Bir haritaya bakın. Güney Lübnan... Litani Nehri...
Ve 10 kilometre kuzeyindeki Zehrani Nehri...
Bu iki hat arasında kalan bölge artık coğrafi bir alan değil. Fiilen çizilmiş bir askeri koridor.
Bugün 10 günlük ateşkes ilan edilmiş olabilir. Ama sahadaki hareketlilik, yıkılan köprüler, boşaltılan köyler bize şunu söylüyor... Bu bir duraklama... Bitmemiş bir operasyon.
Çünkü sahada yapılan şey çok açık. İnsanları kuzeye doğru itmek.
Mart ayındaki tahliye çağrılarıyla birlikte İsrail, sivilleri doğrudan Zehrani Nehri’nin kuzeyine çıkmaya zorladı.
Sadece birkaç hafta içinde 1.2 milyon kişi yerinden edildi.
★★★
İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri doktrini 1978’deki Operation Litani ile başladı. Ama bugün daha ileri bir aşamadayız.
İsrail, Litani Nehri’nin güneyini resmen, kuzeyini ise fiilen kontrol etmek istiyor.
Neden?
Çünkü Litani Nehri sıradan bir nehir değil. Lübnan topraklarının %10’unu kapsayan bir havza. Ülke su kaynaklarının yaklaşık yüzde 30’unu taşıyan sistem. Tarım, elektrik (barajlar) ve içme suyunun omurgası.
Başka bir deyişle... Litani Nehri, Lübnan’ın can damarı...
★★★
Peki İsrail ne yaptı?
Önce Şii yerleşim yerlerini ardından köprüleri vurdu.
Litani üzerindeki köprülerin sistematik şekilde imha edilmesi, sadece Hizbullah’ın lojistiğini kesmeyi öngörmüyor. Bu, kuzey ile güneyi koparan bir strateji. Çünkü nehir bir sınır çizgisi haline getiriliyor.
Litani ile Zehrani arasına baktığınızda şu an şunu görüyorsunuz.
Boşaltılmış yerleşimler. Yıkılmış altyapı. İnsansızlaştırılmış bir bant.
Bu, klasik bir güvenlik tamponu olmaktan uzak. Bu, İsrailli yerleşimcilere hazırlanmış alan.
Golan Tepeleri’nde ne olduysa, burada da o modelin izleri var.
İsrail, Golan Tepeleri’ni işgal ettiğinde sadece askeri kontrol sağlamadı; aynı zamanda topraklarını fiilen genişletti. Golan’ın ilerisindeki köylerde de sınır boyunca ileri karakollar kurdu. Fiilen işgal etti.
★★★
İşin ikinci boyutu su.
Ortadoğu’da savaşlar petrol için yapılır diye anlatılır. Gerçekte savaşlar su için yapılır.
İsrail uzun yıllardır su sıkıntısı çeken bir ülke. Ve Litani, tamamen Lübnan içinde doğan nadir büyük su kaynaklarından biri.
Bu yüzden Litani sadece bir nehir değil, bir gelecek garantisi.
★★★
Üçüncü boyut ise demografi ve siyaset.
Lübnan’ın yapısı sıradan bir devlet olmanın çok ötesinde. 18 farklı mezhebin paylaşımla yönettiği bir sistem.
Cumhurbaşkanı Maruni (Katolik kökenli Hristiyan blok), başbakan Sünni, Meclis Başkanı Şii...
Ve bu sistemin en kritik parçalarından biri de Yunan Ortodoks Hristiyanlar.
Toplam nüfusun yaklaşık %8-10’unu oluşturuyorlar.
Ama mesele sayı değil. Mesele konum.
Bu topluluğu basit bir dini grup gibi düşünmeyin. Devletin içinde kilit bir denge unsuru. Lübnan’daki yazılı olmayan anlaşmaya göre Başbakan yardımcısı, Meclis başkan yardımcısı gibi kritik pozisyonlar Yunan Ortodokslara veriliyor.
Yani bu topluluk, Lübnan’ın siyasi mimarisinde kilit taşı.
★★★
Şimdi buradan büyük resme bakın.
Yunan Ortodoks kimliği sadece Lübnan içinde kalmıyor. Doğrudan Yunanistan’la tarihsel, kültürel ve dini bağ taşıyor.
Ve bugün Doğu Akdeniz’de İsrail-Rum Kesimi-Yunanistan arasındaki askeri ve enerji iş birlikleri düşünüldüğünde...Bu hat artık sadece dini değil. Jeopolitik bir hat.
İşte bu yüzden güney Lübnan’daki demografik değişimi, bir “yan etki” olmak yerine, aynı zamanda siyasi dengeyi yeniden kurma olarak okumak lazım.
Doğu Akdeniz’de yeni bir eksen yaratma girişimi...
★★★
Güney Lübnan’ın kontrolü İsrail’e Akdeniz’de; daha geniş deniz alanı, potansiyel doğalgaz sahalarına erişim ve kıyı güvenliğinde avantaj kazandırır.
Bugün Doğu Akdeniz’de enerji savaşı yaşanırken bu küçük görünen kıyı şeridi aslında milyarlarca dolarlık denklem demek.
Görüntüde operasyonun adı “güvenlik” olabilir. Ama hedef çok daha büyük.
Su kaynaklarını kontrol etmek, tarım havzasını ele geçirmek, demografiyi değiştirmek, stratejik derinlik kazanmak, deniz alanını genişletmek...
Ve en önemlisi sınırı kalıcı olarak yukarı taşımak.
10 günlük ateşkes? Bu sadece bir nefes.
Harita hâlâ değişiyor.