Karolin Fişekçi yazdığı romanı yollayacak, ben de içinden malzemeleri cımbızlayıp yazacaktım. Orhan Pamuk’la yaşadığı aşkla popüler kültüre dahil olan ressamFişekçi’nin yazdığı romandaki “Nejat” karakterini çok merak ediyordum.
Bu aylar önceki plandı, ama kitap bir türlü ulaşmadı. Derken geçenlerde Amerikan postanesinden şeffaf bir zarf içinde bir başka zarf geldi. Kitap yolda kaybolmuş, ama o devlet dairelerinde kullanılan gri zarfı iletmişler. Üzerinde de bir uyarı: Zarfın içeriği eksik olabilir.
Aceleyle bir yere yetişiyordum, yanlışlıkla çöpe attım boş zarfı. Halbuki Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi”nde sergilenebilecek harika bir enstalasyondu.
O özensiz paket aslında Fişekçi hakkında o kadar çok ipucu veriyor ki. Gündelik hayatın pratiğinden yoksun mesela. Nitekim, durumu anlattığımda “Nereden bilebilirim, ben postanede paketleyecekler zannettim” diye yanıt verdi. Hayatında hiç mektup atmamış, hiç postaneye gitmemiş birinden bahsediyoruz.
Tam da bu yüzden çok gerçek, çok maskesiz. Hiçbir kompleksi yok, düşündüğünü doğrudan söylüyor.
Zaten bu açık sözlülüğüyle şöhret olmadı mı? Pamuk’la yaşadığı kısa süreli ilişkinin neredeyse bütün detaylarını, ‘patlamaya hazır volkan gibiydi’ gibi metaforlarla televizyondan anlattı.
O kadar çok konuşuyordu ki, sonunda ihtarnameyle susturulmak zorunda kaldı.
Oysa şöhret sisteminin çok net formüllerle işlediği bir ülkede olsa hiçbir ihtarname durduramazdı. Ama Türkiye’de bu serüven yarım kaldı. Potansiyel hâlâ var.
Öncelikle, “Real Housewives” gibi bir programda kendisine yer bulurdu ABD’de. Hemen ardından bol avans alıp bir anı kitabı anlaşması imzalar, bütün
havalimanlarında bu kitap satılırdı. Yüzü olacağı illaki bir-iki ürün bulunurdu; bir kozmetik firması, bir gazozlu içecek. Las Vegas’ta parti organizatörlüğü eksik olmazdı. Açılışlarda 10 dakika görünmek için yüzbinlerce dolar fatura keser, gay hayranları arasında kraliçe konumuna gelirdi. Ricardo Tisci’yle de arkadaş olurdu.
Kim Kardashian’dan star ışığı olarak hiç mi hiç eksiği yok Fişekçi’nin.Amerika şöhretlerin hayatının kamu malzemesi olduğuna inanmış, ifşaat ve teşhirciliğin de yeri geldi mi ödüllendirildiği bir ülke; ‘guilty pleasure’ yani gizlice bir şeyden zevk almanın nakite dönüştüğü bir şöhret ekonomisine sahip.
Ama Türkiye’de şöhret bu şekilde işlemiyor ne yazık ki. Hele kadın söz konusu olunca hemen yapay bir ahlak devreye giriyor ve ifşaatçı eğer kadınsa marjinalize ediliyor. Her şeyimizde olduğu gibi bu ahlak anlayışımızda genetiğimize işlemiş bir ikiyüzlülük bulmak mümkün.
Karolin Fişekçi’nin de başına gelen budur. Hayatında postaneye gitmemiş bir kadından elbette Türkiye’nin sahte ahlaki kodlarıyla nasıl oynayacağını da bilemez.
Türkiye’de yaygın ahlak şöhretli kadınların kendi başlarına varolmasını hâlâ sindiremiyor. Söz konusu seksse eğer, bu sadece erkeklere ait bir imtiyazmış gibi algılanıyor ve ‘sevişen kadın’ imgesi kabul görmüyor. Toplumun gözünün önünde iki eşli bir hayat yaşayan yarışma sunucusu erkekse hâlâ ‘aileden biri’, ama Fişekçi gibi seks üzerine yazan, çizen, performans yapan biri sapma.
Orhan Pamuk-Karolin Fişekçi hikayesinde de yazar mağdur, kadın ‘femme fatale’ olarak görüldü. Oysa Pamuk’un aynı anda iki kadını idare etmesi, bir de Almanya’da Küçük Emrah misali bir evlatlık davasının ortasına düşmesinin hemen üzeri örtüldü.
Gayler bile Fişekçi’den bir eğlence çıkaramadı; bu aralar hepsi LGBTİ aktivisti olup siyaset yapmakla meşgul galiba.
