Yazımızın başlığı duyarlığa, özene, dikkatli olmaya çağıran anlamlı bir halk sözüdür. Pişmanlık duymak, yakınmak yerine önceden iyi düşünüp iyi değerlendirerek, tüm olasılıkları gözeterek tutum ve davranış sergilemeyi, karar verip uygulamayı öneren bir çağrıdır. “Hak arama özgürlüğü”nü bilinçlerine yerleştirememiş, yurttaşlık görevlerini yeterince özümsememiş toplumlarda önyargılı, koşullanmış, yanlı, duygusallığa ve çıkara bağlı kimi yönelişlerin açtığı yaralar nedeniyle sızlamalar, hep bu sözü anımsatır.
Nerdeyse, var olma-yok olma, kurtulma-yıkılma, aydınlık-karanlık, demokrasi-diktatörlük ayrımı gösterilen önümüzdeki genel seçimler, seçmenlerin yaşam haklarını koruyup güçlendirme olanağı sayılıyor. Bir tür siyasal dönemeç. Olumsuzlukları başarı gibi gösteren, yalanları doğru gibi dayatan, gerçekleri saklayan, hukuksuzluk ve adaletsizlikleri demokrasiyle bağdaştıran, özellikle cumhurbaşkanının içtiği anda aykırı toplantı, gezi ve konuşmalarını alkışlayan, insan haklarını, gerçek demokrasiyi, hukuk devletini, yargı bağımsızlığını, yönetimin yansızlığını unutan, toplumsal barışı ve ulusal dayanışmayı öteleyen, sendikal hakları, üniversite özerkliğini hiçe sayan, karşıtlıkları ve ayrışmaları körükleyen tutumları aklarcasına oy kullananların kimseye söyleyecek sözü olamaz.
Tutum ve davranışlarıyla, işlem ve eylemleriyle, konuşmaları ve yazılarıyla, kullandıkları yetkileriyle zarar açanlara desteklercesine oy verenler, birlikteliklerini oylarıyla doğrulayanlar, en az seçtikleri ölçüsünde kusurlu ve suçludurlar. “Oy namustur” sözümüz, demokrasiye yaraşır olduğu inancındaki herkesi düşündürmelidir. Kimsenin, kendi istediği ve neden olduğu durumların sonuçlarından yakınmaya hakkı yoktur. Oyla açıklanan kanı, en önemli vicdan yankısıdır. Oyu, yalnız kendimiz için değil, tüm yurttaşlar için kullanıyoruz. Oy satılmaz, satın alınmaz. Hatır için kullanılmaz. Tersine tutum, sapkınlıktır.
EĞER
Seçmenler, ülkenin bölünmesi, ulusun parçalanması, demokratik, lâik, sosyal hukuk nitelikli Türkiye Cumhuriyeti’nin bozulması amaçlı çabalarla bu kalkışmalara verilen ödünleri ve insanlığını, kişiliğini, onurunu özetleyen ulusal kimliğinin yadsınmasını uygun karşılıyorsa,
Düşünce ve vicdan özgürlüğünün güvencesi lâikliği kaldırıp inanç sömürüsüyle kadınları dışlamayı, eve kapatmayı, karanlığa gömmeyi, mezhepçiliği, tarikatçılığı, cemaatçiliği, iktidar için her şeyi yapmayı, her yolu ve aracı geçerli saymayı içine sindiriyorsa,
Yargıçları yandaş kılarak adaletsiz bir düzenin oluşmasını, iktidarın istemediği yargıç ve savcıların tutuklanmasını, meslekten çıkarılmasını, andına aykırı seçim çabalarını sürdüren günümüz cumhurbaşkanını görevinin sınırları içine çekecek bir kararla uyarmaktan kaçınan Yüksek Seçim Kurulu’nu, kimi devlet organlarının parti birimi gibi çalışmasını haklı görüyorsa,
Cumhuriyetin kazanımlarının özelleştirmelerle elden çıkarılıp yandaşlara olanaklar verilmesini, kayırmaları, ayrıcalıkları, saray, villâ, gereksiz cami yapımlarını, özel uçak, lüks taşıt alımlarını, devlet parasıyla seçim çalışmalarını, örtülü ödenek katkılarıyla yöneticilerin hesap vermemesini yerinde buluyorsa,
“Ne istediler de vermedik” denildiğini unutup tüm aykırılık, kötülük ve sapkınlıkların “Paralel” suçlamasıyla Fethullahçılara yıkılmasına, 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet olaylarının “Darbe” nitelemesiyle kapatılmasına seyirci kalıyorsa,
IŞİD, El Nusra, Hamas ile İmralı-Kandil-KCK ilişkilerine ve TIR olaylarına yönelik eleştirileri gözardı edip iktidarın savunmalarına inanıyor, bozulan dış ilişkileri başarı göstermeye katılıyorsa,
Polisin orantısız güç kullanımına, gençlere, öğrencilere, avukatlara, işçilere karşı sert tutumlara, baroları ve meslek odalarını suçlamaya sıcak bakıyorsa,
Şehirlerin betonlaşmasını, kıyıların yapılarla kapatılmasını, ormanların kıyımını, HES’leri, memur, işçi, emeklinin yaşam güçlüklerini izlemekle yetiniyor, oy için kömürleri alkışlıyorsa,
Yakın ve yandaşların yöntemsiz göreve alınmalarını geçerli sayıyor, oy için devlet ve belediye olanaklarının kullanılmasını susarak izliyorsa,
Soma’da yitirdiğimiz 301 işçi için “İşin fıtratında var” sözüne kanıyor, tüm işçi ölümlerini böyle değerlendiriyorsa,
Hakları kullanıp özgürlükleri yaşamaya getirilen sınırlamalarla, anlamsız ve gereksiz yasakları yararlı sanıyorsa,
Askerin kışlaya, polisin karakola kapanmasını, ATATÜRK ve İNÖNÜ karşıtlıklarını yerinde görüyor, saldırıları, çirkinlikleri yapana ve yapılana yakıştırıyorsa,
Hak aramasını ve hesap sormasını savsaklıyorsa “Allah kurtarsın” demekten başka söze gerek kalmıyor. Kendini kurtarmayı bilmeyenler için yapacak bir şey yoktur. Pişmanlık hiçbir fayda sağlamaz.