Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Erdoğan haklı

5 Ekim 2018

Erdoğan dün dedi ki:
-“Bizde bir zamanlar ülkeyi medya yönetiyordu; dördüncü kuvvet filan dedikleri…”
Haklı.
Medyayı ticarete araç yapmak isteyen kimi patronlar bu sektöre girdi. Zamanla “güç sarhoşu” olup siyasi iktidarları belirlemeye başladılar.
-Kim hükümet kuracak?
-Kim genel başkan olacak?
-Kim bakan-milletvekili seçilecek?
-Kim belediyenin başına getirilecek?
Maalesef tüccar patronlar basını amacı dışında kullandı. Bugün medyada yaşanılan sıkıntıların temelini onlar attı!
-Kimi bu süreci, Aydın Doğan'ın 1979'da Milliyet'i almasıyla başlatır.
-Kimi, Ömer Çavuşoğlu ve Ahmet Kozanoğlu'nun 1982'de Güneş'i kurmasıyla başlatır.
-Kimi, Asil Nadir'in 1988'de Günaydın'ı satın almasıyla başlatır.
O dönem azgın neoliberal sistemin “yeşertildiği” süreçti. Rekabetin habercilikle değil paranın gücünde olduğunu gören Dinç Bilgin gibi -kaç göbektir basın dünyasında bulunan aileler – ticarete girmek zorunda kaldı; bankacı bile oldular!
Hele… Özel radyo-televizyonların ortaya çıkışı 150 yıllık basın/Babıali geleneğini toptan tasfiye etti.
Gerçekler yerini, algıya- imaja- kurguya bıraktı! Medyada ahlaki hiçbir basın ölçüsü kalmadı. Ülkeye “kör” oldular,  -FETÖ dahil- güce tapındılar!
Ama… “Yalanın bacakları kısadır, yolda kalır” der Alman atasözü.
Yalan, zamanı aşamadı!
Basına giren patronların büyük çoğunluğu bugün medyada yok. Ferit Şahenk'ten Turgay Ciner'e kimi işadamları da medyadan çıkmaya çabalıyor. (Bazı meslektaşlarım; “sebebe” değil, “sonuca” bakarak “efsane” yaratmaya çalışıyor. Oysa. Gerçek acıdır. Neyse…)
Medyada; -aynen dün olduğu gibi bugün de her türlü giysiye ve şapkaya uyan- başka patronlar var artık: Demirörenler, Kalyoncular!
Fakat… Gazetecilikte ısrar edip sürgünü- hapsi göze alan -işi sadece basın sektöründe olan/bir basın emekçisinin oğlu- Burak Akbay da var. Diğerleriyle farkını gözardı mı edeceğiz?

ERDOĞAN BİLMİYOR

Dünü haklı olarak eleştiren Erdoğan bugün medyaya ne yapıyor?
Dünkü konuşmasında “medya ülkeyi yönetiyordu” deyip ekledi:
“Yarın bizim medya yazar, varsın yazsın.”
Bu cümleyi sözlerinin eleştirileceği anlamında söylüyor! Herhalde şaka yapıyor! Kendini eleştirecek medya mı bıraktı?
Hürriyet, Sabah, Milliyet, Habertürk, Posta, Vatan, Yeni Şafak, Star, Akşam, Türkiye, Akit, Güneş, Takvim, Karar, Milat, Daily Sabah, Daily News… İsimleri yazmakla bitmez habercilikten vazgeçmiş bu gazeteler mi Erdoğan'ı eleştirecek?
Kanal D, atv, Star, Show, Habertürk, CNNTÜRK, NTV, Bloomberg, Kanal 7, Beyaz TV, 360, TGRT,  TV Net,  A Haber, 24 TV, Ülke, TRT kanalları gibi hakikati başka kalıplara sokanlar mı Erdoğan'ı eleştirecek?
İki-üç bağımsız gazete-tv kalmış Erdoğan bunları mı kastediyor? Sahiden dalga geçiyor olmalı! Ya da bu kadar medya yetmiyor mu hâlâ? Ki “herhalde” demek durumundayız…
Bu otoriterleşmenin sonunun nereye vardığını kimse Erdoğan'a söylemiyor mu?
Ekonomik krizi Amerikalı McKinsey'in danışmanlığıyla atlatacağını mı sanıyor?
Ya bağımsız yargı?
Ya bağımsız medya?
Erdoğan diyor ki:
“Bizim derdimiz halkımız ya. Bize halkımız kaç puan veriyor önemli olan bu. Demokrasi gücünü halktan alır. Halk varsa demokrasi var, yoksa yoktur. Medya ile demokrasi olmaz.”
Erdoğan bilmiyor:
Demokrasi amaç değil araçtır. Amaç ise halkın, bireyin, yargının, medyanın özgürleşmesidir.
Hukuk üstünlüğünün, medya bağımsızlığının olmadığı ülkelerde sırf seçimler yapılıyor diye demokrasiden bahsedilemez!
Her ülkede sandık var ama her ülkede demokrasi yok!
Adaletin, medyanın var olma amacı korkuyu ortadan kaldırmaktır.
Oysa Erdoğan demokrasiyi salt sandık başarısına indirgiyor!
Sonra da “Yabancılar bana güvensin” diye Amerikalı McKinsey'e koşuyor!

TEMEL İHTİYAÇ

Erdoğan da geçmiş dö­nemin intikamını almaktan vazgeçmeli artık.
İnsan belirli tefekkür derin­liğine ulaşınca intikam duygu­sundan uzaklaşmalıdır.
Keza:
Ülkeye dört koldan saldırı­yorlar; akıllı olup stratejik dav­ranmak zorunda AKP iktidarı. Örneğin…
Ilıcaklar- Altanlar, tarih ve toplum karşısında ahlaken-vic­danen mahkum olmuşlardır. Bu yaşlarında fiziki hapse artık gerek yoktur. Zor olan ruhsal esarettir.
Serbest bırakmak uzlaş­mak anlamına gelmez.
Osman Kavala'nın cezae­vinde olma sebebini kimseye anlatamazsınız. Katilleri değil, -her ne kadar fikirlerimiz uyuşmasa da- düşünceyi sanık sandalyesinden kal­dırınız. Selahattin Demir­taş gibi siyasetçilere karşı yazıyla- çiziyle özgür ortamda bırakın bizler mücadele ede­lim.
Yapılması gereken sadece hoşa gideni yapmak değildir.
Kötülük sıradandır, çabuk sırıtıp ortaya çıkar. İyiliğin de­rinliği vardır. Ne diyor Sokra­tes, “Yanlış yapmaktansa ona maruz kalmayı tercih ederim!” İyilik mutlaka kazanır.
Diyorum ki: Krizi aşmak salt ekonomik tedbirlerle olmaz.Doğruluğa
inanın; adaletli olun/ hukukun üstünlüğünden yana olun.
Hakikati aramaya devam eden gazetelerle-gazetecilerle uğraşmaktan vazgeçin.
Bu ülkenin temel ihtiyacı özgürlüktür, bunu mutlak sağlayın.
Yoksa…
Güvenilir olmak için Mc­Kinseylerin kapısını daha çok çalarsınız!

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more