Çin mi Amerika mı?

Son dönemin en popüler sorusu bu.

Cevabı bir siyasetçiden değil, sahadan gelen bir iş insanından dinleyelim.

TÜSİAD’ın eski başkanı Orhan Turan’dan.

Onu ne zaman görsem aklıma iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdiği için polis eşliğinde götürüldüğü an geliyor. Görev süresince sadece Anadolu’yu dolaştığı için “Anadolu Başkanı” diye eleştirildi. Görevini bırakırken sosyalist Nazım’ın dizeleriyle veda etmesi de ayrıca konuşulmuştu.

Oksijen gazetesinden Elif Ergu’nun yaptığı röportajda Turan’ın son seyahat notları var. Amerika, Çin ve Avrupa’yı kapsayan bir tur. Özellikle Çin gözlemleri dikkat çekici.

Şöyle anlatıyor...

★★★

“Amerika’dan sonra Çin’e geçince iki ülkeyi çok net kıyasladım. New York’ta altyapı dökülüyor. Çin’de ise özellikle Shenzhen ve Guangzhou arasında 500 kilometrelik yolda tek bir kasis yok. Shenzhen 40 yıl önce 30 bin kişilik bir balıkçı kasabasıymış. Bugün 20 milyon nüfuslu bir teknoloji metropolü. Yaş ortalaması 32. Gittiğimiz bir teknoloji firmasını üniversite sandım. Meğer çalışanların yaş ortalaması 26 imiş. Kent nüfusunun yaklaşık 4 milyonu teknoloji firmalarında çalışıyor.”

Rakamlar da çarpıcı. Çin’de 100 Türk firması var. Türkiye’de ise 1200 civarında Çinli firma faaliyet gösteriyor. 2025’te Çin’den ithalatımız 50 milyar dolara yaklaşıyor. Dış ticaret açığı 6-7 milyar dolar artmış. Sadece Shenzhen’in dış ticaret hacmi 620 milyar dolar.

“Şehirdeki tüm araçlar neredeyse elektrikli. Yeşil plaka taşıyorlar. Mavi plaka görülürse başka şehirden geldiği anlaşılıyor. Elektrikli olmayan lojistik araçlarının kente girmesine izin verilmiyor.”

“Kişi başına 57 metrekare yeşil alan düşüyor. 15 metrekare park alanı var. Yerde toz yok, izmarit yok, çöp yok” diyor Turan.

★★★

Brüksel’e geçince fark daha da belirginleşmiş. Metro çalışmıyor, köşede duran çöp ertesi gün hâlâ yerinde. Çin’de ise dilencilerin bile boynunda karekod var. QR kod okutarak para gönderiyorsunuz. Nakit neredeyse yok. Herkes WeChat ile ödeme yapıyor.

Shenzhen’in yıllık Ar-Ge harcaması 30 milyar dolar. Bu rakam şehrin toplam gelirinin yüzde 6.6’sına denk geliyor. Türkiye’nin toplam Ar-Ge harcaması 17 milyar dolar seviyesinde. Shenzhen 20 yıldır patent başvurularında birinci.

BYD ziyaretinde gördükleri de dikkat çekici. 8-9 bin dolarlık modeller de var, 200 bin dolarlık olanlar da. Hatta yerinde zıplayan, “dans eden” modellerden söz ediyor. Şirketin girişinde bir ekran var. O ana kadar kaç elektrikli araç üretildi, kaçı trafikte anlık izlenebiliyor. Ziyaret sırasında trafikteki araç sayısı 580 binden 620 bine çıkmış. Turan’ın ifadesiyle bir bardak kahve içene kadar araçlar şarj oluyorlar.  Yani o kadar hızlı...

★★★

Kadın istihdamı da yüksek. Kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 70’in üzerinde. Teknoloji firmalarının sunumlarında salonun yüzde 80’i kadınlardan oluşuyormuş.

Çin’in en büyük teknoloji ve internet şirketi Tencent ziyareti de ayrı bir başlık. Oyun, mesajlaşma ve film alanında dev bir ekosistem. Cirosu 100 milyar dolar. Son beş yılda yüzde 15 büyümüş. Üstelik tamamen ofisten çalışıyorlar. Hibrit model yok.

Huawei kampüsü ise Turan’ı en çok etkileyen yerlerden biri. 1.5 kilometrekarelik dev bir alan. Küçük bir kasaba gibi. Koç Üniversitesi ya da ODTÜ ölçeğinde ama olağanüstü düzenli ve temiz.

★★★

Burada Çin’deki “sosyal puan” uygulamasından söz ediyor.

Kendi notum olarak şunu ekleyeyim...

Batı’da anlatıldığı gibi tek merkezden herkese verilen tek bir puan sistemi yok. Çin’de farklı şehirlerde ve sektörlerde uygulanan çeşitli sosyal kredi pilot programları var. Amaç, şirketlerin ve bireylerin sözleşmelere uyup uymadığını, vergi borcu, mahkeme kararı, finansal yükümlülük gibi konulardaki sicilini izlemek. Kurallara uymayanlara seyahat kısıtlaması, kredi erişiminde zorluk gibi yaptırımlar uygulanabiliyor. Bazı yerel uygulamalarda çevreyi kirletme gibi davranışlar da puanlamaya dahil ediliyor. Ancak bu sistem ülke çapında tek bir dijital not defteri şeklinde işlemiyor. Daha çok idari denetim ve finansal sicil mekanizmalarının dijitalleştirilmiş hali.

Huawei’nin Ar-Ge harcaması da dikkat çekici. 2014’te gelirinin yüzde 14’ünü Ar-Ge’ye ayırırken 2024’te bu oran yüzde 24’e çıkmış. Yıllık Ar-Ge harcaması 24 milyar dolar. Şirket 1989’da 4 kişi ve 3 bin dolarla kurulmuş.

Bütün tabloyu yan yana koyduğunuzda soru yeniden karşımıza çıkıyor.

Çin mi Amerika mı?

Belki de asıl soru şu.

Akıl, bilim, altyapı, teknoloji, disiplin ve üretim kapasitesi üzerinden yükselen bir model mi, yoksa finansal güç ve tarihsel üstünlükle ayakta duran bir model mi?

Ve biz bu tabloda neredeyiz?