Seçimle iş başına gelen yönetimler ile seçmenleri arasında yazılı olmayan bir mutabakat, anlaşma vardır. Buna göre sandıktan çıkarak göreve gelenler, seçmene verdikleri sözlere uygun icraat yapmak yani ‘ahde vefa’ önermesine sadık kalmak zorundadırlar. Roma Hukuku’nda ‘pacta sunt servanda’ ilkesi olarak karşımıza çıkan bu yaklaşım binlerce yıldır uygulanan değişmez bir kuraldır ve ‘anlaşmalara sadık kalınır’ şeklinde özetlenir. Bu sebeple öncelikle Florya arazisi gelirlerinin ne şekilde kullanılacağı hakkındaki yetkinin ahde vefa’ya uygun sınırlarda harcanması hususunun irdelenmesi zorunludur.

Bugün Galatasaray’da yaşanan birçok sıkıntının temelinde aslında bu ilkeye uygun davranılmaması yatıyor. Yanlış anlaşılmasın, burada konu Galatasaray olunca ‘şampiyon olmak’ gibi dış etkenlere ve rakiplerin performansına bağlı somut şeylerden bahsetmiyorum. Kastettiğim konular daha çok moral ve sosyal mevzularla alakalı. Örnek vermek gerekirse; seçimle iş başına gelen Dursun Özbek yönetimi bir seçmenler tercihi ve onayı ile göreve gelirken, aslında tüm icraatların yapıldığı, tercihlerin belirlendiği kurum olan Sportif A.Ş. yönetimi bu bahsettiğim seçmenin bilgisi dışında sadece kulüp başkanı tarafından belirleniyor. İşte tüm sorunda burada başlıyor. Çünkü Galatasaray Genel Kurulu teorik olarak seçim öncesi beyanlarına, vaatlerine göre başkanı ve yöneticilerini seçiyor. Yani böylece taraflar arasında bir anlaşma, bir akit oluşuyor. Oysa Sportife atanan kulüp yöneticisi olmayanlar ile Galatasaray’ın genel kurulu arasında hiçbir hukuki bağlantı ve oya dayalı tercih ile kazanılmış meşruiyet bağı bulunmuyor.

Galatasaray Sportif A.Ş. özelinde yaşanan bu sorunun yapısal olduğu kadar isimler özelinde tercih hatalarından da kaynaklandığı ve Galatasaray özelinde büyük sıkıntılara yol açtığı artık bilinen bir gerçek. Oysa bu hususta sıkıntılar olacağını daha ilk seçildiği 2015 yılında Dursun Özbek’e söylemiş ve Galatasaray’ın bu nedenle geçmişte yaşadığı bazı sorunları kendisine anlatmıştım. Hatta öneri olarak, Galatasaray’ın eski başkanlarını Sportif A.Ş.’ye almasıgerektiğini tavsiye etmiştik. Ama öyle olmadı ve sonuçlar artık hepimizin malumu ama hatanın neresinden dönülse kardır.

