Reklamsız Sözcü
SİNAN MEYDAN

Küfür sıçanından tezeğe

7 Mayıs 2018

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçenlerde “CHP tezektir” dedi. Bundan tam 68 yıl önce, 1950'de Necip Fazıl da CHP'ye “küfür sıçanı” demişti.

Recep Tayyip Erdoğan, geçenlerde İstanbul Kadın Kolları 5. Olağan İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada “CHP demek aynı zamanda tezek demektir” dedi. Erdoğan, geçtiğimiz ay yaptığı bir konuşmada ise İsmet İnönü'den “adını anmak istemediğim şahıs” diye söz etmişti.
Erdoğan'ın yıllardır tekrarladığı, “CHP camileri ahır yaptı! Lozan zafer değil hezimettir! Türkçe ezan zulümdür! CHP ezanı susturdu! İsmet İnönü dini içerikli kitapları yasakladı!” vb. iddiaları aslında yeni değildir. “El-cevap” adlı kitabımda yanıtladığım bu iddiaların çoğu, 1950'lerde Demokrat Parti döneminde Necip Fazıl Kısakürek tarafından dile getirilmişti.
Recep Tayyip Erdoğan yıllardır “Necip Fazıl yöntemiyle” CHP'ye saldırmaktadır.

CHP'Lİ VE ATATÜRKÇÜ NECİP FAZIL

Şair Necip Fazıl Kısakürek, 1943 yılına kadar Atatürk devrimlerine sahip çıkan bir CHP'liydi. Öyle ki, 1940'ta CHP'den milletvekili olmak istemiş, ancak başvurusu reddedilmişti.
Necip Fazıl, 1930'larda Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı rejim düşmanlarına göz açtırmıyordu. Örneğin, Aralık 1934'te Ankara Türk Ocağı'nda Kubilay'ı anma toplantısında şunları söylemişti: “Eğer inkılabın yüreğini, hassasiyetini ve sinirini temsil etmezsen bıçağın ters tarafı ile yirmi dakikada kesilen Kubilay'ın kafasında sana tevcih edilen akıbeti seyredebilirsin… Türkiye'nin nüfus kütüğündeki softa ve mürtecilerin yeşil kanını kurutacaksın; bu kadar…”

Necip Fazıl, 1932'de yazdığı “Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil” adlı eserinde “softa kimdir” sorusuna şöyle yanıt vermişti: “Onu tarife hacet yok. Onu tanırız; yürüyüşünden, duruşundan, bakışından, kaçışından tanırız. O zaten kendini gizlemiyor. Dün başına sarık sarıyordu. Bugün giydiği şapka, hüsnü nazarında gene sarık… Bugünün sarıklısı dünden daha çok, daha yezittir. (…) Zamanın akışını zorlayan (…) her yeni şey karşısında eskinin ısrarı softalıktır.  İslamlık çıktığı gün putperestler softaydı. Asırlardır ilim ve cemiyetin terakkisi (ilerlemesi) karşında da İslamlık softadır.”

Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl, 1938'de Atatürk'ün ölümü üzerine de şunları yazmıştı: “Benim gözümde birbirine bağlı iki işin sahibi iki Atatürk var. Zaman tasnifinde bunlardan biri düşmanın denize dökülüşüne, öbürü bugüne kadar sürer. (…) Biri ölüm hükmü giymiş bir milleti şahlandırdı. Mucize çapında bir başarıyla madde ve askerlik planında muzaffer kıldırdı. Öbürü, bir an evvelki ölüm tehlikesini doğuran sebepler âlemine karşı harekete geçti, fikir ve cemiyet planında yeni bir bünye inşasına girişti.  (…) Milli kahramanın ölümü önünde duyduğumuz matem hissini tek bir emniyet duygusu ile teselliye muktediriz. Teknesinde Atatürk'ü yoğuran Türk milletinin (…) aynı çapta kahramanlara daima gebe kalacağı emniyeti…” (Cumhuriyet, 26 Kasım 1938).
Necip Fazıl, 1940'ların başında da Atatürk'ten saygıyla, övgüyle söz etmeye devam ediyordu. Örneğin, 1943 tarihli Büyük Doğu Dergisi'nin 9. sayısı “Atatürk'ün Altın Anahtarla Açtığı Son Fabrika Kapısı… Şimdi Onun Ruhu, Aynı Anahtarla Türk'ün Zafer Kapısında” başlıklı bir kapakla çıkmıştı.

