“Bir bekâr evinde ne yemek pişer?” desem, herhalde “Menemen; makarna; yemek yapılmaz sipariş verilir” gibi yanıtlar gelir, değil mi? Şimdi sizi 24 yaşında Almanya’da mühendislik okuyan, sörf ve pilotluk yapan, yemekleriyle şoke eden bir ‘bekâr evi’ sahibiyle tanıştırayım o zaman...

İtiraf edelim; hepimizin kafasında benzer ‘bekâr evi’ imajları var. Dağınık, hatta tozlu bir ortam; uyumsuz eşyalar, beter edilmiş bir mutfak, yıkanmamış çamaşırlar... Kadınların yalnız yaşadığı eve ‘bekâr evi’ sıfatı takmayız mesela. Peki, “Bir bekâr evinde ne yemek pişer?” desem, herhalde “Menemen; makarna; yemek yapılmaz sipariş verilir” gibi yanıtlar gelir. İşte şimdi bu imajları tamamen yıkacak biri var ortada. Instagram’da, ‘Bekarevi’ rumuzuyla, 3500 izleyicisine rağmen benim fenomenim! Neden mi? Anlatayım...

nilay-ornek-sli-4

KENDİ KENDİNE ÖĞRENMİŞ

İsmi Can İnelli. 1990 doğumlu. Can, İzmir’de, Girit göçmeni ailesinin yanında Ege otları ve deniz ürünleriyle iç içe büyümüş. Üniversiteye gidene, yalnız yaşamaya başlayana kadar da ne makarna haşlamış, ne de yumurta kırmış. Dışarıda sağlıksız beslenmeye başlayıp kilo da alınca yemek yapmayı öğrenmeye karar vermiş. Ama ne öğrenme!

nilay-ornek-sli-5

Tat alma ve doğru pişirme yöntemleri konusunda kendisini geliştirmeye ‘takmış’ Can. Videolar izlemiş, kitaplar okumuş, İzmir’de sörften tanıdığı bir büyüğünden yemek pişirme teknikleri konusunda bilgi ve ilham almış. Avrupa’da birkaç Michelin yıldızlı restoranda yemek de yiyince tat kadar, sunuma da önem vermeye başlamış.

nilay-ornek-sli-8

Cep telefonuyla çekip arkadaşlarına gönderdiği, Instagram’da #bekarevi etiketiyle paylaştığı fotoğraflar “Bu nasıl bekâr evi?”, “Şef tuttun da bize mi söylemiyorsun?” gibi tepkiler alınca, o da ‘Bekâr evi’ etiketi ile yemekler arasındaki ironiyi büyütmeye karar vermiş. Beyaz tabaklara koyduğu yemeklere, beyaz A4 kağıtlarıyla fon yapmış. Sonra da fotoşopla arka fonu biraz daha beyazlaştırarak tüm fotoğraflarında stüdyo fotoğrafı etkisi yaratmaya başlamış. Ardından siyah fon ve profesyonel fotoğraf makinesiyle yaptığı çekimler gelmiş. Şimdi o fotoğrafları sergilediği bir de sitesi var: bekarevi.co (com değil co).

nilay-ornek-sli-88

Almanya’dan konuştuğumuz Can’a “Her gün Michelin yıldızı alacakmış gibi yemek mi yapıyorsun?” diyorum; “Hayır” diyor, “Haftada bir iki böyle. Ama artık kendim yemek yaptığım için çok sağlıklı besleniyorum.”

 

bekar-evi

 

 

 

 

 

Can şimdi Almanya’da Karlsruhe Üniversitesi’nde makine mühendisliği okuyor. Son senesi.. İlerde aşçılık için profesyonel eğitim almaya da niyetli olan Can, “Hobi olarak havacılıkla ilgileniyorum. Gyrocopter ve planörle uçuyorum. Sörf de yapıyorum” diyor. Can İnelli sanırım ideal bekâr ve bekâr evi sahibi; benim de ‘örnek gencim’...

