Sahada yaşananlar bir şeyi açığa çıkardı: Artık eski Suriye’den bahsedemeyiz…

HTŞ’nin Hama’yı Suriye Ordu’sundan alması denklemi değiştirdi. Bundan böyle sahada her bakımdan daha güçlüdür zira yeni insan kaynağına ve muhtemelen yeni silah-teçhizata kavuştu. Bu kazanca moral desteğini de eklemek uygun olur. Önümüzdeki dönemde Humus’u da alırsa Şam’a gitmekten çekinmeyecektir.

Humus’u da alması ve Tartus yolunu kontrol etmesi halinde stratejik üstünlüğü tescillenecektir zira Şam’ın denizle bağlantısı ortadan kalkacaktır.

Eğer Ordu Humus’u da HTŞ’ye karşı savunamazsa Şam düşmese bile Suriye’nin geleceğinde Esad başat unsurlardan biri olmaktan çıkacaktır. Bu nedenle Humus’un savunulması Esad için yaşamsal önemdedir.

Artık siyasi senaryoların öne çıkacağı bir evredeyiz. Üç senaryodan bahsedebiliriz. Birincisi, HTŞ ilerlemesinin Humus’da durdurulması halinde sergilenebilir. İkincisi, HTŞ’nin Humus’u da alması halinde yaşanabileceklere değindir. Üçüncüsü ise Şam’ın da düşürülmesi halinde oluşacak tabloya ilişkindir.

Biz birinci senaryoyu açalım ve bu yazıda onunla yetinelim.

Askerî önlemler alınırken diplomatik ve siyasî temasların da öne çıkması muhtemeldir. Özellikle siyasi temaslar Esad ile Culani arasında yaşanırsa şaşmamak gerekir. Esad Erdoğan’dan esirgediğini Culani’ye sunmak zorunda: uzlaşmak…

İki tarafın da açmazları var ve ortaklaşmaları mümkün. HTŞ terör örgütü vasfını koruyarak ele geçirdiği bölgeleri yönetemez, Prof. Dr. Serhat Erkmen’in de vurguladığı gibi yeni bir kimliğe ihtiyacı var; Esad’ın da artık varlığını sürdürmekle hiçlik arasında bir tercih yapması zorunluluğu ortada…

Sürpriz bir uzlaşma sahneye konulabilir. Bu, ABD’nin benimseyeceği bir durum olmasa da, Arap ülkelerinden gelmesi muhtemel baskılarla ve de PYD varlığını meşrulaştırmak adına kabul edebileceği bir durumdur.

Öte yandan ABD askerî unsurlarının Fırat’ın doğusundaki üslerine iniş kalkış yapan hava araçlarının sayısındaki artış ve Irak’tan rejimi takviye maksadıyla Hama’ya yönelenleri engelleme çabaları dikkat çekicidir.

Humus’un Suriye devletince elde tutulması Rusya için de hayatî önemdedir ancak yapabileceklerinin sınırlı olacağı anlaşılıyor. Bu yüzden askerî çabalarına diplomatik ve siyasi gayreti de yoğun olarak ekleyecektir.

Kuzeyde yaşananlara gelince…

HTŞ ve eski SMO’nun arasında Halep’te cereyan eden olaylara bakılırsa aralarında hem ortaklık hem de rekabet olduğu anlaşılıyor. Aralarındaki bağın niteliği ne olursa olsun, zaman içinde SMO’nun zafer kazanmış ve kimlik değiştirmiş HTŞ’ye tabi olması yüksek olasılıktır. Bu ilişkide Türkiye’nin rolü de etkili olacaktır.

Tel Rifat ve Membiç’in ele geçirilmesi Türkiye’nin kurmaya çalıştığı güvenli tampon bölgeye önemli bir katkı sağlasa da Suriye’nin giderek parçalanmaya daha yakın yapısı orta ve uzun vadede Türkiye’nin güvenliğini olumsuz olarak etkilemeye devam edecektir.

Türkiye yeteri kadar hata yaptı. Hangi senaryo hayata geçerse geçsin artık güneyimizde en hafifinden bir Peşaver ortaya çıkarılmış ve uzun vadede Hatay üzerinde hak iddia edecek bir yapının nüvesi oluşturulmuştur. İçimize aldığımız sığınmacıların yarattığı ve yaratacağı sorunlar da cabasıdır.

Türkiye, her şeye rağmen, Suriye parçalı bir federasyona bile dönüşse, komşusunun toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini kuvvetli bir şekilde savunmalıdır. Bu maksatla giderek daha çok açığa çıkan HTŞ üzerindeki etkisini farklı bir tarzda kullanmalıdır.

Her kriz öğreticidir. Suriye krizi adeta döverek öğretiyor. Yeni Suriye yolda ve eski Suriye (2011 öncesi) artık mumla aranacaktır…