Yüksek enflasyonun yaşandığı ülkelerde enflasyonu sadece “fiyat artış hızı” olarak okumak ve analiz etmeye çalışmak eksik bir yaklaşımdır.

Esasında, uzun süre devam eden yüksek enflasyon; ekonomik, siyasi, hukuki ve sosyolojik çözülmenin sayısal izdüşümünden başka bir şey değildir. Ülkede, yapısal dönüşümün bir türlü tamamlanamadığını, pek çok alanda tıkanıklıklar ve geriye gidişler olduğunu gösterir.

Yüksek enflasyon bir vergi adaleti sorunudur

Enflasyon, başta ücret geliri elde edenler olmak üzere halkın büyük bir kesimini yoksullaştıran, gelir dağılımını bozan, temsilsiz, adaletsiz bir vergidir. Enflasyon, cebimizdeki parayı her saniye çalan hırsızdır. Ve bu enflasyon yoksuldan varsıla doğru bir servet transferidir!

Vergi dilimleri enflasyon oranında artırılmaz, ÖTV matrah dilimleri süresinde güncellenmez ve böylece yüksek enflasyon nedeniyle gizli vergi zammı yaşanır.

2000 yılında gelir vergisi tarifesinin ilk dilimi bir aylık brüt asgari ücretin 21 katına denk gelmekteydi. 2026 yılında tarifenin ilk dilimi sadece 5.8 aylık brüt asgari ücret tutarına denk gelmektedir.

Tarife dilimleri hesaplanırken yeniden değerleme oranı kuruşu kuruşa uygulansa, %5’lik kesikler dikkate alınmaz denilmeseydi ilk dilim 190.000 TL değil 521.210 TL olacaktı.

Yüksek enflasyon ortamlarında ücretli, daha ikinci veya üçüncü aydan itibaren üst vergi dilimine girmekte ve zaten düşük olan sabit geliri gizli vergi zammıyla daha da erimektedir.

Sabit gelirlinin maaşına yılda bir veya en iyimser durumda iki kez zam yapılır. Oysa sabit maaşla satın aldığı ürünler sürekli zamlanır. Böylece maaş erir. Daha ötesi, KDV hariç 100 liraya alınan ürün için 20 lira KDV öderken, 150 liraya yükselen aynı ürün için 30 lira KDV ödemeye başlar.

Sadece dolaysız değil, dolaylı vergilerle de sabit gelirlinin maaşı her gün kemirilir. Zaten bozuk olan vergi adaleti daha da bozulur.

Enflasyon, her gün cüzdanımızdaki parayı çalan bir hırsız gibi hareket eder.

Yüksek enflasyon bir gelir adaleti sorunudur

Enflasyon, doğası gereği doğrusal bir yük bindirmez; aksine, toplumun en savunmasız kesimlerini hedef alan, onları daha da fakirleştiren bir mekanizma gibi çalışır. Sabit gelirlinin ve dar gelirlinin alım gücü, her ay açıklanan rakamlarla sistematik olarak erirken, varlık sahipleri enflasyonist ortamın yarattığı “servet etkisi” ile konumlarını korumakta, hatta güçlendirmektedir.

Bakınız; TÜİK’in verilerine göre bile asgari ücret ve emekli maaşındaki üç aylık erime genel %10.04 oldu.

Ocak ayında 20.000 lira olan en düşük emekli maaşı üç ayda 2 bin 80 lira eridi. Alım gücü TÜİK enflasyonuna göre bile, 17 bin 920 liraya indi.

Ocak ayında 28.075 lira olan net asgari ücretteki üç aylık erime 2 bin 919 lira oldu. Asgari ücretin alım gücü 25 bin 155 liraya düştü.

TÜİK tarafından yayımlanan eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine göre toplumun en düşük gelirli %5’i ile en yüksek gelirli %5’i arasındaki fark 22.8 kattır. Fakirle zengin arasındaki uçurum, toplumsal huzuru tehdit etmektedir.

Yüksek enflasyon bir ahlaki yozlaşma sorunudur

Yüksek enflasyon fiyat davranışlarındaki bozulma ve toplumsal güvenin dinamitlenmesidir. Enflasyonun olduğu yerde “fiyat çıpası” kaybolur. Bir malın değerinin ne olduğunu bilmeyen birey, her fiyatı kanıksar hale gelir. Bu durum, dürüst esnaf ile fırsatçı arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır; “hak” kavramının yerini “ne koparırsam kârdır” anlayışı alır.

Yüksek enflasyon bütçeden yapılan yüksek faiz harcamalarıdır

Yüksek enflasyon ortamında, bütçenin harcamaları artar. Verilen garanti ödemeleri katlanır. En vahimi ise enflasyona endeksli borçlanma araçları nedeniyle kamu borçlarının faizleri bütçeye devasa yükler oluşturuyor. Son yıllarda ödediğimiz faizler ile bu yıl ve önümüzdeki iki yılda ödeyeceğimiz faizler aşağıdaki gibi:

- 2024 yılında 1 trilyon 270 milyar lira

- 2025 yılında 2 trilyon 54 milyar lira

- 2026 yılında 2 trilyon 740 milyar lira

- 2027 yılında 3 trilyon 39 milyar lira

- 2028 yılında 3 trilyon 346 milyar lira

Sonuçta enflasyon sadece vatandaşın cebini kemirmekle kalmıyor, aynı zamanda ödediği vergilerin de faize gitmesine, buharlaşmasına yol açıyor.

Sonuç olarak

Kısacası, enflasyon yalnızca fiyatlar genel düzeyinin artması değildir. Enflasyon, ekonominin aynası, toplumun psikolojisi ve devleti yönetenlerin liyakatinin bir göstergesidir. Bu nedenle enflasyon kuru bir veri olmanın çok ötesinde anlamlara sahiptir:

- Enflasyon bir güven sorunudur.

- Enflasyon sürekli olarak ötelenen bir yapısal reform sorunudur.

- Enflasyon derinleşen ve yaygınlaşan bir gelir dağılımı sorunudur.

- Enflasyon bir beklenti yönetimi sorunudur.

- Enflasyon bir para politikası kredibilitesi sorunudur.

- Enflasyon bir kur bağımlılığı sorunudur.

- Enflasyon bir enerji ve dışa bağımlılık sorunudur.

- Enflasyon bir tarım ve gıda arzı sorunudur.

- Enflasyon bir kamu maliyesi disiplini sorunudur.

- Enflasyon bir verimlilik ve üretim yapısı sorunudur.

- Enflasyon bir tasarruf açığı sorunudur.

- Enflasyon bir finansal dolarizasyon sorunudur.

- Enflasyon bir kurumsal kalite ve hukuk güvenliği sorunudur.

- Enflasyon bir fiyatlama davranışları sorunudur.

- Enflasyon bir küresel entegrasyon ve kırılganlık sorunudur.

- Enflasyon bir kötü ekonomi yönetimi sorunudur.

Enflasyon; kamu maliyesi disiplininin bozulması, verimlilikten kopuş, tarımsal arzın ihmal edilmesi ve en nihayetinde toplumsal sözleşmenin tek taraflı ihlalidir. Türkiye’de enflasyonu düşürmek, sadece faiz artırmakla değil; hukuku tesis etmek, vergi adaletini sağlamak ve kurumlara güveni yeniden inşa etmekle mümkündür.