1912-1913 Balkan Savaşları’nın bozgun günleri... Rahmi Apak, “Yetmişlik Bir Subayın Anıları” adlı kitabında şöyle yazar: “Bir yerde, küçük bir sırt üstünde yedi sekiz subayın daire şeklinde bir şeyler yaptıklarını gördüm... Subaylardan birisi Kur’an’ı ortasından bir iple bağlamış, kutsal kitabı çeviriyor sonra bırakıyor... Kur’an, nihayet kuzey istikametinde durunca, kitabı çeviren subay: ‘İşte, kitabın gösterdiği yön. Bizim için hayırlı olacak istikamet Loşna istikameti. Cavit Paşa’nın bulunduğu yer’ dedi. Meğerse bu subaylar, yarım saatten beri hangi istikamete gidilmesi gerektiğini tartışmışlar... Loşna’da Cavit Paşa’ya katılacak olurlarsa, Sırplara teslim olacaklarını ve Sırpların ise, Türk askerine iyi davrandıklarını konuşmuşlar. Hâlbuki, Ordu Komutanı’nın emri gereğince Fiyeri’ye gidecek olurlarsa, Yunanların Türk esirlerini öldürdüklerini tartışıp durmuşlar. Kur’an falına başvurmaya karar verilmiş. Sonuçta, bu gruptan beş subay Kur’an falının gösterdiği istikamette (Ordu Komutanı’nın emrinin tersine) yola çıktılar. Diğer iki subay da, ordunun talimatına göre Fiyeri’ye gitmek üzere bize katıldılar...” ★★★ Savaşta askerlerin hangi yöne gideceğini, ordu komutanının emri değil, fal belirliyordu. Askerlik sanatından uzaklaşan bir ordunun geldiği durum buydu. Balkan Faciası’na neden olan zihniyet, tam da buydu. Osmanlı’yı tarih sahnesinden silen, işte bu zihniyetti... ★★★ Aradan bir yüzyıldan fazla zaman geçti. Silahlar değişti. Ordular değişti. Savaş araçları değişti. Ama akıl ve bilimin rehberliği değişmedi. ★★★ Suudi Arabistan’ın eski Washington Büyükelçisi Prens Bender bin Sultan... 1983-2005 yılları arasında, tam 22 yıl bu görevde bulundu. Bush ailesine yakınlığı nedeniyle, “Bender Bush” diye anıldı. Suudi Arabistan’ın politikasını şöyle anlatır: “Biz Doğu-Batı tezlerini veya Amerika’nın antikomünizmini kullanmadık; dini kullandık.” Bu söz, dinin jeopolitik mücadelede nasıl bir araca dönüştürüldüğünü gösterir. Şimdi de ABD, maliyeti çok ucuz olan bu stratejiyi uygular. El Kaide, IŞİD, PKK ve benzer örgütleri yetiştirir, eğitir, kullanır... ★★★ Birinci Dünya Savaşı sırasında, Orta Doğu’da görev yapan İngiliz istihbarat subayı meşhur Thomas Edward Lawrence... “Arabistanlı Lawrence” olarak tanınır. Görevi, Osmanlı’ya karşı Arapları kışkırtmak ve Arap ayaklanmasını İngiliz çıkarları doğrultusunda yönlendirmekti. Başarılı da oldu... Lawrence’ın şu sözü önemlidir: “Osmanlı’yı Orta Doğu’da parçalama başarısını, yöredeki mozaiği birbirine karşı kullanarak elde ettim.” Yani etnik, dini ve mezhepsel farklılığı kullanarak... ABD’nin Irak’ta, Libya’da, Suriye’de yaptığı gibi... Birlikte yaşayan insanları birbirine düşürmek... Sonra, parçalanan coğrafyaya hükmetmek... ★★★ ABD’nin “Büyük Orta Doğu Projesi” diye anılan stratejisi de, etnik ve mezhep çatışmalarına dayanır. ABD’nin Orta Doğu’da bulundurduğu yaklaşık asker sayısı... Katar’da, 10 bin asker... Kuveyt’te, 13 bin 500... Ürdün’de, 4 bin... Birleşik Arap Emirlikleri’nde, 3 bin 500... Bahreyn’de, 5’inci Filo’nun karargâhı ve 3 bin 500 asker... Suudi Arabistan’da, 2 bin 500... Bu askeri varlık, sadece asker sayısından ibaret değil... Silah satışı, eğitim, bakım, yedek parça ve istihbarat zinciriyle bir bütün olarak çalışır. ★★★ 2025 verilerine göre, Suudi Arabistan’ın askerî harcaması yaklaşık 84 milyar dolar. Dünyada sekizinci, Orta Doğu’da birinci sırada. Muazzam bir para... Ama asıl soru, kaç milyar dolar harcandığı değil; bu harcamanın ne kadar bağımsız karar alma imkânı sağladığıdır. Silahın fiyatı bellidir. Ama bağımlılığın bedeli, kriz günü ortaya çıkar. ★★★ ABD, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde 200 bin metrekarelik bir yerleşkede, Erbil konsolosluğunu 3 Aralık 2025’te açtı. Dünyanın en büyük ABD konsolosluğu... 28 futbol sahası büyüklüğünde... Bu büyüklük, ABD’nin Erbil’e verdiği uzun vadeli önemin somut göstergesidir. ★★★ Ve Türkiye’nin güvenliği... Sadece sınırın ötesinde başlamaz. Ekonomide başlar. Eğitimde başlar. Hukukta, liyakatte, toplumsal güven duygusunda başlar. Kutuplaşmış bir toplumun ortak karar üretmesi zorlaşır. Ekonomik kırılganlık, dış politikadaki hareket alanını daraltır. Liyakatsizlik, yaklaşan tehlikeyi görmesi gereken kurumları kör eder. Çünkü... Yurttaşın devlete güvenmediği ortamda, dışarıya karşı güçlü bir devlet görüntüsü uzun süre ayakta kalamaz. ★★★ Rahmi Apak’ın anlattığı o subaylara dönelim. Hangi yöne gideceklerini fal belirliyordu. Bugün milletlerin önündeki yolları fal değil; bilim, hukuk, güçlü bir iç cephe ve stratejik akıl açar. Başkalarının kurduğu oyunda rol alan ülkeler, bir gün kendi geleceklerinin de o oyunda belirlendiğini fark eder. Ama, artık çok geçtir... ★★★ Strateji, tehlikenin işaretlerini zamanında okuyabilmektir. Tarih stratejik körlüğün felaketleriyle, stratejik öngörünün zaferleri arasında uzanan kanlı savaşların öyküsüdür. Ve körlüğün bedelini kararı verenler değil, ülke öder... Tarihin hükmüdür: Haritayı başkaları çizerken stratejik körlük yaşayanlar, bir gün kendi vatanlarını o haritada aramak zorunda kalabilir.