Necip Fazıl, Büyük Doğu Dergisi'nin 10. sayısında ise “Atatürk Dirilecektir” başlıklı bir yazı yazmıştı. Söz konusu yazıda Atatürk'ü bekleyen bir Necip Fazıl vardı: “Bir gün Atatürk dirilecektir. Evet, laf ve hayal yahut fikir ve remz âleminde değil, doğrudan doğruya madde ve hakikat dünyasında Atatürk hayata dönecektir…” diyordu.

NECİP FAZIL'IN CHP DÜŞMANLIĞI

Necip Fazıl'ın 1943'te yayınlamaya başladığı Büyük Doğu Dergisi süratle siyasal İslamcı çizgiye kaydı. Öyle ki, hükümet, Aralık 1943'te “dini istismar ederek rejim karşıtlığı yapmak” gerekçesiyle Büyük Doğu'yu birkaç aylığına kapattı. Ardından Necip Fazıl Devlet Konservatuarı'ndaki görevinden uzaklaştırıldı. Dergi, Şubat 1944'te tekrar yayımlandı, ama Mayıs 1944 ile Eylül 1945 arası tekrar kapatıldı.
1946'da Büyük Doğu tamamen dini bir içeriğe büründü. Dergide peygamberin hayatı, dört halife devri, bazı din büyükleri, şeriatın güzellikleri anlatılıyor, II. Abdülhamit övülüyor; buna karşın Atatürk, İsmet İnönü, Falih Rıfkı Atay, Atatürk heykelleri, cumhuriyet, kadının çalışması, kızların okul müsamerelerinde ve ulusal bayramlarda mini şort ve mini etek giymeleri, plajlar, dans, komünizm ve sol olabildiğince eleştiriliyordu.
1946'dan itibaren Necip Fazıl amansız bir CHP düşmanı haline geldi. 1943'e kadar Cumhuriyetin faziletlerini anlatan Necip Fazıl, 1946'dan sonra “Cumhuriyetin kötülüklerini” anlatmaya başladı.
Ne tesadüftür ki, 1946'da Türkiye Amerikan etkisine girmeye başlamıştı. Amerika, “laik” bir Türkiye yerine “İslamcı” bir Türkiye istiyordu. Çünkü komünizmin panzehiri olarak “dini” görüyordu.

Bu arada 1946'da Demokrat Parti (DP) kuruldu. Yıllarca CHP'ye yaslanan Necip Fazıl, şimdi Türkiye'deki Amerikancı iklimin etkisi altında DP'ye yaslanacaktı.
Necip Fazıl, 1946'dan itibaren, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadar olan dönemi Batı taklitçisi, din ve ahlak yoksunu bir dönem olarak görüyor, buna karşı Osmanlı'nın klasik çağlarını öne çıkarıp övüyordu. Örneğin, 5 Mart 1948 tarihli Büyük Doğu'nun kapağında “Üç Devir” başlığı altında şöyle yazıyordu: “Kanuni'ye kadar vecd, aşk, hamle ve taarruz devri; Tanzimat'a kadar hamlık, kabalık, donukluk ve ricat (geri çekilme) devri… Tanzimat'tan sonra taklit, şahsiyetsizlik, tersinden yobazlık ve teslim oluş devri…” Fakat II. Abdülhamit'i ayrı tutuyordu. “Ulu Hakan” dediği II. Abdülhamit'i yere göğe sığdıramıyordu.

Buna karşın İsmet İnönü'ye yükleniyordu. 13 Aralık 1946 tarihli Büyük Doğu'nun kapağına kocaman bir kulak çizerek “Başımızda Kulak İstiyoruz. Herkes Başında Kulağını Arasın!” başlığı atıp İnönü'nün işitme sorunuyla dalga geçiyordu.
Necip Fazıl'ın CHP'ye yönelik saldırılarının temelinde “din” vardı. Örneğin, 17 Ekim 1947 tarihli Büyük Doğu'nun kapağından CHP'yi “Resmi ve Sistemli Dinsizlik” yapmakla suçluyordu.

KÖLELİK VE ÖRTÜLÜ ÖDENEK PARALARI

1950'de DP iktidara geldi. Dinsel söyleme çok ağırlık veren Adnan Menderes, iddiaya göre 1951'de DP İzmir İl Kongresi'nde şu sözleri söyledi: “Şimdiye kadar baskı altında bulunan dinimizi baskıdan kurtardık. İnkılap softalarının yaygaralarına ehemmiyet vermeyerek ezanı Arapçalaştırdık. Mekteplerde din derslerini kabul ettik. Radyoda Kur'an okuttuk. Türkiye Müslüman devlettir, Müslüman kalacaktır. Müslümanlığın bütün icapları yerine getirilecektir.”

