Reklamsız Sözcü
ORAY EĞİN

2015’ten aklımda kalanlar

20 Aralık 2015

FOTO: SÖZCÜ Eski düşmanlar ortak mı oldu?

En unutulmaz fotoğraf

Doğu Perinçek'le Recep Tayyip Erdoğan'ın hem de bir asker cenazesinde karşı karşıya gelmeleri Türkiye'de her şeyin ne kadar kolay değişebileceğinin en somut kanıtı değil miydi? Cemaatçiler paranoya halinde yargının artık Perinçek'in kontrolüne geçtiğini söylüyorlar, iki lider arasında bir yakınlaşmadan söz edip yine sahte teoriler kurma peşindeler. Fakat, hakikaten de birbirine bu kadar zıt ismin böyle yan yana kolayca gelmesi şaşırtıcı… Ya da öyle mi? Belli hareketler ortak davalar için işbirliğine girişirler. Doğu Perinçek yıllardır Cemaat karşıtlığına karşı Türkiye'yi uyarmaya çalışıyor, pek az kişi dinliyordu. Bir konuda haklı: O Erdoğan'cı olmadı, Erdoğan onun çizgisine geldi. Henüz hâlâ Cemaat tehlikesinin boyutunu anlamayanlar var oysa… Cumhuriyet Gazetesi'yle Cemaat'in Erdoğan düşmanlığında birleştiğine şaşırmayıp, Erdoğan'la Perinçek'e şaşırmak tuhaf değil mi?
Bonus: Ulusal TV'de bir program anonsuna denk geldim. Cem Küçük soruyor, Doğu Perinçek yanıtlıyor.

FOTO: SÖZCÜ Stallone artık dövüşmüyor, öğretiyor. Michael B. Jordan yeni boks ilahı olma yolunda.

Siyah filmlerin yılı

“Dope“, “Straight Outta Compton“ ve son olarak “Creed.“ Siyah oyuncuların, siyah yönetmen ve yazarların yönettiği üç film beklenmedik bir şekilde bu sene beyaz perdenin en başarılı yapımları arasında yer aldı. Ne yazık ki üç film de henüz Türkiye'de gösterilmedi. Sadece “Rocky“ serisinin bir tür devamı sayılabilecek “Creed“ (Apollo Creed'in oğlu hakkında) Ocak ayında vizyona giriyor. Herhalde Türk izleyicinin seriye aşinalığından. Oysa bu üç film de ırk ve ülke sınırlarının çok ötesinde hikayeler anlatan, hatta bu sınırları yerle bir eden yapımlardı. İlk ikisi çok eğlenceli, üçüncüsü neredeyse insanı ağlatan bir boks filmi. Creed'i oynayan Michael B. Jordan'a özel bir ışık tutmak gerekiyor: “The Wire“da gencecik bir çocuktu ve o haliyle bile büyülüyordu. Serüvenine, büyümesine tanıklık ettik ve “Creed“de her zafer kazandığında aslında biraz da aktörün şahsi başarısını kutluyorduk. Bu üç film aklımda yer etti, mutlaka izleyin.

Fazla özdeşleşme sorunum

Hint asıllı Amerikalı komedyen Aziz Ansari'nin Netflix için yaptığı “Master Of None“ dizisi bu sene en çok izlediğim, üzerinde en çok bahsettiğim yapım oldu. Her biri birer kısa film tadında; o kadar gerçek ki… Belki gerçekliği fazlasıyla New York'a ait bir hikaye olmasından dolayı. Bir bölümde iki yakın arkadaş taco yemek istiyorlar ve illaki en iyi taco'yu yemek zorunda olduklarından 45 dakika İnternet'te araştırma yapıyorlar. Gittiklerinde taco bitmiş oluyor. Bu benim de, New York'ta yaşayanların da günlük hayatının bire bir yansıması gibi. Kaç sefer aç karnına saatlerce dolaşıp o ‘en iyisini' bulmak için enerji tüketip sonunda pes ettiğimi biliyorum. Bir diğer bölümde Aziz Ansari ve arkadaşı Eminem'in “8 Mile“ filmi için yaptığı bir şarkının sözlerindeki çelişkiye dikkat çekiyorlar. Şarkıda Eminem “Bu bir film değil, burada Mekhi Pfeiffer yok“ diyor. Oysa tam da film ve Mekhi Pfeiffer da filmde oynuyor. Bir insan böyle bir konu üzerine neden kafa yorar? Bilmiyorum, ama benim de yıllardır buna takıldığımı söyleyebilirim. Aziz Ansari'nin dizisini belki de bu kadar çok beğenme nedenim her seferinde kendimi bulmam.

FOTO: SÖZCÜ Mr. Robot'ın başrolündeki Rami Malek Mısır asıllı.

Müslümanların yılı?

Donald Trump'ın açıklamalarını, İslam'ın IŞİD'le özdeşleşmesini falan bırakın. Başka Müslümanlar bu aralar popüler kültürü ele geçiriyor. 2015 yazının kuşkusuz en başarılı dizisi “Mr. Robot“tu. Dizinin yaratıcısı Sam Esmail ve başrol oyuncusu Rami Malek, Mısır kökenli ilk kuşak Amerikalı. Yazarlarından birinin adı Kor Adana ve Türk. Yukarıda bahsettiğim Aziz Ansari de Müslüman kökenli; gerçi kendisinin ateist diye tanımlıyor. Aslında bu isimlerin Müslüman olmalarının işleriyle doğrudan bir bağlantısı yok. Dini temalar katmıyorlar ürünlerine, ama önyargısız bir dünyaya doğru gidildiğinin bir işareti olabilir mi başarıları? Etnik ve dini kimlikleri hiç kimsenin umurunda değil, üzerine vurgu bile yapılmıyor.

