Güler Sabancı, IMF eski Direktörü Anne Krueger ve Kemal Derviş geçen yıl Büyükelçilik’te Sakıp Sabancı Konuşmaları’nın 10. senesini kutladı.Son 10 yıldır DC’nin önde gelen demokrat eğilimli kuruluşlarından Brookings Institution‘da Türkiye’nin göğsünü kabartacak bir faaliyet vardı: Sakıp Sabancı Konuşma Serileri. Sakıp Ağa’nın ölmeden vasiyetiydi: Büyük bir kurumda kendi adına Türkiye üzerine bir konuşma yapılacak ve Türkiye adına yapılacak bilimsel araştırmalar ödüllendirilecekti...
Eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, NATO Genel Sekreterliği yapmış Javier Solana, ABD Dışişleri’nin bir dönem en önemli diplomatı Richard Holbrooke, eski Amerikan Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Zbigniew Brezezinski gibi isimler yıllar içinde konuşmacı oldu.
Konuşmanın ardındansa arka odaya geçilir ve “off the record” beyin fırtınası yaşanırdı öğlen yemeği olarak sandviç yenirken. Brookings‘in arka odasındaki toplantıyı kurumun başındaki Strobe Talbott yönetir, eski Amerikan büyükelçileri, Dışişleri’nden ve düşünce kuruluşlarından önemli isimler ve gazeteciler ülkemiz üzerine beyin fırtınası yapardı.
Normal şartlarda her yıl bugünlerde Washington’da yapılacak bu toplantı bu sene yok. Sabancı Üniversitesi’nin yaptığı resmi açıklamaya göre Brookings‘le yapılan 10 senelik anlaşmanın sonuna gelinmiş.
Sakıp Sabancı Türkiye üzerine her yıl bir toplantı yapılmasını vasiyet etmişti.Güler Sabancı amcasının adına yapılan bu etkinliği bizzat sahiplenmişti, neredeyse her yıl katılıyordu. Bir anda bitmesine şaşırdım.
Açıkçası, bahaneyi inandırıcı da bulmadım.
Son yıllarda Brookings toplantılarının “off the record” kısımları Türk Hükümeti’nin otoriter eğilimlerine yönelik endişelerin dile getirildiği bir platforma dönüşmüştü. Henüz Batı’da böyle bir algı yokken bile 2009 yılında bu tarz itirazlar dile getirilmişti. Hatta o dönem Zaman ve Yeni Şafak muhabirleri bu eleştirileri yapanları Ankara’ya şikayet etmiş, hükümet komiserleri Türkiye’deki medya patronlarını arayıp “Ne oluyor” demişti.
Sonraki yıllarda da endişeler hep dile getirildi. 2011’de katıldığım toplantı gazeteci tutuklanmalarının gölgesinde yapılmıştı ve Türk Hüküme’tinin Batı’daki imajı yerle bir olma üzereydi.
Türkiye’nin o dönem Washington Büyükelçisi Namık Tan usta bir diplomat olarak denge mekanizmasıydı.
2014’te Tokyo’dan “Vaşington”a atanan Serdar Kılıç‘ın ise bu toplantılardan hükümetin duyduğu rahatsızlığı bizzat Güler Sabancı‘ya aktardığını DC‘de duymayan kalmadı...
Bir süre önce New York Times gazetesi Washington DC‘deki düşünce kuruluşlarına milyonlarca dolar harcayan hükümetlerin listesini yayımladı. Farklı ülke hükümetleri düşünce kuruluşlarına bağışta bulunarak ABD Başkentinde etki satın alıp, bir anlamda lobicilik yapıyorlar. Listede Türkiye’-nin German Marshall Fund ve Atlantic Council‘e lobi faaliyetleri yapması için yüksek miktarlarda para yatırdığı da yazılıydı. AKP hükümeti ayrıca SETA diye kendi think-tank’ini de kurdu Amerikan başkentinde.
Ancak yine NYT‘nin haberine göre Brookings‘te bir akademisyenin Türkiye aleyhine yayınladığı bir rapordan sonra hükümetimiz bu kuruma bağış yapmayı kesti. Bu konuyla ilgili bir süre önce görüşünü sorduğum Brookings‘teki Türkiye uzmanı Ömer Taşpınar e-mail’ime geri dönmedi.
Resim biraz daha şekilleniyor şimdi. Hükümet çoktandır Brookings‘ten rahatsızdı. Sabancı Üniversitesi istese Brookings‘le anlaşmayı bir 10 yıl daha uzatır ya da başka bir prestijli kuruma ya da üniversiteye taşıyabilirdi. Ama bunu tercih etmediler. Sakıp Sabancı artık Türkiye’de yapılacak etkinliklerle anılacakmış...
