Burada zaman zaman çocukluk anılarımızdan, Ali Rıza dedemden ve Şamama nenemden söz ederim. O anıları güncel olaylara bağlar, üzerine yorum yaparım.

Bugün doğrudan güncel bir olayla başlayıp, geçmişe doğru yolculuğa çıkmak istiyorum.

Malumunuz, Gazeteci Hrant Dink’in katili Ogün Samast cezaevinde 17. yılını doldurmadan tahliye edildi. O artık “cezasını çekmiş” biri olarak aramızda dolaşan eski bir mahkum!

★★★

Sizi bilmiyorum ama bu gelişme benim yüreğimi sızlattı. Tahliyeyi duyduğum gece gözüme uyku girmedim. Kendimi, doğruları söylemeye çalışan, hak ve özgürlükleri savunan bir gazeteci olarak güvende hissetmedim.

Ülkemizin geldiği noktadan korktum.

Hukuk devletine inanıp, hukuk devletini savunanlar, Can Atalay’ın, Barış Pehlivan’ın tahliye edilmesini beklerken, iktidar Ogün Samast’ı serbest bırakarak adeta “alın size tahliye!” dedi.

Bu hukuk devleti ve demokrasi isteyenlere açık bir meydan okuma oldu.

★★★

Hrant Dink’i Türkiye’de yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir Ermeni olmasından öte, solcu, demokrat, insan haklarının ve özgürlüklerinin savunucusu, bu coğrafyada yaşanan ortak acıların farkında olan barışçıl bir gazeteci, önemli bir kanaat önderi ve “iyi bir insan” olduğu için sever ve çok sayardım.

O nedenle öldürüldüğü gün, katledilişinin haberini aldığımız o an hiç aklımdan çıkmaz.

Sadece öldürüldüğü günü değil, tanıştığımız günü de hiç unutmam.

İsim olarak beni Radikal Gazetesi’nin dış haberler muhabiri olarak yazdığım haberlerden bilirmiş beni.

Sohbetimiz sırasında Kars’ta doğup büyüdüğümü öğrenince ilgisi başka olmuştu.

★★★

Ekim Devrimi’nden sonra Anadolu’ya göç eden Kafkasya halklarından olan ailem, kaçış hikayelerini anlatırken hep Ermeni komşularından söz ederdi.

Merhum Bino (Binali) dede, bir defasında şöyle anlatmıştı hikayeyi:

“Kaça kaç zamanıydı. Yükte hafif pahada ağır eşyalarımızı almış köçümüzü arabalara yüklemiş, atları koşmuştuk. Ermeni komşumuz geldi. Gitmeyi planladığımız güzergahta komünistlerin kontrol noktası kurduğunu söyledi. Kura Nehri’ni geçmemizi gerektiren başka bir yol gösterdi. Zor oldu ama oradan karşıya geçebildik.”

Aynı komşuyu başka akrabalar da sitayişle anlatmıştı.

Zamanla, Hrant Ağabey’i tanıdıkça dedemlerin tarif ettiği, ailemizin Anadolu’ya kök salmasını sağlayan göç hikayesinin baş kahramanı olan o iyi yürekli karayağız Ermeni komşu benim gözümde Hrant Dink’te vücut bulmuştu.

Sakin, sağduyulu, barışçıl, kendi deyişiyle “güvercin ürkekliğiyle” yaptığı objektif değerlendirmeleri de benim kendi kafamda yarattığım duygusal göç hikayesiyle birleşince kendisine olan sevgim ve saygım artmıştı.

★★★

O nedenle katledildiği gün şoke olmuştum.

O nedenle Ogün Samast, Hrant Dink’i vurduktan sonra bir polis karakolunda kahraman muamelesi görünce, Şamama Nenemin kızınca söylediği sözü tekrarlamıştım:

“Soykalar! Andırınıza galsın!”

Üzgünüm Ahparig (kardeşim) Hrant!

Katilinin elini kolunu sallayarak aramıza dönmesini sadece izleyerek, senin hakkını yeterince koruyamadığımız için.

Gülüşün bize emanet Metin Ağabey


Biz solcuların tuhaf aforizmaları vardır. Bunlardan biri de şudur:

“Gülmek devrimci bir eylemdir.”

Bu sözü çok abartılı ve tuhaf bulurdum hep.

Bugünlerde sokaklar asık suratlı insanlarla dolunca gülmenin anlamını ve önemini daha iyi kavradım. Gülmenin gerçekten devrimci bir eylem olduğunu gördüm.

Meslek büyüğüm Metin Uca, en kötü koşullarda dahi güldürür, güldürürken düşündürürdü.

İşte bu nedenle Metin Uca güzel gülüşüyle benim tanıdığım en büyük devrimcilerden biriydi.

Ne yazık ki bütün iyi insanlar gibi kendisini erken gitti.

Giderken de gülüşünü bize emanet bıraktı.

Gülüşün artık emanetimizdir Metin Ağabey.

Nur içinde yat!