Bu yaşında bir ömre yetecek acı yaşayan Göksun’un stres ve üzüntüden cildi pul pul döküldü, tikleri oluştu...

Balyoz Davası’ndan 13 yıl 4 ay hapis cezası alan Hasdal esiri Jandarma Binbaşı Özgür Ecevit Taşçı’nın ailesiyle buluştuk. Taşçı’nın eşi Hande Zeybek Taşçı ve kızı Göksun’un anlattıkları son zamanlarda dinlediğim en ağır hayat hikayesi... Göksün henüz 7.5 yaşında. Söyledikleri ve yaşadıkları ise okuyanın burnunu sızlatacak cinsten... Her ikisini de çok sevdim... Sizinle de tanıştırmak istedim...




Eşinizin gözaltına alınma sürecini anlatır mısınız?
Eşim, Özel Güvenlik Amiri olarak Maslak’taki İl Jandarma Alayı’nda görevliydi. Gölcük’te döşemenin altından çıkan CD’lerde sözde Fatih Camii’nde keşif yapan subayların arasında ismi yer aldı. Bunu öğrenince alay komutanına, “Benim ismimi buraya kim yazdı? Savcıya şikayet edeceğim” dedi. Komutan, “Savcı çağırana kadar bekle” yanıtını verdi. 24 Haziran 2011’de ifadeye çağırıldı. Savcılıkta serbest bırakıldı.

Tutuklanması nasıl oldu?
Eşim bütün duruşmalara gitti geldi. 5 dakika savunma yaptı. Hakim, “Gelmene gerek yok” deyince mahkemeye gitmemeye başladı. 2012 Mayıs ayında Mardin’e tayini çıktı. Karar duruşması öncesi kızımız ilkokula başlayacağı için İstanbul’a geldi. Bizimle 3 gün kaldı. 4’üncü gün, yani 21 Eylül 2012’de 13 yıl 4 ay ceza alıp mahkeme salonunda tutuklandı. Daha önce komutanlık yaptığı jandarma personeli tutuklamak zorunda kaldı eşimi. Eşim tutuklandıktan sonra öğrendik ki; hapse girmeden 20 gün önce Mardin’de teröristlerin mayınlı pususuna düşmüş. O mayından sapasağlam kurtuldu eşim. Ama maalesef Türk Adaleti’nden kurtulamadı. O günden beri içeride.

Görüş günleri nasıl geçiyor?
İlk zamanlar çok kötüydü, hiç konduramıyorsunuz. Çok üzülüyorduk. Eşim 2007-2010 arası Hasdal civarında jandarma komutanıydı. Oraları biliyorduk ama hiçbir zaman aklımızın ucundan geçmedi bir gün oraya kapatılacağı. Kızım uzun süre Hasdal Cezaevi’ni orduevi bildi. Okuma yazma öğrenince oranın cezaevi olduğunu anladı. Saatler çok çabuk geçiyor görüşlerde... Onun aklı bizde, bizim aklımız onda... Gönlümüz razı değil yapılan haksızlıklara, onların hâlâ tutsak olmasına... Eşim başarılı bir subaydı. Mesleğini çok seviyordu. Hatta işi bizden daha önemliydi. Bunları hak etmedi.



Maddi sıkıntılar yaşadınız mı bu süreçte?
Çok muhtaç olacak şekilde değil tabii ki ama kız kardeşim olmasaydı tek başıma eve çıkmak zorunda kalacaktım. Maaşım bir ev kirasını ödemeye yeter ama ya sonrası... Hem benim ailem hem de eşimin ailesi çok yardımcı oldular bize...

Eşinizden uzak kalmak nasıl bir bedel?
Ağır bir bedel... Uzun süre Doğu’da görev yaptı. Göksun doğduğunda, kucağımda çocukla pencerelerde beklerdim operasyondan gelmesini. Kimsenin öğretmenlik yapmak istemediği, gidemediği, yapamadığı yerlere eşimi yalnız bırakmamak için hep gittim.

Çocuklar nasıl bu süreçte?
Aileler parçalandı. Çocukların psikolojileri bozuldu. Çocuklarımızda tikler başladı. Benim kızım kurdeşen çıkardı sıkıntıdan. Bir ara Silivri’ye gitme durumu çıktı ortaya. Biz Hasdal’a yakınız her hafta götürüyorum babasına. Ama Silivri uzak... Göksun’u buna alıştırmak istedik. Ertesi gün çocuğun her tarafı kabardı. Doktor stres ve üzüntüden olduğunu söyledi. 7.5 yaşındaki çocuğa bunu yaşatanların hiç mi vicdanı sızlamıyor? Onların çoluğu çocuğu yok mu? Başlarını nasıl yastığa koyuyorlar?



Bundan sonra ne olacak avukatlarınız neler söylüyor bu süreç için?
Herkes bir şey söylüyor. Özellikle Anayasa Mahkemesi’nden çok umutlu birçok insan... Hükümet aylardır kumpas diyor, masumlar içerde yatıyor diyor. Ancak hiçbir şey olmuyor... Eşlerimizin moralleri de çok bozuk. Bizim çocuklarımızın babalarından ayrı geçen tek bir gününün telafisi yok. Benim kızım 23 Nisan’ı “Babam beni seyretmeye gelir” diye hep hayal kurarak geçirdi.



Babama bir an önce kavuşmak istiyorum

Binbaşı Özgür Ecevit Taşçı’nın kızı Göksun 7.5 yaşında... Ama büyümüş de küçülmüş gibi... Her şeyin farkında. Her hafta babasını Hasdal Cezaevi’nde ziyarete giden Göksun, “Çok özledim babamı. En çok babamla beraber olmayı özledim... Babamın çıkmasını istiyorum. Benim babamın adı Özgür. Özgür olduğu için babam özgür olacak...” diyor. İlkokula bu yıl başlayan Göksun, sadece iki arkadaşıyla paylaşmış yaşadıklarını. “Birbirimize sır verdik” diyor ve anlatıyor: “Herkese söylemedim. Çünkü babamın cezaevinde olduğu söylersem onun kötü bir insan olduğunu düşünürlerdi. Çünkü babamı tanımıyorlar. Sadece bir kaç dostuma söyledim. Babamın bir an önce çıkmasını istiyorum.”



O zindandan çıkmak için kanser mi olması lazım!

Türkiye’deki adaleti nasıl değerlendiriyorsunuz?
Artık adaletin olmadığına inanıyorum. Öğretmenim, öğrencilerime haktan, hukuktan, adaletten bahsederken ne diyeceğimi bilemiyorum. Ülkemizi çok seviyoruz. Bizi yaralayan çevremizdeki insanların sessizliği... Bizi telefonla arayıp geçmiş olsun demeye korkan insanlar oldu.

‘Üniformamı dağıtın’

Eşiniz devam edecek mi mesleğine?
Maaşsız istifa hakkını alır almaz ayrılmak istiyor. Kendimize özgür olduktan sonra yepyeni bir hayat kurmak istiyoruz. Hayaller kuruyoruz. Babamız eve geldiğinde hep birlikte tatile gideceğiz... Eşim kırgın, öfkeli, küs... Balyoz kararı onandıktan sonra “Üniformalarımı dağıtın. Artık o üniformayı sırtıma giymem” dedi.

Dağıttınız mı?
Birini eşimin isteği üzerine üniforması yıpranmış bir askere verdi. Diğerleri duruyor. Elim gitmedi... 14 yaşından giydi o üniformayı ve bugüne kadar hiç bir leke sürdürmedi.

Başbakan karşınızda olsa ona ne söylerdiniz?
Bir an önce insanların o zindanlardan çıkmalarını istiyorum. Ölümler başlıyor... Albay Murat Özenalp, cezaevinde beyin kanaması geçirdi. Benim kızımdan bir yaş büyük çocuğu... Cem Aziz Çakmak Paşa kanser olduğu için tahliye edildi. Bu insanların illa kanser mi olması lazım o zindanlardan çıkması için. Başbakan Erdoğan’a bunu söylüyorum.