Enflasyonun düşüş trendine girmesinde, döviz kurlarının 2025’in son aylarında fazla artmamasının katkısı büyük oldu. Ekonomi yönetimi bu yıl da aynı seyri korumak istiyor ancak ihracattaki durgunluk kur artışını, dolayısıyla enflasyonu zorlayabilir.
Ekonomi yönetimi, 2026 yılını enflasyonla mücadele açısından, belli ki “son fırsat” olarak görüyor. O nedenle de yıl sonunda enflasyonu yüzde 20’nin altına indirmek için, her alanda yeni planları devreye sokacak. Bu planların başında da, “özellikle dolardaki aylık artışı yüzde 1’in altında tutma niyeti” geliyor.
2025’de enflasyonu artıran gıda, eğitim, sağlık ve kira artışlarının üzerinde de durulacak. TÜİK’in yeni hesaplama yöntemiyle, kira ve gıda fiyatlarının tüketici fiyat artışlarındaki ağırlıklarını azaltması, ekonomi yönetimine katkı sağlayacak.
Şubatta açıklanacak raporla; enflasyon hedefini yüzde 19’a çıkarılması beklenirken, yönetim, “artık bu hedefin tutması” için belli ki tüm imkanları seferber edecek. Böyle bir başarının ardından, 2027 yılında uygulanacak seçim ekonomisinin maliyetini azaltmak da amaçlanıyor olabilir.
Plan böyle ama bazı alanlarda, planların bozulma ihtimali de yüksek. Planı zorlayacak konular arasında, içeride siyasi çatışmaların alevlenmesi ve küresel koşulların ağırlaşması gibi risklerin önemli olacağı da ortada.
KUR KONUŞMAK YASAKLANDI AMA...
Ekonomik risklere gelince; planı bozabilecek en önemli unsurlardan biri “kurlardaki artışın mevcut seviyesinde korunamaması” olacaktır. Çünkü İstanbul Sanayi Odası’nın ihracat iklimi ile ilgili saptamaları, ekonomi yönetiminin umduğu kadar, dış talebin canlanamayacağını gösteriyor.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, ihracatçılara yaptığı son konuşmada “ihracatta kur etkisinin söylendiği kadar yüksek olmadığını, asıl etkinin dış talepten” geldiğini belirterek, 2026’da bu konuda umutlu olduğunu söyledi.
Dolayısıyla ihracatın yeterince artmaması konusunda dile getirilen kur taleplerini törpülemeye çalıştı. “Kurlara değil, dış talebe bakın” demek istedi. Zaten son aylarda, belli ki hükümetin telkinleriyle, ihracatçılar artık “kurların artması lazım” taleplerini kestiler. Artık “rekabet gücümüzün artması lazım” diyerek, kurlar artsın demeden, dolaylı kur şikayeti yapıyorlar.
Dün açıklanan İSO Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi, aralıkta 51.6’ya gerileyerek, son beş ayın en düşük seviyesine indi. Bu rakam dış talep koşullarında oldukça ılımlı bir iyileşmeye işaret ediyor.
Dolayısıyla ekonomi yönetiminin beklediği ihracat talebindeki iyileşmenin, 2026’da yaşanması zor görünüyor. Öyle olunca da; yıl içerisinde ihracatçıların kurlarla ilgili şikayetlerinin canlanması beklenebilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kurların konuşulmasını önlemiş olabilir ama şartlar ağırlaşınca bu sese kulak vermek zorunda kalabilir. Çünkü ihracattaki durgunluk, devam etmesi beklenen iç talepteki daralmayla birleştiğinde, üretimin düşmesi, işsizliğin yeniden yükselişe geçmesi sonucunu doğurabilir.
İşte bu nedenle ihracatın beklenen ölçüde canlanmaması, kurların hızlandırılması yönünde ciddi bir baskıyı gündeme getirebilir. Öyle olunca kur artışlarındaki hızlanmayı, yıl içerisinde görebiliriz. Bu da doğrudan enflasyonla mücadele programıyla ilgili planların bozulması anlamına gelecektir.
Küresel ekonomide yeni yılla başlayan pembe tablo, Trump etkisiyle kararmaya başlayacak gibi gözüküyor. İçeride de hem küresel koşullar, hem de bize özgü sıkıntıların pembe tabloyu bozma ihtimali yüksek.