Ne de olsa hükümetin daha önce Doğan Grubu‘na olduğu gibi keyfi vergi silahını kullanacağını ya da Koç Holding‘e bağlı şirketlere olduğu gibi inceleme yoluyla baskı oluşturmaya kalkacağını biliyor. Neden hükümeti karşısına alsın?
Penguen gecesinde ne oldu?
Adım adım şapşallık
Aydın Doğan CNN Türk’ün belgeseli için şapşallık dedi.CNN Türk Gezi isyanı sırasında korkudan penguen belgeseli yayınlayınca kutup hayvanları medyaya baskının sansürü olmuştu. Haberi, sokakları görmeyip belgesel yayınlamasını kanalın sahibi Aydın Doğan “şapşallık” olarak niteledi.
Gezi zamanında penguen belgeseli yayınlamak şapşallıksa Roboski‘deki katliamın haberini yayından vermemenin adı neydi? Ayşenur Arslan bu haberi verirken bir zamanlar yanında çalıştırıp iş verdiği, sonradan yayın yönetmeni olan Ferhat Boratav kulağına “Kes bu yayını bu haberi vermeyeceksin” diye bağırıyordu.
Gezi gecesi yayın akışında bir değil üç belgesel vardı. Ferhat Boratav bu üç belgeseli de yayınlayıp eşiyle evde sakin bir gece geçirmek istiyordu. Sonradan Gezi’nin sosyal psikolojisi üzerine inceleme yapacak psikolog eşi Hale Boratav bile eşinin bu toplumsal olaya kayıtsız kalma psikolojisini önce anlamadı. Sonra hepimiz gibi koltuğunu koruma psikolojisine yordu.
Öyle çok tepki oldu ki diğer iki belgesel yayından kalktı. Tabii patronlar kızınca da bir sorumlu bulundu: Yayın gececi çocuğa emanet edildi dendi...
Aydın Doğan‘a da aynı yalan söylendi. Gerçi tiraji komik bir durum vardı. Kimse bu yalanı yadırgamadı. Çünkü herkes Ferhat Boratav‘ın gerçekte gazetecilikten ve haberden anlamadığını biliyordu. Gezi’nin ne olduğunu kavrayamaması, o gece haber merkezinde kimseyi bırakmamasını yadırgamadılar. “Ferhat’tır, yine haberi görmemiştir, yapmıştır bir şapşallık” dendi...
O dönem CNN Türk‘ün haber müdürlüğünü yapan Rıdvan Akar ısrarla ve kendi çabalarıyla iki tane Gezi belgeseli hazırladı. Önce belgesel yayınlanmak istenmedi, sonra gelen tepkilerden dolayı yayınlandı. Akar‘ın çalışması epey alkış aldı ve bir anlamda CNN Türk‘ün yerle bir olan imajını korumak için kullanıldı.
Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz: Yılların gazetecisi, pek çok kitabın yazarı Rıdvan Akar işten atıldı! Şapşallığın mimarı Ferhat Boratav ise görevinde. Bu işte de bir “şapşallık” yok mu dersiniz?
Medya bu belgeseli tartışıyor
Cemaat bu filmin neresinde?
Tuluhan Tekelioğlu bir belgesel daha çekmeli.Aydın Doğan‘ı basının AKP döneminde uğradığı baskılar hakkında konuşturmak büyük bir gazetecilik başarısı. Sırf bu yüzden bile Tuluhan Tekelioğlu‘nun emeğini kutlamak istiyorum “Persona Non Grata”da. İşsiz kalan gazetecilerin hikayesini anlatan belgesel elbette yetersiz, hatta yer yer amatörlük bile kokuyor.
Ama içinde haber var.
Hem de birkaç tane haber var.
Mesela Yeni Şafak‘ta epey ünlenen Murat Aksoy üç iş birden yapıp sadece 3300 TL maaş alıyormuş! Gezi’den sonra hükümeti canla başla savunan yandaş gazetecilerin maaşı birkaç katına çıkmış. İşten atılanların parası biat edenlere dağıtılmış kısacası.
Derya Sazak‘ın ne kadar şuursuz bir gazeteci olduğunu göstermesi açısından da ilginç “Persona Non Grata.” Dünyanın en başarısız genel yayın yönetmenliğini yapıp hâlâ Beykoz Konakları’nda lüks villada oturulabileceğini kanıtladı. 700 bin dolar, ucuzmuş. Gerçi bir anlamda haklı, şimdi 700 bin dolara o villayı almak mümkün değil.