Menderes'in bu sözlerini duyup kulaklarına inanamayan Necip Fazıl, 16 Şubat 1951 tarihli Büyük Doğu'da “Başbakana Hitap” başlığı altına aynen şöyle yazdı: “Böyle bir sözü hem de bugünkü şartlar içinde söyleyebilecek başbakanın kölesi olduğumuzu ilan etmekle şeref duyarız. Eğer bu iki sözü gerçekten söyledinizse; 1. İnkılap softalarının yaygarasına rağmen… 2. Türkiye Müslüman bir devlettir ve Müslüman kalacaktır… Tekrar ediyoruz: Partinize, siyasi muhitinize, kabinenize ve hatıra gelen, gelmeyen her şeyinize rağmen en saf ve halis tarafından azat kabul etmez köleliğimizi kabul buyurunuz!”

Kendi ifadesiyle Başbakan Adnan Menderes'in “kölesi olmayı” kabul eden Necip Fazıl, sırtını DP hükümetine dayamayı deneyecekti. Büyük Doğu Dergisi'ni adeta DP'nin bir yayın organı haline getirmek için Adnan Menderes'ten birçok defa para istedi. Para için Adnan Menderes'e “yalvaran” mektuplar yazdı. Nitekim Yassıada duruşmalarında, 1950-1960 arasında Necip Fazıl'a örtülü ödenekten 147 bin lira ödendiği belgelendi. Necip Fazıl da bunu açıkça itiraf etti: “Evet, ben örtülü ödenekten para aldım. (…) 1954'ten 1960'a kadar taştan taşa vurulan, zindandan zindana süründürülen mukaddesatçı, milliyetçi, Anadolucu, ahlakçı bir idealin himayesi yolunda para aldım…” (Alaattin Karaca, Necip Fazıl ve Adnan Menderes İlişkisi, s.170).
Necip Fazıl'ın “mukaddesatçı, milliyetçi, ahlakçı bir ideal” dediği şey, olabildiğince çirkin ve aşağılayıcı bir üslupla CHP'ye saldırmaktı.

Büyük Doğu'nun küçük kapakları

Necip Fazıl, kendi ifadesiyle, hem “azat kabul etmez köleliğinin”, hem de örtülü ödenekten sızdırdığı paraların hakkını verebilmek için 1951'den itibaren her türlü ahlak kuralını ayaklar altına alan bir bayağılıkla CHP'ye saldırdı. Bu çirkin saldırılarında Büyük Doğu Dergisi'ni silah olarak kullandı.

İşte bazı belgeler:

8 Aralık 1950 tarihli Büyük Doğu'nun kapağında “Bizimle 27 Yıl Böyle Oynayan Küfür Sıçanını Gebertmeden Evinize Huzur Girmez! 27 Yıl Millet Fare Oldu, Fare Kedi” yazıyordu. Bu yazının altında ise Türk Milleti'ni simgeleyen koca bir kedi, üzerine CHP yazılan küçük bir sıçanı öldürmeye çalışıyordu. Yani “dindar” ve “ahlaklı” Necip Fazıl, Atatürk'ün kurduğu CHP'ye “küfür sıçanı” diyordu. Dahası, o “küfür sıçanını (yani CHP'yi) gebertmeden evinize huzur girmez” diye de ekliyordu. Derginin iç sayfalarında ise “Veba deposu sıçanın (yani CHP'nin) içi kanımızla dolu şişkin karnı, mutlaka pençemiz altında delinmelidir” diyordu. DP'nin, bu “veba sıçanını kanun yoluyla gebertmesini” istiyordu. (Büyük Doğu, 8 Aralık 1950, S. 38, s. 2).

Büyük Doğu, 8 Aralık 1950

Büyük Doğu, 8 Aralık 1950

27 Ocak 1950 tarihli Büyük Doğu'nun kapağında “CHP Türk Milleti'ni Böyle Görüyor” başlığı altında büyük bir kedi ve küçük bir fare fotoğrafına yer veriliyordu. Böylece “büyük kedi CHP”nin, Türk Milleti'ni “küçük bir fare” olarak gördüğü ima ediliyordu. Aynı derginin içinde ise neredeyse tamamı uydurma ve çarpıtmaya dayalı olarak “Doğu Faciası” başlığı altında Dersim Olayı anlatılıyordu. Necip Fazıl Dersim'de “en aşağı 50.000 Müslümanın katledildiğini” yazıyordu. (Büyük Doğu, 27 Ocak 1950, S. 16, s. 3).

