İster kabul edin ister etmeyin. Türkiye Cumhuriyeti’nde bugün dış gündem kaynaklı birçok alana etki edilmesi muhtemel olsa da kabine bunların dışında...
Dışarıda güçlü profil, iç seçmen gruplarının yalnızca kısıtlı halkalarında etkili, kalanı sadece “hep” ekonomiye bakar.
Evet burası Türkiye ve dış politikadaki birçok adım uzun yıllar boyunca iç siyasetin malzemesi oldu. Hatta daha ileri götürelim, kimi adımlar bizzat iç hesaplı olarak atıldı.
Fakat aylardır vurguladığımız bir gerçek var ki tüm bunların ötesinde; artık her gelişme milli güvenlik meselesi. Çevremiz ısındı, düşmanlarımız bize karşı cepheleşti, iç provokasyonlar arttı, terör örgütleri hareketlendi. Artık iç siyasette malzeme olabilecek hiçbir şey yok. Gerçekten iç cepheyi tahkim ederek ilerlemek tek panzehir. Bunu iktidar da anlamalı, iktidar dışı güçler de...
Hayatını AK Parti’nin dış politikasında attığı adımları eleştirmekle geçinen birçok emekli komutan, akademisyen veya gazeteci de bugün benzer vurguları boşuna yapmıyor. Halep’in iki mahallesi bile iç meselemiz. Evet daha önce değildi ama dünün hesaplaşmasının bugüne pragmatik bir çözümü yok. Zira terör örgütü YPG konuşlu adresler artık doğrudan süreçle bağlantılı. Öyle olunca içeride İsrail kaynaklı birçok provokasyon harekete geçirilebiliyor.
IŞİD terörü son örneklerinden oldu ve şehitler verdik.
Kapsayıcı olan hangi adım varsa, iç kutuplaştırmayı sonlandırmaya yarayacak ne gibi bir ibare var ise sarılmak lazım. Dışarıda güçlü ittifaklar şart, şart, şart. O yüzden kimi anlaşmaları iktidar lehine güçlendirici anlaşmalar olarak görmek yerine devleti önceleyen bir perspektif ortaya konulmalı. Böyle bakmak bu aşamada zor evet, çünkü içerideki yıllanmış tahribat muhalif tabanda haklı endişeler yarattı. Yine de umutsuz olmamak gerek.
Siyaset-yargı denkleminin dışına biraz çıkabilecek bir muhalefetin de böyle davranacağı aşikar. O kadar çok yargı-tutuklama-sağlık meselesiyle boğuşturuldu ki, oluşacak en ufak bir “gerçek” normalleşme adımı ülkeye nefes aldıracak.
Bunlar olurken elbette ağır ekonomik koşullar iyileşmedikçe sandığın belirleyicisi olmaya devam edecek. CHP’nin mitinglerinde buluşan emekli-asgari ücretli kalabalığı da bunu net bir şekilde gösteriyor.
Peki “kabine demiştin”, diyeceksiniz.
Kabinede değişim hep bekleniyor, sıcaklığı öyle kolay kolay da düşmez. Zira 2027’ye giderken başat koltuklarda olmasa da seçime endeksli adımların atılacağını anlıyoruz.
Yaz öncesi mi olur, yaza daha çok olan bugünlerde mi, belirsiz.
Ama şu net; dış gündem kaynaklı bir refleks gösterilmez. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özellikle son yıllarda bu yöndeki iddiaları sıklıkla boşa çıkardığını hatırlatmak gerek.
Trump’ın yeniden seçilmesiyle oluşması beklenen büyük değişim de sınırlı tutulmuş, Dışişleri, İçişleri, Hazine, Adalet gibi koltuklar bugünkü sahiplerinde kalmıştı. Yine büyük tahminler ortaya konmuş olsa da sınırlı adım atılmasını muhtemel görüyorum.
Ne hemen ne çok sonra...
Zaten parti yönetimini, il-ilçe teşkilatlarını çoktan yeniledi Erdoğan. Kimsenin fark etmediği yerel adımlar seçim yaklaştıkça konuşulur olacak.
Transferler, operasyonlar ve miting meydanlarının iç içe geçtiği seçim atmosferinde daha çok anlayacağız.
Tabi bunlar en çok da ekonomi kaynaklı kayıp giden seçmene yetecek mi? Belirleyici olan bugünün değil yarının anketleri olacak.
Kısır iç siyasi tartışmalar da yarın hatırlanmayacak.
KÖŞENİN GÖZÜ

Trump ikinci kez ABD Başkanlık koltuğuna geldiğinde uzun saatlerini arşivde geçirmiş ve eski başkanların portreleri için yeni seçimler yapmıştı.
Kabine odasına astırdığı eski başkan seçkisinin en dikkat çeken ismi McKinley.
En çok onu örnek aldığı açık, zaman zaman yerli yersiz konuşmalarında adını geçirerek bunu gösteriyor zaten.
“McKinley, hak ettiği takdiri hiç görmemiş harika bir başkandı. Gümrük vergileri konusunda harikaydı. Bu konuda sanırım onu geçeceğim. McKinley diğer ülkelerin ülkemize gelip iş yapmanın ayrıcalığı için ödeme yapmaları gerektiğine inanıyordu. Ve onları ödetti. Ve muazzam bir servet inşa etti.”
Bu sözler geçtiğimiz günlerdeki tarife adımlarını da Çin ile ısınan suları da kapsayacak bir bakiyeye işaret ediyor.
Hawai ve Porto Riko gibi bölgelerin ilhak edilmesi gibi McKinley miraslarını da önemsediğini Venezuela adımından alıyoruz Trump’ın...
Ve önceki satırlarda okuduğunuz üzere Trump, McKinley’i geçmekten bahsediyor. Grönland, Meksika, Küba ve İran tehditlerine bu gözle bakmak gerektiği için hatırlatmak istedim.
KÖŞENİN SÖZÜ
“Bir düşman çok, yüz dost azdır.” - Kızılderili atasözü.