Kömür işçilerinin sorunlarını anlayıp yazmak için maden ocağına inmiştim. “Baş lambası” diyorlardı. İşçilerin, öncelikli olarak yanlarına mutlaka onu aldıklarını görmüştüm. Işık, işçinin başındaki lambadan geliyor, madencinin iki eli de serbest kalıyordu. Böylece yerin 100-200 metre altında koyu karanlıkta kazmasını vuracağı kömür damarını rahatça görebiliyor. Serbest kalan elleriyle de toprak altında ölü yatan cevheri, ülke için zenginliğe dönüştürebiliyorlardı.
En yüce değer emekti!
★★★
5 aylık maaşları ile 12 yıllık kıdem tazminatlarını alamayan Doruk Madencilik işçileri, Eskişehir’den Ankara’ya 9 günde yürüdüler. Kurtuluş Parkı’nda açlık grevi başlattılar. Bel üstü çıplak vücutlarına; “şimdi daha da açız ve çıplağız” cümlelerini yazıp, sarı madenci baretlerini; “tak-tak-tak...” betona vurdular. Kömür işçileri aslında Ankara’yı “baş lambası” ışığı ile aydınlatmaya ve madenci baretlerini de betona vurarak Türkiye’yi uyaramaya geldiler.
5 gün doldu.
Doruk Madencilik şirketinin sahibi, kendisine verilmedik devlet maden yatağı, sunulmadık devlet elektrik santrali kalmamış, teşviklerle kayırılmış, iktidar gücüyle korunmuş patron Sebahattin Yıldız, gelip işçilere ve tüm Türkiye halkına açıklama yapmalıydı.
Maaşları ödeyemiyor.
Niçin?
Tazminatları veremiyor.
Neden?
Özür dilemeliydi.
Bir kömür ocağı ve yanında kömürden elektrik üreten bir termik santral neden işçisinin maaşını, kıdem tazminatını ödeyemez ve devletten bana biraz daha kıyak yap demek durumuna düştü? Kim nerede hangi hatayı işledi? Ya da hangi hesaplar yanlış çıktı? Patron Sabahattin Yıldız, kömür işçisinin Ankara’da yaktığı baş lambasının ışığına çıkmayı göze alamadı. Işıktan korkup kaçan hamam böceği gibi saklandı.
★★★
Ankara’da kömür işçilerinin toplandığı meydana TMSF (Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu) Başkanlığını yapmış Fatih Rüştü Karataş adlı yüksek devlet bürokratının da gelip işçilere özür bildiren açıklamalar yapması gerekirdi. İşçilerin çalıştığı kömür yatağını, Sebahattin Yıldız adlı iş adamının şirketine devreden TMSF’nin o yıllardaki Başkanı, bu kömür madenini devletin elinden özel sektör Sebahattin Yıldız’a daha verimli, daha kârlı, daha kazançlı işletmesini gözeterek devretmiş olmalıydı. Yani devletin kömür ocağının yeni sahibi, bu ocağı işleterek çıkardığı kömürden elde ettiği kazançla hem işçilerin ücretlerini hem kıdem tazminatlarını hem devletin hakkı olan vergileri hem iş verenin hakkı olan kâr payını, hem bu kömür ocağı çevre kirlenmesin, doğa katliamı yaratmasın diye gerekli yatırımları eksiksiz yapacak parayı çıkartacak durumda olmalıydı.
Niçin olmadı?
TMSF’nin Başkanı, Ankara’da işçilerin baş lambası ışığı yaktığı o meydana gelip açıklamalar yapamadı. Işık görüp kaçan hamam böceği durumuna o da düştü.
★★★
Işıktan korkup kaçan üçüncü hamam böcekleri de var. O da Enerji Bakanlığı ve bu bakanlığın atayanı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. İşçiler Ankara’da toplanıp açlık grevine yatınca Enerji Bakanı ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni temsilen lacivert takım elbiseli, ikisi birlikte, o meydana gelip, işçilere; “sizi bu duruma düşürmüş olmaktan dolayı çok üzgünüz, çok pişmanız. Bu kömür ocağı ve yanında termik santrali, kazançlı çalıştırabilecek özel sektör iş adamını bulup ona vermeli, bulamıyorsak biz devlet olarak çalıştırmalıydık” demeliydiler.
Gelemediler.
Gizleniyorlar.
İşçiyi coplatıyorlar.
★★★
32 yıl Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nda ve 4 yıl da Halk Bankası’nda müfettişlik yapmış idealist, vatansever, hak bilir, hukuk gözetir emekli müfettiş Şenol Sarrafi, Eskişehir’deki kömür yataklarının ve Yunus Emre Termik Santrali’nin TMSF tarafından Doruk Madencilik şirketine devri sırasında yapılan işlemleri kaynaklara inerek inceledi. Bulduğu sonuçları size aktarayım diye bana gönderdi. Şenol Sarrafi, pek çok haksız hukukuz işlem yapıldığını, işçiye olan borçların birinci sırada ödenmesi gerekirken son sıraya itildiğini, “adrese teslim ihaleler” yapıldığını, 3.2 milyar TL değerindeki kömür yatağı ve termik santralin 1.1 milyar liraya devredildiğini, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ile Çekya Export Bank’tan alınan kredilerin ödenmesinde Doruk Madencilik şirketinin korunduğunu belgeleriyle buldu. Şenol Sarrafi’nin yazdıklarını yarın size aktaracağım.
YARIN:
Ey patron konuş!