Şu anda Sportif A.Ş. de üye sayısı daha doğrusu koltuk sayısı 15 kişiye göre düzenlenmiş. Önceleri bu sayı 7 kişiydi. Bugün 15 kişiden oluşan yönetim kurulunun büyük bölümü fiilen işlevsiz, camiada karşılığı olmayan isimlerden oluşuyor. Gelin, önce Sportif A.Ş. yönetiminde kimler var sayalım. Niyazi Yelkencioğlu mesela, kendisi istifa etti ama sanırım kulüp içi bazı dengeler sebebiyle hala yönetimde. Orada bulunması gerekenlerden olduğunu düşünüyorum ama istifa konusunun yani gerçek iradenin ne olduğunu bilmiyoruz, var mı-yok mu? NihatKırmızı bir diğer isim, şu sıra son borsa operasyonunda tutuklandı. Elbette yargılama devam edecek, masumiyet karinesi var ama burada yer alması artık ne kadar doğru?. Maruf Güneş, benzer bir yasal süreç onun içinde devam ediyor, onun da bu görevde olması tartışmalı. Emir Aral, kendisi kulüpte yönetici olduğu halde yönetim kurulu toplantılarına dahi katılmıyor, Kadın futbol takımı ile ilgilenmesi gerek ama gelen bilgiler çok iç açıcı değil, neden bir de burada koltuk işgal ediyor anlamadım. Keza Muzaffer Aygün, Titanic otellerinin sahiplerinden ama Galatasaray Antalya’ya gidince ya başka otelde kalıyor ya da para ödüyor deniyor. O’nun da neden Sportif  A.Ş. yönetiminde olduğunu kimse bilmiyor. Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün, Sportif A.Ş.’de bu kadar çok yöneticiye ne gerek olduğunuGalatasaraylılar anlamıyor, anlamak istemiyor. Malum, Sportif A.Ş.’nin yönetiminin yarısı, 7 kişi aynı zamanda kulüp yönetiminde de yer alan isimler. Sportif’de eskiden olduğu gibi 7 kişilik bir yönetim kurulu düzenine geçilmesini öneriyorum. Kulüp başkanı, genel sekreter ve Futbol Şube sorumlusu dışında 4’de yönetim dışından üye ile yola devam etmekte yarar var. Bir veya iki eski başkan ile camiada karşılığı olan güvenilir isimlerle yapılacak yeni bir yönetim Galatasaray’da her şeyi değil belki ama çok şeyi toparlar. Elbette böyle bir niyet ve samimiyet varsa.. Aksi halde, geçmiş olsun.

Kaynak olarak ekle

Öte yandan, 10 Ekim’deki bütçe genel kuruluna kadar yapılması gereken irili ufaklı ama aslında etkisi pozitif olacak şeyler de yok değil. Daha önce yanlış konumlandırma sebebiyle görev almaktan imtina eden Dries Mertens’in bu kez sportif direktör olarak görev almasının yolları aranmalı, sağlanmalı. Kulüp bütçesinin şeffaf, anlaşılır ve gerçek rakamlarla ilk divan toplantısında üyelerle paylaşılarak samimiyet ve güven ortamının oluşturulması yolları aranmalı. Bunun yanında küçük gibi görünen ama önemli konuların da hızla halledilmesi gerekiyor. Örneğin Galatasaray Lisesi bahçesindeki çeşmenin bir replikası Kemerburgaz’a da konulacaktı, o işin halledilmesi şart. Diğer yandan Beyoğlu’ndaki müze binasının 2030 yılı sonrası için akıbeti hakkında ilgili bakanlıkta girişimde bulunulacaktı, o konunun da çözüme kavuşması gerekiyor. En mühimi de, şampiyonluk kupaları üzerindeki haczin acilen kaldırılması bu ayıbın en azından sonlandırılması lazım.

Gündem o kadar hızlı ki biz eleştirmekten yorulduk, vakit bulamadık. Elbette arada olan iyi şeyleri de paylaşmak gerekiyor; Ali Sami Yen stadı yanındaki yeni tesislerin yapılacağı alanda hafriyat işleri ivme kazanmış, bu iş için ödenmesi gereken 6.5 milyon dolarlık masraf kamu yararı dernek olmaktan ötürü sıfır bedelle halledilecek. Bunun yanında Kalamış tesislerinin 13 milyon liraya imal edilmesi gereken yeni çatısı ücret ödenmeden sponsor bir inşaat şirketi eliyle bedavaya yaptırılmış. Kısa bir reklam ama işini yapanlara moral, selam olsun..

Netice olarak; herkes görevini bilecek, verdiği sözleri tutacak, öncelikle yönetimler ahde vefa gösterecek, ondan sonra sevgi iklimi hakim olacak. Yoksa fırtına, rüzgar, sonbahar.. Sonrası kara kış..