Bazen dünya siyasetini anlamak için tanklara, uçaklara, füzelere bakarız. Oysa asıl güç çoğu zaman daha sessiz bir yerde saklıdır... Paranın içinde.

Bugün dünya petrol ticaretinin yüzde 80’i hâlâ ABD dolarıyla yapılır. Küresel merkez bankaları rezervlerinin yüzde 58’i dolardır.

Bu yüzden petrol piyasasına yıllardır tek bir isim verilir...

Petrodolar sistemi.

Bu sistem yalnızca bir para düzeni değildir. Aynı zamanda Amerika’nın küresel gücünün en önemli dayanaklarından biridir.

★★★

Hikaye 1973 petrol kriziyle başlar.

Arap-İsrail savaşının ardından OPEC ülkeleri Batı’ya petrol ambargosu uyguladı. Petrol fiyatı birkaç ay içinde dört katına çıktı. Washington o krizden çok önemli bir ders çıkardı. “Enerji piyasasını kontrol eden, dünya ekonomisini de kontrol eder” dedi.

1974’te ABD ile Suudi Arabistan arasında gizli bir anlaşma yapıldı.

Suudi Arabistan petrolünü sadece dolar üzerinden fiyatlandıracaktı.

Petrol gelirlerinin büyük bölümü ise ABD tahvillerine yatırılacaktı.

ABD Suudi Arabistan’a askeri koruma ve silah sağlayacaktı.

★★★

Burada küçük ama kritik bir kavram var... O da ABD tahvili.

Tahvil aslında çok basit bir şeydir. Devletin sizden borç almasıdır. Siz devlete para verirsiniz, o da size faiz öder.

Suudi Arabistan, Katar ya da BAE petrol sattığında milyarlarca dolar kazanır.

Mesela Suudi Arabistan günde 7 milyon varil petrol ihraç ediyor. Petrol fiyatı 100 dolar olsa günde 700 milyon dolar gelir elde eder.

Bu parayı kasada tutamazlar. Çünkü paranın çalışması gerekir. En güvenli liman ise ABD devlet tahvilleridir. Sonuçta şu döngü oluşur.

Dünya petrol alır.

Dolar öder.

Petrol ülkeleri dolar kazanır.

O dolarlar tekrar ABD tahvillerine yatırılır.

Ekonomistler buna petrodolar geri dönüşü diyor.

Ve işte Amerika’nın asıl avantajı burada başlar.

★★★

Bugün ABD’nin kamu borcu 34 trilyon doların üzerinde.

Normal şartlarda böyle bir borç ekonomileri batırır. Ama ABD için durum farklı. Çünkü dünyanın büyük bölümü dolar rezervi tutmak zorunda. Petrol ticareti dolar üzerinden döndüğü sürece merkez bankaları dolar biriktirir. Petrol gelirleri de yine Amerikan finans sistemine akar.

Sonuç?

ABD devasa bütçe açıkları verebilir ama yine de düşük faizle borçlanabilir.

Petrodolar sistemi aslında Washington’a görünmeyen bir kredi hattı açar.

★★★

Bu sistemin bir başka gücü daha var. O da yaptırımlar.

Dolar sistemini kontrol eden ülke küresel finansın kapılarını da kontrol eder. İran, Rusya ya da Venezuela dolar sisteminden çıkarıldığında ticaret yapmak bir anda çok zorlaşır. Bu yüzden dolar sadece para değildir. Aynı zamanda jeopolitik bir silahtır.

★★★

Peki Çin ve Rusya neden bu sistemi bozmak istiyor?

Çünkü bu düzen ABD’ye muazzam bir stratejik avantaj sağlıyor.

Çin son yıllarda adım adım alternatif kurmaya çalışıyor. 2018’de Şanghay’da yuan cinsinden petrol piyasası kurdu. Rusya’dan aldığı petrolün önemli bölümünü artık dolar yerine yuanla ödüyor. SWIFT’e alternatif olarak CIPS ödeme sistemini geliştirdi.

Rusya ise Ukrayna savaşı sonrası dolar sisteminden büyük ölçüde çıkarıldı. Bu yüzden Çin’le ticaretinin neredeyse tamamını ulusal para birimleriyle yapmaya başladı.

Bu süreç bazı ekonomistlerin “petroyuan” dediği yeni bir tartışmayı doğurdu.

Henüz petrodoların sonu değil. Ama ilk çatlaklar oluşmuş durumda.

★★★

Bu hikâyenin başka bir cephesi de Venezuela.

Dünyanın en büyük petrol rezervlerinden biri bu ülkede. Washington’un Maduro yönetimini indirip Caracas üzerindeki baskısını yalnızca ideolojiyle açıklamak zor. Venezuela’nın Çin’e yuan ve altın cinsinden petrol satmaması bu hesapların içinde.

Çünkü petrolün para birimi değişirse sadece enerji piyasası değil, küresel güç dengesi de değişir.

Petrol yalnızca bir enerji kaynağı değildir. Aynı zamanda bir para sistemidir.

Petrodolar düzeni sayesinde Amerika dolar talebi yaratır, ucuz borçlanır ve finansal yaptırımları küresel bir silaha dönüştürür.

Bu yüzden Washington için İran petrolünün Hürmüz üzerinden hangi para birimiyle satıldığı basit bir ticaret meselesi değildir.

Bu mesele doğrudan dünya düzeninin kendisiyle ilgilidir.

★★★

Önceki gün paylaştığım Dubai yazısında bir düzeltme yapmam gerekiyor.

John Steinbeck’in “İnci” romanının Dubai’de geçtiğini yazmıştım. Lise yıllarından aklımda öyle kalmış. Oysa roman Meksika’da, inci avcılığı yapan yoksul bir balıkçı köyünde geçer.

Bu benim hatamdır.

Okurlardan özür diler, bilgiyi bu şekilde düzeltmek isterim.