FOTO: SÖZCÜ Mustang'i bütün eleştirmenler en iyi filmler arasında sayıyor.

“Mustang”in yılı

Neredeyse ağız birliği etmişçesine Amerikalı bütün eleştirmenlerin bu senenin en iyi filmleri listesinde “Mustang“ var. Kültür Bakanlığımız önemsemediği için Fransa'nın kaptığı, sahiplendiği ve dünyaya dağıttı Türk filminden bahsediyorum. İstanbul'da sadece bir salonda oynamasından mı bahsedeyim, bu filmin başarısının Türk medyasında yeterince işlenmediğinden mi… Altın Küreler'de en iyi yabancı film adayları arasında. Büyük ihtimalle Oscar'da da yarışacak. Film çok sıcak, çok gerçek, yapmacıklıktan uzak, en önemlisi bir hikayesi var. Milyon dolarlar harcamadan da evrensel bir duyarlılık yakalanıyormuş işte; daha hikaye kurmadan Oscar hayalinin peşinde koşan ve bunu da parayla satın alacağını düşünen Türk sinemacılara (başta Yılmaz Erdoğan) ders olsun.

FOTO: SÖZCÜ The Weeknd sekse ağıt dolu bir albüm yapmış.

İki albüm

Kendrick Lamar'ın “How to Pimp a Butterfly“ albümünün günümüz Amerika'sıyla ilgili bir meselesi var, ama bu meselenin ne olduğunu anlamak o kadar kolay değil. Çünkü içine girmesi çok zor bir albüm. Ama bir kere o dünyanın kapısını aralayıp mesajı anlamaya başladıktan sonra başka kapıların açıldığı, başka kodların çözüldüğü, başka anlamların ortaya çıktığı bir hazine bu albüm. “Alright“ belki de uzun yıllardan beri ilk kez Amerikalı siyahları birleştiren yeni bir protesto marşı oldu. Grammy Ödülleri'nde de bu albümün hakkı pek çok kategoride aday gösterilerek verildi. Hele bir de yılın albümünü alırsa…
Dinlemesi ve içine girmesi o kadar zor olmayan bir başka albüm 2015'ten Kanadalı The Weeknd'in “Beauty Behind the Madness“i. 25 yaşında bir genç görünürde seks ve uyuşturucu üzerine bir ağıt yakmış. “Can't Feel My Face“ anlamı anlaşılmadan yazın şarkısıydı; ama albümün özünde kırılgan, dağılmış bir erkeğin hikayesi var. Nükhet Duru'nun bile sesi duyuluyor bir ara, daha ne olsun?

ADA CAN DÜNDAR

Yazının ömrü Başbakanlardan uzundur

Başbakan Erdoğan köşe yazarları için “Her gün yazıyorlar. Yarım saatte şişiriyorlar” dediğinden beri kim görse “Sen kaç dakkada yazıyorsun?” diye soruyor.
Bizim meslekte sekiz saat ıkınıp da yazamayanları da biliyorum, öğle yemeğinde bir eliyle atıştırırken öbürüyle döktürüverenleri de…
Benim için şu olmalı doğru cevap:
“30 yıl + 2 saat…”
Aslında yazmak dünyanın en keyifli işi olsa da, zaman baskısı hakikaten sevimsizdir.
Her gün değilse bile haftanın beş-altı günü belli bir saate kadar, belli uzunlukta bir yazıyı yetiştirmek zorundasınızdır.
…..
Yazarlık, yan gelip yazma yeri değildir.
Yazmadığınız anlarda da “Ne yazacağım?” sorusu kafanızda gezinir.
Gezinenleri unutmamak için olur olmaz yerde (bazen bir uykunun arasında, bazen ciddi bir toplantının ortasında) çıkagelen perinin ilhamıyla (yanınızdakilerin şaşkın bakışları arasında) sadece kendinizin okuyup anlayabileceği küçük notlar almak durumunda kalırsınız.
…..
Bence asıl komik olan, yarım saatte yazabilmek değil, her konuda yazabilmektir.
Bu, dünyada pek az yazara kısmet olmuş bir yetenektir.
Ya da şöyle söyleyeyim:
Dünyada pek az ülkeye, her konudan anlayan köşe yazarları kısmet olmuştur.
Şükür ki Türkiye o ülkelerden biri…
Ve bizler politikadan spora, modadan sanata kadar her dalda kalem oynatabilecek (bilgiye değilse de) cüret ve yeteneğe sahip, üstün kullarız.
Uzmanlık denen dar kafese yabancıyız.
Canımız neyi isterse o gün onu yazarız.
Allah'tan bu işte bize örnek olan, nüfus planlamasından gollük röveşataya, aşının yan etkilerinden hangi yazının kaç dakikada yazıldığına kadar her konudan anlayan, bizcileyin bir Başbakanımız var da, yabancılık çekmeyiz.
İşin acı yanına gelince:
Her zaman başbakanların takdirine mazhar olamasa da yazarı için pek kıymetli olan o köşe yazısını, daha doğrusu onun basılı olduğu kağıt parçasını, ertesi gün bazen ocakta bir tencerede pilavın buharını alırken görürsünüz, bazen bir ayakkabılığın rafında kunduraların çamurunu süzerken, bazen bir taşınma esnasında bardaklara zırh niyetine sarılırken…
Yazıldığı hızla okunur ve aynı hızla eskir köşe yazısı…
Ama şükür ki eskimeyenleri de vardır.
Ve onlar, başbakanlardan daha uzun yaşarlar.
(06.12.2009)

İletişim: Bana Twitter, Facebook ve Instagram'dan ulaşabilirsiniz: @orayegin.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp