Ülkemizde “Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı” (KEDV) adında bir dernek var. Vakıf statüsündeki bu derneğin verdiği bilgiye göre, Türkiye’de 30 milyarder varmış. Bu milyarderlerin varlıklarının toplamı 3 trilyon TL imiş. Bu 30 kişinin serveti, halkın en yoksul %44’ünün yani 38.5 milyon kişinin toplam servetinden fazlaymış. (Not: -dir değil, -miş ile yazıyorum; çünkü bu sayılara güvenmiyorum) Servetin bu kadar eşitsiz dağılmış olması yoksulluk yaratıyor, sosyal barışı tehlikeye atıyor diyorlar. Bir önerileri var: Bu servetten %5 “varlık vergisi” alınsın. Böylece devlet, 150 milyar ek gelire kavuşur. Bu para geçim zorluğu çekenlere dağıtılır veya atanmamış öğretmen sorunu (?) çözülür, fikrindeler. 150 milyar TL büyük bir meblağdır. Ama 2026’da 16.2 trilyon TL olarak gerçekleşmesi beklenen devlet gelirlerinin yüzde birinden azdır. 2026 bütçesinde personel giderleri ile çoğu sosyal amaçlı transferlerin toplamı olan 12.3 trilyon lirayla kıyaslandığında, milyarderlerden alınacak “varlık vergisi” devede kulak kalmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nın bütçe üzerine bindirdiği ek yüklerin bir kısmını varlıklı (bahusus gayrimüslim) vatandaşlara yüklemek için 1942 yılında varlık vergisi uygulanmıştır. Toplanan para, bütçede belli rahatlama sağlanmış olsa da, varlık vergisi Türkiye ekonomi tarihine “kötü bir uygulama” olarak geçmiştir.

DAVOS KIŞ ŞENLİĞİ

Davos’da her yıl Dünya Ekonomik Forumu denen firmanın düzenlediği bir toplantı yapılır. Biz de benzerini Uludağ’da yaptık ama pırlanta yanında Oltu taşı gibi kaldı. Davos toplantılarında önemli insanlar, önemli insanlarla görüşür. Bunlar birbirlerine önemli konular hakkında çok önemli şeyler söyler. Dünyanın şimdiki ve gelecekteki önemli sorunlarını dile getirip, önemli önerilerde bulunurlar. Uluslararası topluluğun (?) dikkatini çekerler. Bu toplantıya katılarak kendini önemli hissetmek isteyenler de (kim istemez ki?) para verip salonları doldurur. Akşam yemeklerine katılır. Çok parası varsa yemekli toplantı ve kokteylleri kendisi finanse eder. Bu yılki festivalin yıldızı “Yeni Roma İmparatoru” Trump idi. Birleşmiş Milletler örgütünü işe yaramaz ilan etti. Geldiği gibi gitti. Tartışma konularından biri de servet dağılımı adaletsizliği idi.

OXFAM

İkinci Dünya Savaşı bitmeden 1942 yılında Oxford Üniversitesi bünyesinde OXFAM adında bir örgüt kurulmuş. Amaçları: 1. Yoksulluğun ortadan kaldırılması, 2. Kıtlıkla mücadele, 3. Felaketzedelere yardım. OXFAM zamanla federasyon haline gelmiş. Çatısı altında 90 ülkede faaliyet gösteren 17 kuruluş var. Bizim “Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı” da bunlardan biri. OXFAM, Davos toplantısına dünyadaki servet dağılımı eşitsizliğinin ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir rapor sunmuş. Dünyanın en zengin 85 kişisinin serveti, en alttaki 3.5 milyar kişisinin servetinden fazlaymış. Üstelik bu fark durmadan artıyormuş. Bunlar ekonomi magazininde yer alacak türden gayri ciddi bilgiler. İşin esası şudur: Bu eşitsiz servet artışları milli gelirin eşitsiz dağılımından doğmuyor. Tüm dünyada “varlık fiyatları” enflasyonunun TÜFE’den hızlı artmasından doğuyor. Bu servetler reel değil sanaldır. Sanal servet artışını anlamak için altın-gümüş fiyatlarındaki yükselişi düşünün yeter. Sanal da olsa bu servet artışı “realize edildiği” nispette “gelir dağılımı” bozar. Ama bu etki sanıldığı kadar büyük değildir. Gelir dağılımı, “veraset/intikal vergisinin” Gelir Vergisi cetveline göre alınması ve “duran serveti” değil, realize olan “değer artışını” vergilemekle düzelir.

SON SÖZ: Servet sanal, gelir gerçektir.