Genelkurmay Başkanı’ndan
“Türkiye’nin patriot füzelerinin tetikçisi
olmasına ne ihtiyacı var?” sorusunun
cevabını bekliyorum.
Herkes bu soruyu sormalı.
Niçin tetikçi olduk?
Mecbur muyduk?
Ve niçin mecbur olduk?
Cevabını istemeli.
Çünkü “Kitaplı strateji gitti! Derinlik
yerinde kaldı!” durumuyla yüz yüze geldik. 10 yıldır her fırsatta, her mekanda, her durumda hitabetin gücünü en yükseğe
çıkartarak “1930 kafası”na kin dozajı yüksek eleştiriler yağdırıyorlardı.
“1930 kafası”ndan kasıtları
Cumhuriyeti kuranların izlediği dış
politikaydı. Objektif tarihçiler söylüyor: Bu politikanın esasını da Osmanlı dönemi tecrübelerini yaşamış Mustafa Kemal ve kadrosu çizmişti.
* * * * *
“1930 kafası korkaktı” dediler.
“1930 kafası acizdi” dediler.
“1930 kafası hezimettir” bile dediler. Onlara göre, “Lozan bir zafer değil bir
hezimet” ti. Hezimetten doğup
Türkiye’nin başına geçmiş “1930 kafası” da doğal olarak yenilgiyi (hezimeti) kabul etmişti. Türkiye’yi büyütemiyor,
geliştiremiyor, zenginleştiremiyor sadece “camileri kapatıyor” ve ekmeği halka
karneyle dağıtıp, kendileri
“monşerleşerek” Türkiye’nin padişahlık döneminde olduğu gibi “Ortadoğu’nun
lideri, Balkanların sahibi, Kafkasların
yönlendiricisi” olmasını engelliyordu.
“Biz bu kafayı atacağız” dediler.
“Bu kafa” dedikleri 1930’dan beri;
“İstiklali tam” diye bir dayanak bulmuş: “Türkiye Cumhuriyeti başka ülkelerin iç işlerine karışmaz, başka ülkeleri de kendi içişlerine karıştırmaz” diyen ve “yurtta sulh cihanda sulh” diye özetlenen dış
politika kurmuştu. Bu donmuş dış politika Türkiye’nin önünü tıkıyor propagandası yaptılar.
“Biz yeni bir kafayla geldik” dediler.
* * * * *
2002’de yeni kafanın adına “Stratejik Derinlik” diyorlardı.
Stratejik Derinlik; açılmaktı.
Uçaklara doluşup koşuşmaktı.
10 yılda gidilmedik ülke kalmadı,
“kardeşim” diye sarılmadık lider de
kalmadı. Türkiye’yi Ortadoğu’nun lideri gibi gösterip Avrupa Birliği’ne hava
bastılar. Avrupa Birliği’ne üye olacakmış gibi gösterip Ortadoğu’daki Arap
ülkelerine fiyaka sattılar.
10 yıl AB’ye hava atarak geçti.
Araplara fiyaka satarak bitti.
2002 kafası stratejik derinlik; hava
atmak, fiyaka satmak olarak tarihe geçti. 10 yılın sonunda Türkiye Avrupa
Birliği’ne giremedi. Ortadoğu’da da
Türkiye’nin Başbakan’ı ile Dışişleri
Bakanı’nın sözünü dinleyecek (üç-beş ibiş şeyhlik yönetimi dışında) tek bir ciddi ülke bile olmadı.
* * * * *
Irak Türkiye’yi suçluyor.
Suriye Türkiye’yi düşman sayıyor.
Iran Türkiye’yi samimi bulmuyor.
Rusya Türkiye’yi uyarıyor.
İsrail Türkiye’yi ciddiye almıyor.
Ermenistan Türkiye’den özür bekliyor.
Barzani, terör ihraç merkezi Kandil’i
koruyor. ABD, Türk Ordusu’nun terör
yuvası Kandil’e girmesine izin vermiyor. Ve Türkiye, komşuları kendisine biyolojik ve kimyasal başlıklı füze atabilir
ihtimalinin çok yüksek bir noktaya
ulaştığını düşünüyor olmalı ki, “patriot
füzelerinin tetikçisi olmayı” bile kabul
ediyor. Türkiye; “başka ülkelerin iç
işlerine karışmayız, başka ülkeleri de
kendi içişlerimize karıştırmaz” diyen “1930 kafasını mumla arayan“ ülke
haline geliyor. Türkiye Başbakanı, İsrail’e köpürüp kızarken; Türk ticaret gemileri Yunan bayrağı çekerek İsrail’in Hayfa
Limanı’nı kullanmak zorunda kalıyorlar.
* * * * *
Bu yüzden siz okurlar; Genelkurmay Başkanı’ndan “Türkiye’nin patriot
füzelerinin tetikçisi olmasına ne ihtiyacı var?” sorusunun cevabını bekleyiniz.
Stratejik derinlik adı verilen “hava atma
fiyaka satma” dış politikasının patriot
tetikçisi olmamızdaki payı nedir?
Niçin patriot tetikçi olduk?
Mecbur muyduk?
Ve niçin mecbur olduk?