Ajandalarda aşk başkadır!

Kâğıt kaleme âşık; her daim ajanda tutan, babasınınkileri de saklayan biri olarak ben, tabii ki Milli Reasürans Sanat Galerisi’ndeki ‘Ece Ajandası’ sergisine gittim. Yılbaşına kadar sürecek, çok tarihli, bol yazılı sergiyi gezerken de, “Bütün saklanan ajandalar bir araya gelse, nasıl bir gayri resmi Türkiye tarihi, nasıl anılar, ne aşklar ve gerçekler ortaya çıkar?” diye düşünmeden edemedim. Ünlü isimlere ait ajandaların da olduğu sergide, özellikle oyuncu Füsun Erbulak’a ait olanlara bayıldım. Altan-Füsun Erbulak çifti, 1964’teki evliliklerinden sonra her yıl, bir ajandanın ilk sayfasına muhteşem notlar düşerek, resimler çizip aşk dolu, güleç fotoğraflar yapıştırarak başlamışlar yıllarına... Ajandalar ve akla getirdikleri o kadar hoş ki...

nilay-ornek-sli-6

 ‘MUHTIRA’ KALMADIĞI İYİ OLMUŞ!

Sergide bir de şunu fark ettim ki, ülkemizin darbelerle dolu tarihi nedeniyle aklıma başka bir şekilde kazınan ‘muhtıra’ kelimesi aslında “Herhangi bir şeyi hatırlatmak amacıyla yazılan yazı / andıç ve günlük” gibi anlamlara da geliyor! ‘Ece’, 1910’da ilk olarak ‘Muhtıra’ adıyla basılmış. Ancak Mehmet Sadık Kağıtçı, hem oğluyla ilgili bir olaydan (okunası bir aşk hikâyesi), hem de Atatürk’ün Dünya Güzeli seçilen Keriman Halis’e Ece soyadını vermesinden etkilenerek daha ‘güzel’ bir isim seçmiş; sanırım pek de isabetli olmuş!

 Kötü giyinerek de dizi izletilir!

‘Baktığım’ tek Türk dizisi ‘Medcezir’i ‘giysi takibi’ için seyrettiğimi fark ediyorum çoğu zaman; son moda ne varsa orada! Âşık olduğum dizilerden Forbrydelsen (Suç) ise bir Danimarka polisiyesi ve Sarah Lund bugüne kadar oluşturulmuş en ‘cool’ kadın karakterlerden biri.

nilay-ornek-sli-2

Ama bir sorun var; Sofie Gråbøl’un can verdiği bu karakter, her sezonu bir kazakla geçiriyor. 13 bölüm tek kazak! Ama hayranları o kazaklardan mı örmüyor, model paylaşan siteler mi açılmıyor; demek ki tek kazakla da efsane olunuyor!

nilay-ornek-sli-3

 ‘Gıdı törpületme’ peynir-ekmek misali!

Bir hayli kalabalık bir yemekte, sağlık ve estetik konuları açılmışken, ben öylesine, “Geçen 5 kişi bir yemekteydik, ikisi gıdı törpületme yaptırmıştı. 5’te 2! İyi bir oran yani! Doktorları da aynıydı. İnanılmaz değil mi?” dedim ve... Konu patladı... Masadaki 12 kişiden 4’ünün gıdı estetiği yaptırdığı, 1 kişinin de çenesini törpülettiği ortaya çıktı. Ne de olsa ‘gereksiz gıdı’ da daha kilolu ve yaşlı gösteriyordu.

guzellik-sli

“Hem estetik de değil; 20 dakika, 4 seans radyofrekans yöntemi yeterli” diyorlardı. En çok adı geçen iki doktordan birinin sitesine girdim; “Genç bir yüz V şeklindedir!” sloganını görünce kapatıyordum ki “Gözaltındaki morluklar için gözaltı ışık dolgusu” başlığını gördüm ve yarım saat çıkamadım! Bence Prada giyen o şeytan böyle adam topluyor:)