Büyük Doğu, 27 Ocak 1950

Büyük Doğu, 27 Ocak 1950

16 Şubat 1951 tarihli Büyük Doğu'nun kapağında “CHP İnkılabı”, yani Atatürk devrimleri çıplak kadın, içki ve kumarla özdeşleştiriliyordu. İşin tuhafı, CHP inkılabını çıplak kadın, içki ve kumarla özdeşleştiren Necip Fazıl, uzun yıllar içki ve kumar illetinden kurtulamamıştı. Dahası, CHP inkılabını kumarla özdeşleştirdiği o derginin yayımlanmasından sadece 17 gün sonra, 4 Mart 1951'de bir kumarhane baskınında yakalanmıştı.

Büyük Doğu, 16 Şubat 1951

Büyük Doğu, 16 Şubat 1951

1 Eylül 1950 tarihli Büyük Doğu'nun kapağında milleti temsil eden güçlü kuvvetli bir atletin üzerine yuvarlanan ağır bir kaya olarak çizilen CHP, “Sahte İnkılapçılık”, “Tarih Kalpazanlığı”, “Maddecilik”, “Batı Uşaklığı”, “Şahsi Yetersizlik”, “Kozmopolitlik” ve “Küfür” olarak adlandırılıyordu. Bu tasvirin hemen altında ise şöyle yazıyordu: “Ey Türk! Tam 111 yıldır her gün biraz daha büyüye büyüye üzerine yuvarlanan ve tam 27 yıldır seni ezen bu tarihi taşı geldiği yere gönderecek ve geldiği yerin kafasını patlatacak olan idealin hizmetine gir.”
26 Ocak 1951 tarihli Büyük Doğu'nun kapağında ise “CHP'nin başına bulaşık suları dökmekten” ve “onu kapı dışarı etmekten” söz ediliyordu.

Görüldüğü gibi Necip Fazıl, kökleri Türk milletinin varlık yokluk kavgasına; Kuvayı Milliye'ye, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne dayanan, Atatürk'ün kurduğu CHP'ye ağzına geleni söylüyordu. CHP'yi bazen “küfür sıçanı”, bazen “çıplak kadın”, “içki” ve “kumar”, bazen “sahte inkılapçılık”, “batı uşaklığı”, bazen “milletin üzerine yuvarlanan bir kaya”, bazen de “dinsizlik” olarak adlandırıyordu. CHP'nin başına “bulaşık suları dökmekten”, hatta onu “gebertmekten”, “yok etmekten” söz ediyordu.

Necip Fazıl, CHP'ye yönelik bu saldırıların ne anlama geldiğinin farkındaydı. Menderes'e yazdığı mektuplardan birinde aynen şöyle diyordu: “Benim yaptığımı yapanlara hükümetler ve rejimler servetlerini yağdırır. Bütün bunlara karşı 15.000 lira zarara çarpıtılmış ve daha nice kasıt ve sabotaja karşı yalnız bırakılmış olarak sürünmekteyim…” (Erdal Şen, Belgelerin Dilinden: Yassıada'nın Karakutusu, s. 108).
1945'teki Tan Matbaası Baskını ve 1952'deki Gazeteci Ahmet Emin Yalman suikastının baş kışkırtıcılarından biri yine Büyük Doğu dergisiydi.

Necip Fazıl, Milli Mücadele'nin başkomutanı, Cumhuriyetin kurucusu Atatürk'e de saldırıyordu.  Örneğin, 22 Aralık 1950 tarihli Büyük Doğu'da Atatürk'ün “din ve şeriat düşmanı” olduğunu, 15 yıllık icraatıyla “din ve imanı yok etmeyi” amaçladığını, “Birinci Cumhurreisi dostluğunun Allah ve peygamber düşmanlığı” olduğunu ileri sürüyordu. Necip Fazıl, Mart 1959'da Büyük Doğu'da yine Atatürk'e saldırdı. Gençlik teşkilatları ve CHP tarafından kınandı. Fakat DP, gençlerin Necip Fazıl'ı protesto mitingi yapmalarına izin vermedi.

CHP'ye, Atatürk'e saldıran ve sürekli din propagandası yapan Necip Fazıl değişik tarihlerde hapse de girdi.
Recep Tayyip Erdoğan, 28 Mayıs 2013'te grup konuşmasında “Üstat Necip Fazıl bize rehber oldu, yolumuza ışık tuttu” demişti.
Necip Fazıl'ı kendine rehber, yoluna ışık gören AKP'li Recep Tayyip Erdoğan'ın CHP'ye “tezek” demesi beni hiç şaşırtmadı.
Fakat kim ne derse desin! CHP, Kuvayı Milliye ruhuyla yoğrulmuş, işgal ateşiyle harlanmış, Atatürk'ün devrimci iradesiyle bilenmiş, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu partisidir.

sozcu-banner-1

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Sinan Meydan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more