Özgüç, SÖZCÜ PAZAR için sinemayı anlattı, dünün ve günümüzün yıldızlarını değerlendirdi. Osmanlı-Rus Savaşı'nda (1876-77) Rus birliklerinin Ayestefanos (Yeşilköy)'a diktikleri zafer anıtının yıllar sonraki yıkımını Fuat Uzkınay 14 Kasım 1914 tarihinde görüntüledi. Bu tarihi olay sırasında yedek subay olan Uzkınay, sinemamızın ilk Türk yönetmeni, 'Ayestefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı' adlı belgesel de ilk Türk filmi olarak kabul edildi. Sinema eleştirmeni ve arşivcisi, yazdığı kitaplarla sinemamızın hafızası olarak alkışlanan Agah Özgüç'le beyaz perdemizin 100 yılını bu ilk Türk filmini konuşarak değerlendirmeye başladık.

Agah Bey, 100 yıl önce çekilen 'Ayestefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı' adlı ilk Türk filmi olmasına rağmen, neden arşivlerde yok?

Ne yazık ki sinemamızın 100 yıllık tarihi içinde yok olan, kaybolan, yangınlarda kül olan sayısız film var. Tabii en önemlisi de ilk olma özelliğiyle 'Ayestefanos'tur. Tüm araştırmalara rağmen bugüne kadar bulunamadı. Elimizde olan sadece birkaç fotoğraftır.

Sinemamızda arşiv olayı hep ihmal edilmiş galiba.

Evet, sağlıklı arşivimiz yok. 1960'lardan itibaren hayatım Türk sinemasının çetelesini tutmakla geçti. Elimdeki bilgi ve belgeleri kitaplara aktararak, topluma sundum. Arşiv konusundaki ilgisizliğimiz o kadar üst seviyedeki, her dönemin pek çok ünlü yıldızı bile telefon açıp 'Agah Bey, ben kaç film çektim?' diye bana sormaktadır. Yazdığım kitaplarla genç nesillerin kendi sinemasını tanımasını sağlamaya çalıştım. Bilmeden, öğrenmeden, izlemeden sinemamız üzerine konuşuluyor. Bu kitaplarla bilgi kirliliğinin de önüne geçmeye çalıştım. Horizon İnternational Yayınları'nın patronu Necdet Arkın, tam bir sinema aşığı, sinema kitaplarına, filmlere, afişlere sahip çıkıyor sağolsun.

100. yılında sinemamızla ilgili bir de kitabınız oldu.

İki yıl önce çıkardığım 'Ansiklopedik Türk Filmleri Sözlüğü', sinemamıza 100 yaşında benden bir armağan olsun istedim. İki yıl önce tamamlanmıştı, kim öle kim kala diyerek erkenden yayınladım.

Siz daha çok yaşayın, sinemanın size ihtiyacı var Agah Bey. Ancak, Türk sineması için zaman zaman 'Öldü' dediler, 'Artık iflah olmaz' dediler.

Yıllar önce Türk sineması için sıkça tekrar edilen 'Sinemamız ölüyor' repliği sanırım günümüzde yavaş yavaş geçerli olmak üzere. Böyle giderse sinemamız ölür.



Nedenlerini açıklar mısınız?

Bakın, eskiden 35'lik formatlı filmlerle çalışılırdı. O görüntüler tam da sinemaya uygundu. Oysa günümüzde artık herkes film çekiyor, yönetmenler gökten zembille inmeye başladı. 5-10 bin liraya makina alan herkes film çekiyor. Dijital çağa geçildi, her şey kolaylaştı ama kaliteyle film lezzeti kayboldu. Eskiden usta-çırak ilişkisi vardı, sinema bilgi aktarımı sağlıklı olarak nesilden nesile aktarılırdı. Şimdi herkes 'Ben bilirim' mantığıyla, en temel bilgileri bile gözardı ederek film çekiyor. Tabii sonuç olarak da kelimenin tam anlamıyla vizyona girince iki seksen yatıyor. Bu yıl 100'lerce film çekildi ama 84 film vizyona girdi. Filmleri gösterecek sinema sayısı da yeterli değil. Yakın bir gelecekte ne yazık ki asırlık Türk sinemasına sadece alışveriş merkezlerindeki cep sinemaları hizmet verecek. Bana göre tehlike şimdi başladı.

100 yılda sinemamızda kaç film çekildi, bunu araştırdınız mı?

1914'ten 2012 Mayıs ayına kadar sinemamızda 6 bin 481 tane film çekildi. Çekilip vizyona girmeyen, seyircisiyle buluşmayanları saymıyorum. Vizyona giren resmi kayıtlara geçiyor çünkü.

Rekorlardan söz ediliyor...

Evet, Fetih 1453 filmi 6.5 milyon kişiyle rekor kırdı. 'Bütün zamanların en çok izlenen filmi' denildi, yanlış. Bu film asla bir Samanyolu'nun, bir Hudutların Kanunu'nun, bir Hababam Sınıfı'nın önüne geçemez. Fetih 1453, öncelikle bilgisayar desteğiyle yapıldı. Oysa sinema, kameranın gördüğüdür. İşin içine bilgisayar girince sinema olmaz. Sinemanın altın yılları geçmişte kaldı.