Belgeselin önemli hatalarından biri ise Star gazetesinden ayrılan Doğan Ertuğrul‘u Gezi mağduru olarak göstermesi. Halbuki Zaman gazetesi kökenli Ertuğrul 17-25 Aralık sonrası hükümet medyasının Cemaat’e karşı sertleşen dilinden sonra ayrıldı. Belgeselin mağdurlar arasında ön plana çıkardığı eski Radikal muhabiri Fatih Yağmur ise Cemaatçi Eyüp Can‘ın ekibindendi ve 17 Aralık’ta yaptığı (ya da aldığı) haberlerle adını duyurdu. Daha sonra Grihat isimli Cemaat’e yakın bir site kurdu kısa süreliğine... “Persona Non Grata”da bu gibi nüanslar eksik kalmış...
Bence Tuluhan Tekelioğlu bir belgesel daha yapıp bu soruları yanıtlamalı... Mesela bu belgeselin arkasındaki P24 (T24’ün dernek haline gelmiş hali) ve bünyesinde gazetecilerin kirli geçmişini, Cemaat bağlantılarını sorgulamadı. Sahte davalara destek veren Hasan Cemal‘i, taşeron Yasemin Çongar‘ı, Türk basınının en aşağılık misyonunu üstlenen ve haksız yere insanları hapse attıran, adına kan bulaşmış Taraf‘ın misyonunu...
Hazır medya üzerine belgeseller başlamışken sevgili arkadaşım Tuluhan‘dan bir devam filmi bekliyorum mutlaka.
Not: Tevazu göstermeyeceğim, AKP döneminde ne olduğunu merak ediyorsanız 2011’de yayımladığım “İmha Kitabı: Medya Nasıl Çökertildi” kitabıma bakabilirsiniz.
ABD’de sohbet konuları...
Kim ve Khloe Kardashian Erivan’da Soykırım Anıtı’na çiçek bıraktı.Diane Sawyer‘ın eski Olimpik atlet Bruce Jenner‘la yaptığı söyleşi de; Kim Kardashian‘ın annesi Kris‘le bir dönem evli olan Jenner kendisini hep kadın hissettiğini, hormon tedavisine başladığını ve yakında yeni kimliğiyle kamuoyunun karşısına Bruce Jenner hayatına kadın olarak devam edecek.çıkacağını açıkladı. Macerası bu yaz E! televizyonunda yayımlanacak. Bu vesileyle trans kimliği üzerine epey bir bilinç oluştu ABD’de. Amerika’da Ermeni Soykırımı’nı duymayan kalmadı. Kendi ülkeleri dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyen, hatta ABD’nin kendi uyguladığı soykırımdan (Kızılderililere yönelik) bile habersiz halk Kim Kardashian sayesinde bu konuyu duydu. Kim ve eşi Kanye West bu sene Erivan‘a da gittiler.

Dr. Mehmet Öz işten atılacak mı?
Dr. Öz bir sahtekar mı? Bir grup cerrah imza toplayarak Columbia Presbyterian Hastanesi‘nde görev yapan (ama haftada bir ameliyata ancak girebilen) televizyon doktoru Mehmet Öz‘ün işten atılmasını istedi. Öz‘ün televizyondan önerdiği uyduruk ürünleri mucize ilaç diye pazarlaması, hakkında açılan davalar prestijini epey sarstı. Clinton‘lar ne kadar paraya düşkün? Wall Street‘e, işadamlarına fazlasıyla bağımlı bir imajı olan, konuşma başına 200 bin dolar gibi ücretler alan Bill ve

Hillary ve Bill Clinton’ın para ilişkileri çok tartışılıyor.
Hillary Clinton‘ın serveti herkesin dilinde. Beyaz Saray’dan ayrıldıklarında Hillary Cliton beş paraları olmadığını söylemişti de tepki çekmişti. Şimdi yayımlanan “Clinton Cash” isimli kitapsa Clinton Vakfı’nın aldığı bağışlara bakıyor. Bill Clinton‘ın konuşma ücreti eşi Dışişleri Bakanı olunca bir anda artıyor mesela... Dış hükümetler Clinton Vakfı üzerinden Amerikan Dışişleri’nden bazı jestler istedi mi? Paralarının karşılığını aldılar mı?

Bruce Jenner hayatına kadın olarak devam edecek.