Seda Küçük’ten yepyeni bir aşk romanı: ‘Sarı Yaz’

'Siyah Gelinlik', 'Yabancı Ses', 'Yoksul Ruh' ve 'Öznesi Sen' kitaplarının yazarı Seda Küçük’ün yeni romanı 'Sarı Yaz' raflardaki yerini aldı

Seda Küçük’ten yepyeni bir aşk romanı: ‘Sarı Yaz’

Seda Küçük yeni romanında; akıcı üslubu, insanı birdenbire içine alan kurgusuyla okurunu, gerçekliğin, yaşamın ve aşkın sınırlarını tepetaklak çevirmeye aday bir maceraya davet ediyor.

sari

Sarı Yaz; evliliği çatırdayan İrem'in, eşini kaybetmemek adına verdiği büyük mücadele, sonrasında baş başa kaldığı yalnızlığıyla hayata tutunma çabaları, gelen bir telefonla geçmişe çıktığı yolculuğu, ailesiyle ilgili gün yüzüne çıkan sırlarla savruluşunu ve bu süreçte hayatına giren yeni bir adamla yaşadıkları nefes nefese bir macerayı anlatıyor.

sari1

KİTAPTAN…

Bir takım şeyler görüyorum…

Zihnimde gizli bir kapı var gibi ansızın aralanıyor.

Farklı bir yaşamın içinde buluyorum kendimi.

Beni, bana ait hissetmiyorum.

Yatağımda; hiç tanımadığım bir adam var, beni aşkla doyuran.

Sonra gülüşüm değişiyor…

Ağaçlık bir yolda koşuyorum, hafiften yağmur çiseliyor. Yol karanlık ve ben korkuyorum.

Biliyorum. Benim için geliyorlar. Bende onların istediği bir şey var.

Ardından kulaklarım çınlıyor bir tabancanın sesiyle. Acı tüm bedenimi ele geçiriyor. Merminin yakıcı sıcaklığını hissediyorum. Uzaklardan bir vapurun düdüğünü duyuyorum.

Bir flaş patlıyor ve her şey yok oluyor.

Zaman yok! Sonsuzluğa hapsolmuş gibiyim.

Tüm bunlar kötü birer sanrı mı, yoksa zihnimin bir oyunu mu ?

Belleğim beni terk etmeden, her şeyi not etmeliyim.

Sanırım aklımı kaçırıyorum.

sari4

“İNSANLARIN PSİKOLOJİSİ BOZULDU”

Beşinci kitabıyla okurlarının karşısına çıkan Yazar Seda Küçük ‘Sarı Yaz’la ilgili şunları söyledi:

sari5

“Son yıllarda toplumun psikolojisi bozuldu. Özellikle metropollerdeki insanlar; bırakın iyi yaşamayı sadece hayatta kalabilmek için büyük bir mücadele veriyor. Gün ağarmadan evlerinden çıkıp saatlerce trafikte kaldıktan sonra işlerine gidiyor, geç saatlere kadar çalışıp yine yollarda ömür törpüleyip evlerine dönüyorlar. Bu yoğun ve yorucu tempo; aile, arkadaş, komşuluk ilişkilerini de bitirme noktasına getiriyor. İnsanların enerjisi ve yaşama hevesi yok oluyor. Bu da başta İstanbul olmak üzere milyonların yaşadığı büyük şehirleri yaşayan ölüler mezarlığına dönüştürüyor”

Loading...