Karolin Fişekçi’nin işi çok zor; o da yanlış ülkede doğanlardan biri.
Oysa Gülben Ergen’in yolunu seçse hiç fena olmazdı. Kim Kardashian’la çok
daha fazla ortak özelliği bulunan (en azından film kariyerleri benziyor) Ergen’in son evliliğine eklediği Hac temalı promosyon nasıl alıcı buluyor, görüyorsunuz. Çünkü oyunu kuralına göre oynamasını çok iyi biliyor.
Tıpkı Sibel Can gibi.
Meşhur boşanmadan sonra Hakan Ural hakkında bütün kirli çamaşırları dökseydi bugün hâlâ Sibel Can olur muydu?
Madem Altın Portakal gündemde
Antalya’nın Menderes’i
Elimde değil, Menderes Türel’i bir türlü ciddiye alamıyorum. Korhan Abay’a sadece fiziki değil, pek çok bakımdan aşırı benzemesinden belki de. Sadece yabancı dil bildiği için sunuculuk kapan ama başka hiçbir parıltısı olmayan Abay’ı da bir türlü ciddiye alamam. Hep kendini kasma hali, olmadığı gibi görünme merakı. Ali Poyrazoğlu böyle mi öğretti halbuki? Bıraksa, bir rahatlasa...Peki bu ülkede hâlâ iki dil bilen bir tane daha erkek sunucu çıkmadı mı? Ben kendimi bildim bileli her etkinliği Korhan Abay sunuyor ve hiç kimse bunu sorgulamıyor.
Kusura bakmayın, bu yıllardır takıntı oldu bende. Nedense benden başka kimse de bunu merak etmiyor.
İşin ilginci hiç kimse Menderes Türel gibi birinden nasıl iki dönem belediye başkanı, şirket danışmanı, milletvekili olabildiğini de sorgulamıyor. İkisi de radarın altından sıyrılmış gibi.
Bir de ben Menderes Türel’i şahsen tanıyorum. Hani manav tezgahınız olsa, iki dakika emanet etmezsiniz. Çünkü bir anda aklı başka bir yere kayabilir, dalıp gider, romantik.
Yıllar önce o Antalya akşamüstünde olduğu gibi. Tanıştıran, sağolsun, henüz geçici olarak heteroseksüelliği denemeden önce Cenk Eren’di. Türel’le arkadaşlığı eskiye dayanıyor; Eren’in Alanya pavyonlarında şarkıcılık yaptığı yıllara. Dostluk bugünlere gelmiş; sayesinde magazin yazarlarına bile konu oluyordu. “AKP’li ama tam AKP’li değil, ılımlı yüzü” gibi bir imaj çizilerek.
O akşamüstü neden evine gittik? Neden bir kadeh viskiden sonra aniden piyanonun başına geçip şarkılar çalmaya başladı Türel? Neden “Artık kalkalım” dedikçe birer parça daha patlattı ev tipi Ferdi Özbeğen haliyle? Neden karısı düşmanca bize bakıyor, gitmemiz için dakikaları sayıyordu?
Bir hafta sonra çok alakasız bir şey için aradığımda “Ya o gün siz gittiniz, beni de ardından Başbakan aradı” demişti; “dönemin başbakanı” tabii ki. Gaddar babasına sigara içerken yakalanan pasif oğul misali.
Bu sürreal sahne benim için Türel’i hep karikatürleştirdi. Başkalarının ise Menderes Türel üzerine benim kadar düşünmediğini fark ettim zamanla. Ya umurlarında değil, ya da hakikaten görmüyorlar.
Belediyeciliği Antalya gibi dümdüz bir şehre plansız bir tramvay yolu yapmaktan ibaret. Dünya bisikletleşmeye giderken o Melih Gökçek misali yolları kazıp otomobillere tünel açıyor. Yürümek, merdiven çıkmak sağlıklı yaşam zorunluluğu ama o karşıdan karşıya geçenler için yürüyen merdiven yapıyor; Vegas’ta gördü herhalde.
Antalya gibi turizm şehrini yönetmeye talip birinin daha önce Rixos’ta danışmanlık yapması, Cengiz İnşaat’la yakın dostluğu falan hiç kimseyi rahatsız etmiyor
Herkese ve her şeye karışan Beyefendi’nin de gözüne hiç batmıyor Türel.
Korhan Abay hâlâ iş yapabili-yorsa, Menderes Türel’in de daha uzun yıllar hayatımızda olacağını varsayabiliriz.
Onun şehrinin festivalinde de elbette Kutluğ Ataman ödül alır.