Cannes Film Festivali kırmızı halıda yürüyen 72 yaşındaki John Travolta’yı hâlâ unutamadık değil mi? Başında beyaz beresi, gözündeki yuvarlak gözlükleri ama hepsinden önemlisi 30 yaşındaki bir gence taş çıkartan keskin çene hattıyla kırmızı halıyı kelimenin tam anlamıyla salladı. Dünya şaşkınlıkla “Travolta gençlik iksirini mi bulmuş?” diye sormaya başladı. Uzmanlar fotoğrafları masaya yatırdı. Karşımızda duran tablo, sadece başarılı bir yüz germe prosedürünün ötesindeydi; modern estetiğin ulaştığı son nokta olan “comprehensive facial rejuvenation” yani kapsamlı yüz gençleştirme konseptiydi. Cerrahların hedefi artık yaşlanmayı saklamak değil, yaşlanmayı yönetmek. “Regenerative Injectables” denilen kolajen tetikleyici tedavilerle derinin altına giriliyor ve vücudun kendi kolajenini üretmesi, yani cildin içeriden kendi kendini tamir etmesi sağlanıyor. Tom Cruise ya da Brad Pitt gibi isimlerin yıllara meydan okuyan o erkeksi, köşeli yüz hatlarının sırrı da burada yatıyor. Aşırıya kaçmayan dolgular, sıkılaştırma cihazları ve istikrarlı bir kilo yönetimiyle zamanın yıpratıcı etkisi ustalıkla yönetiliyor. Sır; cildi sadece dışarıdan germekle değil, içeriden deliler gibi ‘ütülemekle’ çözülüyor. ★★★ Ancak bu dinç kalma arzusu, bazen tehlikeli bir boyuta evriliyor. İşte tam bu noktada sahneye Kim Kardashian çıkıyor. Geçtiğimiz günlerde “Günde tam 35 tane takviye hapı alıyorum” diyerek yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Resmen bir ana öğün kadar hap yutuyor. Bitkisel liflerden sindirim enzimlerine, kolajen kapsüllerinden balık kıkırdağına kadar uzanan devasa bir liste bu. Dahası, Kardashian’ın arkasında milyar dolarlık bir medikal teknoloji ordusu var. Damardan IV vitamin kokteylleri, Glutatyonlar, NAD+takviyeleri havada uçuşuyor. Genç somon balıklarının spermlerinden elde edilen Somon DNA’ları ve “Eksozom” molekülleri cilde enjekte ediliyor. Uzmanlara göre ise bu “overkill” yani aşırıya kaçma durumu; “Çok ciddi sağlık riskleri taşıyor!” Biz toplum olarak “Vitamin canım, ne olacak? Fazlası idrarla atılır” yanılgısına sığınmayı çok seviyoruz. Oysa B ve C vitaminleri suda çözünür. Fazlası bir şekilde atılsa bile yüksek dozda alınırsa böbrekleri yorar. A, D, E ve K vitaminleri ise yağda çözünür; fazlası vücuttan atılamaz, karaciğerde ve yağ dokularında birikerek zehirleyici etki yaratabilir. Kardashian’ın arkasında doktor ordusu var ancak bizim yok. ★★★ Eğer gerçekten zamana meydan okumak istiyorsak, bilimin rehberliğinde hareket etmeliyiz. Cildin yapı taşı olan kolajeni 25-30 yaşından sonra hidrolize peptit formunda (Tip 1 ve Tip 3) desteklemek, yanına C vitaminini eklemek mantıklı bir adımdır. Hücrelerin paslanmasını önlemek adına C ve E vitaminlerinin antioksidan kalkanından faydalanmak cilde aydınlık verir. D vitaminini ise kalsiyumun damarlarda birikmesini önlemek adına mutlaka K2 vitamini ile kombine etmek, hücre yenilenmesinin altın kuralıdır. Cildin hücresel nem bombası ise kaliteli bir Omega-3’tür. Peki, bu işi dünyada en uç noktada yaşayan, yaşlanmayı tersine çevirmek için her yıl 2 milyon dolar harcayan Silikon Vadisi milyarderi Bryan Johnsonne yapıyor? Project Blueprin tadını verdiği projeyle evini tıp laboratuvarına çeviren bu adam, araştırmaların ardından 41 maddelik bir uzun yaşam (longevity) protokolü yayınladı: Daha fazla uyu, daha çok yürü, ağırlık kaldır, stresi azalt, işlenmemiş gıdalar ye, şekeri, alkolü ve sigarayı sıfırla, bol zeytinyağı tüket, kilonu sabit tut ve sosyalleş! Milyon dolarlık adamın bulduğu büyük sır, aslında anneannelerimizin bize hep söylediği basit ve düzgün beslenmeden başka bir şey değildi. ★★★ Tam bu noktada, dünyanın en popüler sağlık gurusu ABD’li Dr. Eric Berg’in o ezber bozan tavsiyesine kulak kabartmak gerekiyor. “Her Allah’ın günü 4 tane yumurta yemelisiniz.” Yıllarca bizi “Aman sarısını yemeyin, kolesterolünüz fırlar” diyerek lezzetsiz yumurta beyazı omletlerine mahkûm ettiler. Oysa güncel klinik araştırmalar gösteriyor ki, dışarıdan kaliteli kolesterol alındığında karaciğer kendi üretimini dengeliyor. Üstelik yumurtanın sarısında, o kolesterolü damarlardan süpüren muazzam bir anti-kolesterol ajanı var. Adı Lesitin. Her gün yenen 1 yumurtanın kalp sağlığını olumsuz etkilemediği, aksine iyi kolesterolü (HDL) yükselttiği kanıtlanmış durumda. Günde 4 bütün yumurtanın vücuda faydaları ise saymakla bitmiyor. Yapılan çalışmalarda, antrenman sonrası yumurtayı sarısıyla bütün yiyenlerin kas sentezleme ve hücre onarım hızının, sadece beyazını yiyenlere kıyasla yüzde 40daha fazla olduğu ortaya çıktı. Eczanelerden aldığımız pahalı multivitaminlerin en saf hali yumurtada saklı. D vitamini, Çinko ve B12 bağırsakta kaybolmadan yüksek oranda emiliyor. Dahası, beyindeki nöronların birbiri ile haberleşmesini sağlayan molekülün ham maddesi olan “Kolin”, en zengin haliyle yumurta sarısında bulunuyor. Bu da odaklanmayı artırırken, hafızayı güçlendiriyor ve zihinsel yaşlanmaya karşı güçlü bir kalkan oluşturuyor. Ekranların mavi ışık hasarına karşı ise içindeki Lutein ve Zeaksantin maddeleri göz retinasını içeriden koruyor. Elbette fabrikasyon yerine serbest gezen organik yumurtaları tercih etmek şartıyla. Bugün 60 yaşında olan ama 18 gibi hissettiğini söyleyen Dr. Berg de sırrı pahalı takviye kutularında değil, doğanın bu en kusursuz süper gıdasında arıyor. Sonuç olarak bizim rotamız belli. Kardashian kolaycılığına kaçıp ne idüğü belirsiz onlarca hapla organlarımızı yormuyoruz. John Travolta gibi parlamak istiyorsak kolajenimizi, D3-K2 ve Omega-3 takviyemizi kulaktan dolma değil, kan tahlili yaptırarak akıllıca alıyoruz. Ve eczane raflarına servet dökmek yerine, tabağımıza doğanın en ucuz multivitamini olan günde 2 ila 4 yumurtayı koyuyoruz. Kendinize iyi bakın, hücrelerinizi sevin!