Murat AYDIN / SÖZCÜ

Eğitim ve öğretimdeki gelişmeler beraberinde tartışmaları da yoğunlaştırıyor. Yapılamayan planlama, istihdamı, işsizliği ve buna bağlı olarak verimliliği de son derece etkiliyor.

Bugün 30 bin hekim açığı ve diğer alanlarda sağlık personeli açığı varken kısıtlamaya gitmenin bir anlamı yok.


Evet bu gün hemen tüm illerimizde üniversite var. Üniversite bitiren öğrenci sayımız artıyor. Diploma istatistiğine baktığımızda eğitimde önemli gelişmeler olduğunu görüyoruz. Gelişmiş ülkeler kriteri açısından değerlendirdiğimizde okur yazar aranı ve eğitim düzeyindeki artış ülkenin dünya devletleri arasındaki sınıflandırılmasında önemli bir yer tutabiliyor.

Ancak bu sözde var olmaktan öteye geçmiyor. Çünkü eğitim ve öğretimin de bir plan ve ihtiyaç çerçevesinde kategorilere ayrılarak yapılması gerekir.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu daha yakın zamanda Türkiye’de 30 bin hekim açığı olduğunu duyurdu. Yine aynı sağlık bakanı YÖK ile konuşulacağını ve Üniversitelerin Tıp kontenjanlarının düşürülmesini isteyeceğini ifade ediyor.

Bugün Tıp fakültelerinin toplam kontenjanı 12 bin civarında. Yani her yıl Tıp fakültelerine 12 öğrenci alınıyor. Bilindiği gibi en yüksek puanla öğrenci alan üniversite bölümleri Tıp fakülteleri.

Tıp’ta açık varken neden kontenjanlar azaltılıyor? Açık nasıl kapatılacak? Yine Sağlık Bakanlığı kaynaklarına göre yurtdışından hekim ithal edilecek. Burada en çok hekim gelecek ülkeler arasında İran’ın olduğu sektörde konuşuluyor.

 "BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİN" DİYEN ULU ÖNDER!

Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlık sorunları yaşadığı bir zamanda, “Beni Türk hekimlerine emanet edin” sözü çok anlamlıdır. Bu söz sadece sağlık sorunları anlamında değildir.

Burada hemen komplo teorileri geliyor insanın aklına... Hafta sonu AKP’nin Afyon kampında aşçıların parti AKP Genel Merkezi’nden götürülmesi, devlet erkanının yiyeceklerinin otel aşçıları yerine bilinen aşçılar tarafından yapılması da güvenle ilgilidir. Endişe şu: Bilinmeyen aşçılar ya yemeklere zehir katarsa...

Durum böyleyken, ülkenin bu kadar karmaşık olduğu bir dönemde, başka ülkelerden sağlıkçı ithal edilmesinin riskleri de vardır. Nereden bilelim başka ülkelerden sağlıkçı diplomasıyla gönderilen kişilerin ülkeye hastalık virüsleri yaymayacaklarını...

Türkiye’de ihtiyaç kadar tıp ve sağlık bilimleri personelinin yetiştirilmesi ondan sonra ihtiyaca göre kadroların belirlenmesinde yarar var. Bugün 30 bin hekim açığı ve diğer alanlarda sağlık personeli açığı varken kısıtlamaya gitmenin bir anlamı yok.

Dünya sağlık standartlarında bir hekimin günde en fazla 20 hastaya bakabileceği ön görülürken, Türkiye’de bu sayı 40’ları buluyor. Bu hastaneden hastanede değişebiliyor. Biz sağlık alanında önce Dünya kriterlerini yakalayalım, hekimlerimizi yetiştirip, biz ithal hekim yerine yurt dışına ihraç edelim.

Türkiye’de gelişen sağlık turizmi, hekim açığının Türkiye ile sabit kalmayacağını gösteriyor. Çünkü, bu gün Türkiye’ye Ortadoğu, Mısır, Libya gibi Afrika ülkelerinden Kafkaslardan ve Asya’dan önemli hastalar geldiğini gösteriyor.