Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Karısını şapka sanan adam

9 Mayıs 2018

Kuşkusuz konuyu siyasete/seçime getireceğim.
Önce bazı bilgiler vermeli­yim:
Nesneleri bütün değil, par­ça parça görsek halimiz nice olurdu?
Örneğin…
İnsan yüzünü/suratını bütün değil, kulak, göz, burun, dudak, kaş olarak parça parça gör­sek işin içinden nasıl çıkacak­tık? Kimseyi tanıyamazdık!
Bütünlüğü sağlamamızı/bü­tünü görmemizi/ çevremizdeki her şeyi yerli yerine oturtma­yı muhakeme yeteneğimi­ze borçluyuz.
Türkçeye de çevrilen ve ilgi gören bir kitap var:
“Karısını Şapka Sanan Adam”
Yazarı Prof. Dr. Oliver Sacks (1933-2015), İngiliz nörolog.
Kitabında… “Dr. P” adında yetenekli zeki bir müzik pro­fesörünün başından geçenleri yazdı:
Üniversitede her gün ders vermeye giden Dr. P'ye bir gün öğrencilerinin yüzleri tanıdık gelmemeye başlıyor. Sadece yüzlerindeki tik'ten,­ben'den, ses tonlarından ta­nımaya çalışıyor, kimin kim olduğunu. Hata yaptığında şakaya vuruyor. Nihayetinde…
Göz doktoruna gidiyor. Bir rahatsızlığı olmadığı ortaya çıkıyor. Göz doktoru nörolo­ğa yönlendiriyor…
Nörologun şu dikkatini çekiyor:
Görüşmelerinde Dr. P, yüzüne doğru değil, ağzına, burnuna, kulaklarına ayrı ayrı bakıyor ve sıklıkla mimik değiştiriyor.
Nörolog, Dr. P'ye bir eldi­ven uzatarak ne olduğunu so­ruyor. Dr. P inceliyor; “bozuk para kesesi” diyor; “yerleri kaplamak için deri parça­ları” diyor; ve tesadüfen eline geçirince “eldiven” diyor!
Oliver Sacks “Karısını Şapka Sanan Adam” kitabıyla bizleri adeta beynimizin içinde bir yolculuğa çıkarıyor. Kontrollüy- ken bile mucizevi işler yapan beynimizin bir de kontrolünü kaybettiğinde neler olacağını görmemize yardımcı oluyor!
Evet…
Bütünü görmemizi beyin sağlıyor.
Muhakeme yeteneğini/ akıl yürütmeyi beyin sağlıyor.

Tek silah var

Hakikati bilmek…
Doğruya ulaşmak…
Ancak bütünü görmekle mümkündür!
Bir siyasetçinin, beş vakit namaz kılması her yaptığının da doğru olduğu anlamına gelir mi?
Bir siyasetçinin, bira iç­mesi her yaptığının da yanlış olduğu anlamına gelir mi?
Evet, doğru'yu bulmak için tümü-tamı görmek şart!
Ne demişler:
Gözümle görmeden inan­mam!
İyi de nasıl gördüğün önemli değil mi? Belki yarısını gördün! Gördüğün sadece tek parça ise ne olacak? Fil'i tuttuğu organın­dan tanımlamak gibi…
Gördüğünü doğru tanım­layamıyorsan ne olacak?
“Çok güzel köprü yaptı!” Başka? Başka yok!
“Algı” denen bu işte; seni parçayla kandırmak! (Bo­şuna mı halk dilinde “algı”; af­yon/haşhaş sütünün adı!)
Algı hastalığı tehlikelidir; haki­katle bağınız kopar!
Rüya ile hakikati ayırt edebil­mek için gerçekçi olmak şart. (Bu nedenle tarihi Atatürk gibi tümü-tamamı gören gerçekçi devlet adamları yazar! Diğerleri, karısını şapka sanır!)
Peki, algılara nasıl aldanmaya­cağız/kanmayacağız?
24 Haziran seçim süreci­ne girdik.
Her aday-parti “cennet” vaat etmeye başladı. Bunca rek­lam-tanıtım-söylev bombardı­manı altında siyaseti nesnel olarak nasıl analiz edeceğiz, kime güveneceğiz?
“Tanıma yeteneğini” nasıl kazanacağız?
Akıl yürütmemize ne yardımcı olacak?
Tek silahımız var:
Bütünü kavramaya çalışan bilinç/beyin!

Vaatlere inanmak

İhtiyacımız olan parçaları değil, akılla tümü-tamamı gören bilinç sahibi olmak.
Sıklıkla başıma geliyor:
Bir kişiyi ele alıyorum. Baş­lıyor şöyle mailler gelmeye:
– “Ama o da şunu dedi.”
– “Fakat o da şu konuda böyle tavır aldı.”
– “Yalçın Küçük” diyo­rum, “ama” diyorlar.
– “Doğu Perinçek” diyo­rum, “fakat” diyorlar.
– “Temel Karamolla­oğlu” diyorum, “ancak” diyorlar.
Bütünü-tümü görmek iste­miyorlar. Yüzü/çehreyi değil, sadece gördüğü burnu anlat­tıklarının farkında değiller!
Hele komünist arkadaşlarım var; kimseyi beğenmiyorlar.
– Teori ile pratiği birbirine karıştırıyorlar.
– İdeoloji ile siyaseti birbiri­ne karıştırıyorlar.
General De Gaul­le ile Fransız Komünist Partisi, Hitler'e karşı “Özgür Fransa” cephesi kurmadı mı?
Kimse, “ama De Gaulle” demedi.
Kimse, “fakat komünistler” demedi.
Mevzubahis olan Fran­sa idi/vatan idi.
Gerçeği kimin söylediğiyle de­ğil, salt hakikatle ilgilenmeliyiz.
Filozof Thales'in başlattı­ğı Batı düşüncesinin has­talığı bize de sirayet etti:
Kendi fikrinin, gerçekliğin gösterdiğinden daha gerçek olduğuna inanmak!
(Bunu özellikle Ergene­kon-Balyoz sürecinde liberal ve muhafazakar çevrelerde sıklıkla gördük! Hakikate değil, kişisel düşüncelerine inandılar. Olanı değil arzula­dıklarını gördüler!)
Hala… Türkiye'de, “doğ­ru'yu elinde tuttuğu­na” dair güçlü inancı olanla­rın çoğu, elindekini bütünü görerek değerlendirmiyor.
Hâlâ… Uzatılan eldiveni “bozuk para kesesi” sanıyor!
Bu topraklarda…
Bu sebeple…
Akıldışılıkla kurmaca her daim gerçeğin yerini alıyor.
Ne yazık ki…
Ülke gerçekliğinden uzak li­derlere, partilere, tümü-tama­mı “görme özürlü” seçmenler oy yağdırıyor. Görmeyi değil -vaatlere- inanmayı yeğliyor çünkü.
Ellerindeki oy'u ne sanıyor­lar acaba?
Şapka mı?
Bu nedenle sandık Türki­ye'yi hep geriletiyor.

sozcu-banner-1
Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more