Sokakta kanalizasyon patlasa, “Mossad yaptı” kıvamına geldik.
Eskiden kuraklık olunca “Yağdır Mevlam su” derdik. Şimdi baraj boşsa Amerika, yağmur çoksa yine Amerika, İstanbul’da deprem olsa HAARP (ABD gemisi), sel basarsa bulut silahı...
İran’da da aynı akıl yürütme dolaşıyor. Nisan ayında İran, Irak, Türkiye ve Suriye’nin büyük kısmında yağışlar artınca, Tahran bunu meteorolojiyle değil, komplo teorisine bağladı. İddiaya bakılırsa İran; Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Amerikan radar üssünü vurmuş; o radar üssü de bölgedeki yağmuru engelleyen sistemin parçasıymış. Üs vurulunca sistem bozulmuş, gök açılmış, bulutlar yağmur olup akmış.
Evet, “bulut tohumlama” diye bir teknoloji var. Evet, insan buluta müdahale edebilir. Bir şehrin semtlerine, bir dağın yamacına, bir havzanın içine yağmur yağdırabilir.
Ama 1 kilometreküp bir kümülüs bulutunda 500 ton, büyük kümülo nimbuslarda 1 milyon ton su olabilir ki, bu kütleleri insan yapımı bir teknolojiyle yönlendirmek mümkün değildir. Kimse, İran’dan Türkiye’ye, Irak’tan Suriye’ye uzanan dev bir atmosfer sistemini uzaktan kumandayla açıp kapatamaz.
Ancak “Gökyüzünden müdahale” tamamen masal da değil. Tam tersine, tarihte gökyüzünden öyle müdahaleler var ki, bugünkü yağmur komplolarından çok daha karanlık.
★★★
İlk örnek Vietnam. Takvim 1967’yi gösteriyordu.
Amerika, Kuzey Vietnam’ı bombalıyor, Ho Chi Minh hattını kesmeye çalışıyordu. Ama en büyük düşmanı yalnızca Vietkong değildi.
Çamurdu.
Muson yağmurları başladığında orman yolları ağırlaşıyor, kamyonlar batıyor, patikalar kayıyor, nehir geçişleri zorlaşıyordu. Amerikan askeri aklı bu doğal zorluğu görünce şunu düşündü... Madem yağmur düşmanın lojistiğini yavaşlatıyor, o zaman yağmuru biraz daha artıralım.
İşte Operation Popeye (Temel Reis Harekatı) böyle doğdu.
Bu, bugünkü sosyal medya komplolarının hayal ettiği türden bir “iklim kontrol merkezi” değildi. Ama gerçekti. ABD Savunma Bakanlığı’nın önerisi, Kuzey Vietnam’daki belirli bölgelerde muson yağışını artırmak için “bulut tohumlama”ya başladı.
Operasyonun ruhunu anlatan cümle çok meşhurdur... “Make mud, not war” (Savaş değil, çamur yap) Bu ifade, 54. Hava Keşif Filosu’yla anılan operasyonun sembol cümlesi haline geldi. Program 1967’den 1972’ye kadar, Güneydoğu Asya’daki yağış dönemlerinde yürütüldü; Laos, Vietnam ve Kamboçya hattındaki lojistik yollar hedef alındı.
Ama yağmur yağdırarak savaşı kazanılamadı. Çünkü Operation Popeye’ın başarısı sınırlıydı. Yağmur küçük alanda (köy üstünde) etkili oluyordu.
★★★
Vietnam’da buluta müdahale eden ABD, Kolombiya’da ise doğrudan tarıma el attı. 1994-2015 arasında kokain tarlalarını yok etmek için Amerikan uçaklarıyla öldürücü kimyasal püskürtüldü.
1.8 milyon hektar arazi havadan glifosat ile ilaçlandı. Ama uçaktan atılan zehir, tarlanın sınırı, rüzgârın yönü demiyor; domatesle koka bitkisini ayırt etmiyordu.
Tarlada ürün kalmadı, köylüler hastalandı, başka bölgelere göç başladı. 2015’te Dünya Sağlık Örgütü glifosatı “kanserojen” sınıfına alınca ABD de havadan püskürtmeyi askıya aldı.
★★★
Üçüncü örnek Meksika... 1970’lerde ABD’nin desteğiyle Meksika’da esrar ve haşhaş tarlalarına karşı havadan ilaçlama programı yürütüldü. Washington, Meksika’nın narkotikle mücadele hava operasyonlarına milyonlarca dolarlık uçak, helikopter ve teknik destek sağladı. Bu kez hedef koka değil, Amerika’ya giden eroinin hammaddesi olan haşhaş ve esrardı.
Tarlalara 2.4-D ve paraquat gibi bitki öldürücü kimyasallar püskürtüldü. Time dergisinin 1978’de yazdığına göre sadece 1977’de 88 bin dönüm haşhaş ve 38 bin dönüm esrar bu yöntemle yok edildi. Ama mesele kısa sürede ters tepti, çünkü paraquat bulaşmış esrar ABD pazarında görülmeye başladı.
★★★
Afganistan’da ise yıllarca gökten tohum yağdı. Washington Post’un ortaya çıkardığı dosyaya göre CIA, 2004-2015 arasında afyon üretimini zayıflatmak için özellikle Helmand ve Nangarhar gibi bölgelerde genetiği değiştirilmiş haşhaş tohumlarını havadan attı.
Mantık şuydu... Bu “zayıf” bitkiler yerel haşhaşla çapraz döllenecek, zamanla afyonun kimyasal gücü düşecek, Taliban’ın ve yerel ağların en büyük gelir damarlarından biri kuruyacaktı.
Köylüler o tohumları “Allah’ın gazabı” sandı. Ürünü azaldı, geliri düştü, öfkesi büyüdü. Amerika’dan umudu kesenler, Taliban’ın kucağına geri döndü.
★★★
Ve şimdi işin Türkiye tarafına gelelim. TÜBİTAK, “Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” başlıklı projeye 3 milyon lira destek vermiş.
Yağmur duası elbette bir kültürdür, inanç tarihidir, toplum psikolojisidir; araştırılabilir.
Ama memleketin hali de ortada.
Bir tarafta İran’da “Amerikan radar üssü vuruldu, yağmur başladı” diyen akıl...
Öbür tarafta Türkiye’de bilim kurumunun “yağmur duası” araştırması...
Sonra dönüp soruyoruz “Bu millet neden her yağmuru, her kuraklığı dış güce bağlıyor” diye...
Çünkü biz gökyüzünde fail ararken bilimle değil, hurafeyle konuşmayı seviyoruz.