Bunu, BIS (Uluslararası Ödemeler Bankası) söylüyor. Aşmışsa ne olmuş? Bunun cevabı yok! Şunu herkes bellesin: Milletler zenginleşip, milli servetleri arttıkça “borçlar” azalmayacak, artacaktır. Kamu borcu, firma borçları, kredi kartı borçları, çiftçi borçları, ticari borçlar, tüketici borçları aklınıza hangi tür borç geliyorsa gelsin hepsi büyüyecektir. Çünkü zenginleşmenin bir göstergesi de halkın tasarruf mevduatının artmasıdır. Artan mevduatı da bankalar birilerine “borç/ödünç” verecektir. Yani mevduat artınca, krediler de artar. Çünkü her banka bir “bilanço”dur. Bilançoda da yer alan varlıklar, yükümlülüklere hep denktir. Sorun, kredilerin büyümesinde değil, kredilerin teminatıdır denilen reel “varlıkların” fiyatlarının şişmiş yani balon yapmış olmasındadır.
İYİ Kİ BİZİM ÇOCUK AMERİKALI DEĞİL
Türkiye’de kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 36 dolayındadır. Eğer kamu borcu, halkın borcu demekse (ki öyledir) doğan her Türk çocuğu, kabaca 11 bin dolar olan kişi başına milli gelirin yüzde 36’sı kadar, yani 4000 dolar borçla doğmaktadır. Herhalde böyle matrak hesaplarla çok karşılaştınız. Borçlu doğan çocuklarımızın haline de üzüldünüz. Amerika’nın kamu borcunun, milli gelirine oranı yüzde 100’ün üstündedir. ABD’de kişi başına milli gelir 45 bin dolardır. Yani bizim hesaba göre ABD’de her çocuk, 45 bin dolar borçla dünyaya gelmektedir. Ne var ki; 45 bin dolar borçla doğan Amerikalı çocuk, 4 bin dolar borçla doğan Türk çocuktan daha iyi durumdadır. Çünkü o ülkede çocuk başına düşen “milli servet” Türkiye’dekinin 10 katıdır. Unutmayın, çocuklar sadece ulusal borçla değil, ulusal varlıkla da doğar.
İÇ BORCU BIRAK, DIŞ BORCA BAK
Ülkeler iç borçları yüzünden zora girmez. Çünkü iç borcun, alacaklısı da borçlusu da aynı ülke halkıdır. İç borcun anlamsız olduğunun en iyi örneği, milli gelirinin iki katından fazla kamu borcu olan Japonya’dır. Söylendiğinin aksine Türk devletinin iç borcu hiçbir zaman yüksek olmamıştır. Devalüasyon sonrasında oluşan ani artışlar ölçme hatalarıdır. Türkiye’nin iç borcunun milli gelire oranı, 2001 krizine kadar yüzde 40’ın biraz üstündeydi. 1950’lerde yüzde 20’nin altındaydı. Ama ülkemiz ekonomik krizlerinden kurtulamadı. Çünkü dış borçları yüksekti. Şimdi de iç borcumuzun milli gelire oranı düşük, bize bir şey olmaz diye böbürleniliyor. Ama dünya âlem Türk ekonomisi çok kırılgan diyor. Niye? Dış borcu
yüksek de ondan.
Son söz: Her büyüme, şişme; her şişme, büyüme değildir.