür, sürmeyi göz öldürür, yiğidi kılıç kesmez, bir acı söz öldürür” diyor. Şehit yakınlarına, gazilere yapılan haksızlıklara isyan ediyor.
‘Babasız yaşayabilir mi?’
İki gözünü ve iki elini vatan için kaybeden dünya gözüyle çocuklarını göremeyen terör gazisi Sinan Sarı’ya dünyaları versen ne olur? Bunu fırsat olarak görenler acaba bir dakika çocuklarını görmeden, kucaklayamadan yaşayabilir mi? Şehit Levent Çevik, Şırnak’ta eşi ve çocuklarının gözü önünde canice katledildi. Eşine ve çocuklarına şimdi dünyaları versen ne olur? Acaba bunu fırsat olarak görenler babasız yaşayabilirler mi?
Protez bacaklı gaziye çaycılık yaptırdılar
İki ayağı protez olan gaziye, çalıştığı bir kurumda çay servisi yapma görevi verildi. Ayağı protez olduğu için çok yoruluyor, görevini yerine getiremiyordu. Amirine durumu söyledi. Kendisine, “Bizden bu kadar, beğenmiyorsan çek git” denildi.
Davayı kazandı
Gazinin avukat olan eşinin, İçişleri Bakanlığı’nca Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na ataması yapıldı. Fakat ilgili kurum tarafından, kendisinin bu kanun kapsamında yer almadığı söylendi ve işe başlatılmadı. İdare Mahkemesi’ne, Danıştay’a başvurdu ve kararlar lehine sonuçlandı. Ancak RTÜK hâlâ onu göreve başlatmadı.
Bir başka gazi, 30 yaşını geçtiği için işe yerleştirilmedi. Bunun üzerine ilgili kurum hakkında dava açtı. Mahkemenin verdiği “Şehitlik ve gazilik kavramları herhangi bir yaş ile sınırlandırılamaz” kararına rağmen halen işe başlatılmadı.
Masal’ın acısı...
Fethiye Çınar, eşi Yakup Çınar şehit olduğunda 3 aylık hamileydi. Kızı Masal Çınar şimdi 11 aylık... Masal bebeğin hiçbir şeyden haberi yok. Ömrünün sonuna kadar baba özlemi ile yaşayacak. Bunu hiçe sayanlar acaba babasız 1 gün bile yaşamak ister mi?
Devletin deposunda bobinin altında kaldı
1997’de Kuzey Irak’ta teröristlerle girilen çatışmada Erdal Sucu kollarından vuruldu. Gaziye, Devlet Malzeme Ofisi Deposu’nda iş verildi. Kolları sakat olduğu için verilen görev ağır geldi. Sucu, yaşadığı durumu dilekçeyle amirlerine bildirdi.
Kahreden söz
Terör gazisi Erdal Sucu’yu odasına çağıran müdür, “Buranın müdürü benim, ister seni bulaşıkçı yaparım istersem tuvalet temizletirim” yanıtını verdi. Birkaç gün sonra depoda meydana gelen bir kazada 1 tonluk 2 kağıt bobini gazi Erdal Sucu’nun üzerine düştü. Omuriliği kırılarak ömür boyu yatağa mahkum oldu.
Bugün gazilik ve şehitlik adeta yok sayılıyor. Şehitliklerde dolaşırken, gaziler hep onlar hakkında konuşuyorlar. Her birinden “İnsanlar şehit ailelerini, gazileri sevmeyebilir fakat saygı duymalıdır”, “Şu anda herkes rahatça yemeğini yiyorsa, çocuğunu sevebiliyorsa, ibadetini yapıyorsa, çalışabiliyorsa ve gökyüzünde bayrağımız dalgalanabiliyorsa bunlar o genç yaşlarında kara toprağın altına giren şehitlerin ve gazilerin sayesindedir”sözlerini duyuyorum. Bir de “Bu vatan hiç kimsenin değildir, bu vatan sadece canını korkusuzca hiçe sayarak daha 20’li yaşlarda ölüme koşan şehitlerin ve gazilerindir” sitemini...