Altın yıllarla ilgili bize bilgi verebilir misiniz?

1964 yılında sadece İstanbul'da sinemaya giden seyirci sayısı 34 milyon. İstanbul'un nüfusu 1 milyon 800 bin kişiydi. 1967 yılında yine sadece İstanbul'da sinemaya giden seyirci sayısı 50 milyon kişi.



Bu nasıl oluyor?

Televizyon yok, yazlık ve kışlık sinemalar mevcut ve ucuz eğlence. Vizyona giren her film defalarca izleniyordu. Şimdi bırak İstanbul'u Türkiye genelinde 34 milyona 50 milyona ulaşmak mümkün değil.

Geçmişin ve günümüzün yıldızlarını konuşalım mı?

Günümüzde bir film çeken, bir dizi çeken ünlü oluyor. Bu iş bu kadar ucuzlamamalı. O ünlü dediğini İstiklal'de yürüt bakalım, kaç kişi tanıyacak! Şimdi magazin ve ekran starları var. Çok sayıda dizi var ama hiçbirinin sinema gibi kalıcı özelliği yok. Diziler sabun köpüğüdür.

Gerçek anlamda ilk yıldızlar, ilk starlar kimlerdi?

Türk sinemasının babası Muhsin Ertuğrul'sa, ilk gerçek yıldızı ve starı da Cahide Sonku'dur. 1934'te çekilen Bataklı Damın Kızı Aysel filminde Cahide Sonku'nun başına taktığı eşarp bir anda moda oldu. Sonku, Hollywood yıldızı gibidir.. Suavi Tedü'den sonra sinemamızın ilk romantik jönü Hıçkırık ve Dudaktan Kalbe filmleriyle Muzaffer Tema'dır. Bugün hayatta olan ve o dönemin Damga, Vurun Kahpeye ve Şoför Nebahat filmlerinin yıldızı Sezer Sezin çok alkışlandı, çok sevildi. Star denilince, ikinci filmi Kanun Namına (1952) ile olay yaratan Ayhan Işık geliyor aklımıza. Kadın seyirciyi sinemaya çeken, adeta hücum ettiren ilk yıldız Muhterem Nur'dur. Çünkü o Türk kadınını temsil etti. Kısa boylu, kilolu ve ezikti. Neriman Köksal çok sevildi. Sinemanın ilk vamp yıldızı Leyla Sayar oldu. Hem jönün sevgilisi olan esas kızdı hem de vamptı.

Bizim nesil bunu Müjde Ar'la yaşadı.

Müjde Ar bana göre sinemanın cinsellik militanıdır. Ama onun sayesinde eline erkek eli değmeden hamile kalan sinemanın esas kızları öpüşmeye ve sevişmeye başladı. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın dört yapraklı yoncadır.

Aktörlerden kimler var?

1955'te Beyaz Mendil'i çeken Fikret Hakan bana göre çok başkadır. Gerçek sinema oyunculuğu onunla başlar, Yılmaz Güney'le devam eder ve Tarık Akan'la sona erer. Göksel Arsoy ilk sarışın jöndür, filmleriyle olay yaratmıştır. Orhan Günşiray keza.

Bu 100 yıl içinde çok jön var, çok yıldız var.

Elbette var. Güldürenler de var. Mesela, sinemanın tiplere dayalı oyuncuları vardır. Sadri Alışık'ın Turist Ömer'i, Feridun Karakaya'nın Cilalı İbo'su, Vahi Öz'ün Horoz Nuri'si, Öztürk Serengil'in Adanalı Tayfur'u gibi.

Günümüzde de Recep İvedik var.

Şahan Gökbakar, hep İvedik'le gişe rekoru kırdı, başarılı oldu. Bence başka rollerde de başarılı olursa oyunculuğunun rüştünü ispatlar, aksi haldi tiplere dayalı karakterler arasında kalır.



100 yıllık sinemanın en güzel üç kadını kim diye sorsam çok zor bir soru mu olur bu?

Hemen sıralıyorum. Birincisi Cahide Sonku, ikincisi Leyla Sayar, üçüncüsü de Hülya Avşar'dır.

Peki, yıldız özelliğini taşıyan iki oyuncu ismi verebilir misiniz?

Şener Şen ve Hülya Avşar, sinemamızın yıldız özelliği taşıyan iki oyuncusudur.



Yeni dönem oyuncularıyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Kenan İmirzalıoğlu, Nurgül Yeşilçay, Beren Saat ve diğerleri ön planda ama oyunculukları bir türlü oturmadı. İyi oyunculuk başka yıldızlaşma başkadır. 60'lardaki gibi yıldız yok artık. Ajda Pekkan, müzikte en zirveye çıktı, süperstar oldu. Ancak biliyorsunuz o sinemayla başlamıştı. Ajda Pekkan sinemada kalsaydı unutulup gitmişti. Çünkü onu oyuncu olarak kimse sevmedi. Ancak sinemayı kullanarak müziğe geçti ve süperstar oldu, bravo doğrusu.