“17/25 Aralık 2013’ü kimse unutamaz ve unutturamaz, unutulmamalıdır.”
Gerçeklik bir erdemdir. Yaşamı anlamlı kılan, varlığın bedensel yapısı değil, nitelikli kişilikle taşınan değerdir. Tutum ve davranışlarında, söylem ve eylemlerinde duygu ve düşünce berraklığıyla yansıyan “adam”lık, onur ve saygınlık bileşiminin övülecek yüceliğidir. Siyasal yaşamı bir yönetim yarışmasından uzak tutup partizanlık, kandırma, aldatma, yanlışa inandırma, kötülüğü savunma, “Üç kağıtçılık” oyunu biçiminde düşünüp uygulamaya çalışanlar, değişik sömürü yollarına başvururlar. Yöntemleri, siyasal getiriler sağlamak için her yolu geçerli saymaktır.
Ülkemizde en iyi siyasal getiri yollarının başında din-iman satıcılığı, inanç sömürüsü gelmektedir. Halkın temiz duygularını siyasal çabalarında araç olarak kullanmak, en çirkin sömürüdür. Ne var ki bu kötülükten uzak kalmak isteyenlerin sayısı azdır. İnanca gerçekten saygılı olsalar, değerlerine gerçekten uygun davransalar, inananıyla inandığı arasına girmezler, kendilerine uygun yorumlar ve uygulamalarla temizliği kirletmezler. Lâiklik güvencesinde saygı göstererek bu alana el atmazlar. Din kültürü ile din eğitimini ayırmasını bilirler.
YALNIZ İNANÇ MI?
Kötü siyaset, hiçbir kural ve ölçü tanımadığından sömürülen yalnız inanç bağı değildir. Giderek mezhep ve cemaat yapılarıyla ayrışan toplumda inanç sömürüsü yeterli görülmediğinden her konuda ve her alanda sömürü beceri sayılmaktadır. Sağlık, güvenlik, hukuk, çalışma, eğitim, ticaret, sanayi alanlarında ve dış ilişkilerde bile değişik sömürüler gündeme gelmektedir. Kumpaslar, “kardeşlik bilinci” denilerek bölücülerle “süreç” adlı görüşmeler, ortak düzenlemeler cumhuriyete, demokrasiye yönelik darbeler biçiminde sürmektedir.
Hukuk bile sömürülmekte, yargı kullanılmakta, temel hak ve özgürlükler gözardı edilmektedir. Gözaltılar, tutuklamalar, hukuksuz yargılamalar, ortaklık bozulunca girişilen işlemler bu acı durumu ortaya koymaktadır. Son günlerde buna bir yenisi daha eklenmiştir. Günümüz Başbakanı “27 Mayıs 1960 olayının bir darbe” olduğu görüşüyle anamuhalefet liderine bunu söyleterek seçmenlerine selâm verdiğini sanmaktadır. “Mâkul şüphe” gözaltıları da gözdağıdır.
27 Mayıs 1960 olayı, bir darbe değil ayyuka çıkan hukuksuzluklarla yozlaştırılan demokrasiyi kurtarıp rayına oturtmak için girişilmek zorunda kalınan bir devrimdir. Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Senatosu, Yüksek Hâkimler Kurulu, Millî Güvenlik Kurulu, Basın İlân Kurumu, Kredi Yurtlar Kurumu ile Devlet Planlama Teşkilatı ve Anayasa’nın 4. Maddesi 27 Mayıs Devrimi’nin kazandırdıklarıdır. Hangi darbe kazanım getirmiştir? O gün olanlar ve sonrasındakiler ile bugün olanlara bakmak yeter. Bugün devlete değişik yönlerden darbeler vurulmakta, ülkenin tümlüğü, devletin tekliği, ulusun birliği üzerinde oyunlar oynanmaktadır. 27 Mayıs’ta iki kişinin yitirilmesiyle son yıllarda ülkemizde ölenlerle öldürülenlerin sayısını karşılaştırmak gerçeği saptamak için yeter. Günümüz darbeleri: İşte eğitim, işte yargı, işte silâhlı kuvvetler, işte gençlik, işte doğa ve çevre, işte sağlık.
Akrepler, tomalar, panzerler, coplar, gazlar, tekmeler, kelepçeler, gözaltılar, kumpaslar, orantısız güçler, atamalar, yaşam güçlükleri, sansür, baskı, kadın ölümleri, yalaka medya, dayatmalar, saldırılar.. Nerde 27 Mayıs? AKP’liler kendi güvenliklerini “ulusal güvenlik” olarak algılıyorlar.
GERÇEK
27 Mayıs’ta 15 aylık olan Ahmet Davutoğlu‘nun değerlendirmesinin gerçekle bir ilgisi yoktur. Okuduğunu anladığı ve kendisine anlatıldığı kadar bilebilir. Bir sayısal ve hukuksal devrim olan 27 Mayıs’ta devlet, yeniden, temelleri üzerine oturtulmuştur. Ulusal egemenlik yeniden etkin kılınmıştır. Bay Davutoğlu acaba bir darbeden korkmakta mıdır ki böyle çıkışlarla kendilerini korumak ve kurtarmak istemektedir? Biz her tür darbeye karşıyız. İster dışardan ister içerden, isterse iktidardan gelsin hepsi birdir. İstanbul-Gezi gençlerine “Vandal” diyenler Güneydoğu’da ve büyük kentlerimizde eli silahlı, maskeli teröristlere bir şey söyleyemiyorlar. “Süreç” gözlerini, kulaklarını kapattığı gibi dillerini de bağlamış. Bağımsız geçinip yansız görünen iktidar sözcüsü kimi gazeteler de böyle.
Yılbaşı yaklaşırken AKP’li olmayanlara karşı danışıklı dövüş biçiminde duyuru başvuruyla ve cumhurbaşkanının önceden olacağını söylediği, sonra TÜBİTAK toplantısında yargıya yön verici-etkileyici konuşmasıyla açıklanan Haşhaşi Operasyonu başladı. Önceden hazırlanıldığı anlaşılan Yargıtay ve Danıştay üyelikleri seçimleri kuşkuları ve eleştirileri doğruladı.
Yargı bağımsızlığı tartışıldığı sırada bunlar devlete darbe sayılmaz mı? Herkesin kendine göre “mâkul”u kanıt olamaz. “Zaman”lılarla “Zaman”cıların iktidar ortaklığının ülkemizde nelere mal olduğu ibretle izlenmektedir. Yargıda onarılması güç yaralar açılıyor. Yargı bağımsızlığını hukuk devletini savunmak güçleşiyor. Güçler ayrılığı iyice yok oldu.
Sömürü
Haber Merkezi
- Yazıları büyüt
- Yazıları küçült
- Standart boyut