Sevgili okurlarım, adına futbol denilen profesyonel spor dalı dünyanın bütün ülkelerinde bir numaralı heyecan kaynağıdır. Hem heyecan kaynağı ve hem de geçim kapısıdır. Bazılarını yoktan var eder, bazılarını her açıdan mahveder. Şimdi bir düşünelim ve gözlerimizi son dünya kupası maçları için özellikle bazı Afrika ülkelerine çevirelim. Adı sanını bugüne kadar duymadığımız, haritada yerini bilmediğimiz bazı ülkeler şimdi son dünya kupasında oynuyor... Ve iyi oynuyorlar. Dünya üzerinde hemen hiçbir konuda ağırlığı olmayan bu ülkeler futbolda söz sahibi olmuş durumda. O kadar ki, ekonomik açıdan güçlü olup dünyayı yöneten ‘gelişmiş ülkeleri’ sahada yenmeyi başarıyorlar. ★★★ Bizdeki durumlara bakacak olursak... Türk milleti de futbolu çok seviyor. Bu konuda sadece şu birkaç günlük olaylara bakalım. Milli takımı ABD’ye gönderirken büyük bir inancımız vardı! Bizim çocuklar bu dünya kupası maçlarını da kazanacak ve belki Türkiye’ye madalya ile döneceklerdi. İyi bir sonuç aldıkları takdirde oyunculara ve teknik kadroya çok büyük primler verilecekti. Adam başına 500 bin dolar gibi. Takım maçlarını anladık da, milli göreve prim verilir mi? Bu nasıl iştir! Örneğin Futbol Federasyonu yüz milyarlarla oynuyor. Elinde her türlü maddi olanaklar var. Nitekim bu gaz verme süreci bizim maçlardan önce başlatıldı. Halk coşkuya getirildi ki prim dağıtımı gerçekleşirse kimse su koyvermesin, itiraz edemesin. Bunun ilk koşulu toplumda milli maç coşkusu yaratmaktı. Bu amaçla cami avlularına, meydanlara, caddelere ve her yere dev ekranlar kuruldu. Bizim meşhur Diyanet bile bu işe soyundu! Yüz binlerce kişi milli takım için tezahürat yapıyordu. Biz bunlara tribün milliyetçisi diyoruz. Ülkesinin büyük sorunlarını bilmeyen, bilse bile tepki vermeyen milyonlar milli takım için hem de sabahın köründe haykırıyordu. ★★★ Dahası var!.. Yaratılacak coşkuyu önceden hazırlayıp toplumun damarlarına zerk etmek gerekiyordu. Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu milli takım oyuncularının her birine Bodrum’da yaptırmak üzere olduğu villalardan birini hediye edecekti. Bu arada piyasada söylentiler yayıldı. Eğer son sekize kalırsak o maçlara bizim Recep Tayyip de gidecek ve belki de o maçta Trump’la baş başa bir görüşme yapacaktı... Yandaş medya artık coşmuş, coşturulmuştu. ★★★ Dünya kupasında final bile oynayabilirdik!.. Bizim takım dört dörtlüktü, el âlem final oynarken biz niçin oynamayalım yani... Bizim onlardan ne farkımız var? Bu arada Federasyon Başkanı İbrahim Bey’e burada tam üç kez basit bir soru sormuştum: “Bizim Federasyon her uluslararası turnuvalara bazı beleşçileri götürür. Halk arasında bunlara ‘Federasyon misafiri’ denir. Bakanlar, iktidar milletvekilleri, yüksek bürokratlar, yakın hemşehriler ve yandaş gazetecilerden oluşur. Yol dahil bütün harcamalar Federasyon tarafından karşılanır. Bu dünya kupasına siz de bu beleşçilerden birilerini davet ettiniz mi?” Beyefendi çok önemli adamdır! Bu gibi sorulara yanıt vermeye asla tenezzül etmez. Nitekim veremedi. ★★★ Futbol otoritesi falan değilim ama vatandaş sıfatıyla aklıma bir soru daha takılıyor: Bu dünya kupasında 100’den fazla maç oynanacak... Ve her ülkeden 50 hakem görev yapacak. Acaba Türkiye’den maç yönetmek için çağrılan herhangi bir hakem var mı, varsa kimdir? Federasyon Başkanı acaba ne yanıt verir? ★★★ Neyse efendim, bizim maçlar başladığı gibi bitti sayılır. Önce Avustralya ve sonra Paraguay’a bir gol bile atamadan yenildik ve Haiti’den sonra elenen ilk ülke olduk. Turistik gezi sona ermek üzere. Şimdi inşallah son maçımızda ABD’yi 6-0 falan yenip büyük bir zafere (!) imza atmış oluruz! Haydi bizim takım, bastır milli takım! Bastır Federasyon!