Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Kendini yok eden kafasızlık

20 Eylül 2018

A.Gramsci dedi ki:
“İnsanı kafasından yakaladınız mı, kol ve bacak kolay gelir!”
Türk insanının kafasını ele geçirmek için -Amerikancı 12 Eylül darbesinin desteğiyle- Turgut Özal ve liboş takımı 1980'de harekete geçti…
İnsan aklını yok etme savaşıydı bu. Maalesef kazandılar. -Medya gibi- imalathanelerinde “yeni insan” üretip, “sürüye” kattılar: Sadece “işaret edilene” koşup, “işaret edileni” alan-alkışlayan “fikri/belleği iğdiş edilmiş insan” yarattılar: Ölü canlar!
Çöküş böyle başladı; ve bugün AKP ile sürüyor yıkım…
Çocukluğumun kitabıydı; Maksim Gorki'nin, Rus yoksullarının dünyasını anlatan “Ana” romanı. İşçi Pavel, anasına şöyle der:
“İnsanların ruhunu öldürüyorlar anne, işte asıl cinayet bu. Halkın ruhunu kurutuyorlar ve hiçbir şey anlamaz hale  getiriyorlar.
Havalimanındaki emekçilerin direnişini bu nedenle anlamıyorlar.
Ne sebebi biliyor ne de sonucu kavrıyorlar. Aklı köleleştiren 40 yıllık “serbest piyasa” hegemonyasının yarattığı çürümenin sonucuydu bu.
Sadece işçilere yönelik değil tavır… Akılsızlık -ki aptallaştırma da denebilir- kendinin yok edilmesini bile destekler hale getirildi! Örneğin…
Kurban Bayramı'ndan sonra Türkiye'nin dört yanında şarbon vakası görülmeye başlandı. İktidar şöyle önlem aldı; kamu hastanelerindeki hekimlere şarbon teşhisi koyma yasağı getirdi! Şarbon gündemden düşüverdi…
Bu tehlikeli vakanın sebep sonuç ilişkisini konuşup tartışamadı bile!
Asıl “ilacın”/çözümün ne olduğunun bilinmesini istemeyip, “din” sosuyla “işaret edilenin” kabul edilmesini istiyorlar.

Hekim zorunlu değil

Yandaş diyor ki:
– Ülkemizde şarbon hep vardı, niye abartıyorsunuz?
Doğru. Az da olsa Türkiye'de şarbon vakaları görülüyordu.
Ama asıl soru şu:
– Kurban Bayramı'ndan sonra şarbon vakaları niye yaygın görülmeye başlandı?
Soru aslında “ilacın”/çözümün ne olduğunu gösteriyor. Bakınız:
Önce… Türkiye'de et ithalatı yasaktı. 20 Mayıs 1992 tarihinde et kombinaları ve soğuk hava depoları özelleştirme kapsamına alındı. 1990'lara kadar 35 iş yerinde faaliyetini sürdüren Et ve Balık Kurumu'nun, toplam 18 işletmesinin satışı yapıldı; 5 adedi bedelsiz olarak resmi kurumlara devredildi; 3'ü kapatıldı. Kalanlar yetersizdi.
Sonra… Tıpkı 1980 yılında olduğu gibi, “Et fiyatları çok yüksek. İthalat, fiyatı aşağıya çeker” yalanı söylendi.
Sonra… Yıl 2010. AKP ithal et yasağını kaldırdı. İthalat çığ gibi büyüdü. Geçen yıl 896 bin kesimlik hayvan ithal ettik.
İşin tam da burasında bir soru eksik bırakılıyor:
Kilosunu kaçtan alıyoruz?
– Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker döneminde, 5 dolardan alındı.
– Bakan Faruk Çelik döneminde fiyat 3.6 dolara kadar düşürüldü.
– Bakan Ahmet Eşref Fakıbaba fiyatı 3.4 dolara kadar indirdi.
Dünyada kilosu ortalama 4 dolar iken, Türkiye'ye 3.4 dolardan getiren hayvan ithalatçısı parayı nereden kazanacaktı?
İşte… Ülkemize hastalıklı hayvan getirilmesinin sebebi bu soruda gizli.:
Mehdi Eker zamanında inanılmaz para kazanan küresel şirketin bugünlerde getirdiği hayvanlar o kadar zayıf-bakımsızlar ki, uzun gemi yolculuklarında mikroplara karşı güçlü olamıyor!
Al sana şarbon!
Al sana denetimsiz serbest piyasa!
Bu sebeple… Nisan ayı sonunda ithal hayvanların sağlık denetimlerinde veteriner hekim bulunma zorunluluğunu kaldırdılar!

Acı gerçek

1980 yılı itibarıyla milli tarımımızı katlettiler.
Tek örnek vereyim:
1980'de… Nüfus başına bir koyun düşerken, günümüzde bu sayı dört kişiye bir koyun haline düştü! Keçi sayısında azalma daha vahim…
Peki…
Aynı tarihsel süreçte Hollanda'nın; 50 bin hayvan üreticisi sayısı nasıl 3 milyona; ve 1.9 milyon sığır sayısı 14.5 milyona yükseldi? Devlet bunu kooperatifler aracılığıyla planlamayla yaptı.
Öte yandan…
AB-ABD, “serbest piyasa” yalanıyla yerli üretimimizi yok etti. Kırmızı et tüketmede dünya üçüncüsü Türkiye'yi kendi başına bırakırlar mıydı hiç?
Sonuçta… Devlet et piyasasına müdahale etmediği sürece şarbon gibi nice tehlikelerle-aldatmacalarla karşılaşacağız. Yeri geldi yazayım:
Hollanda gibi Avrupa ülkelerinden büyük parçalar halinde dana et ithalatı yapıyoruz. Bu ithal dana etleri, Türkiye'deki bir-iki et kombinasında küçük parçalara bölünerek marketlerde satılıyor. Geçen gün…
Ünlü bir markanın köftesi içinde hem dana, hem inek eti tespit edildi. Firma pahalı ithal et köftesi içine, kendi üretimi ucuz inek eti karıştırmıştı! Sonra ne oldu? Rapor sumen/hasır altı ediliverdi!
Etteki oyunlar bitmez: Soya küspesinden “annemin köftesi” yapıyorlar! Bu tür ayrıntıları “Saklı Seçilmişler” kitabımda yazdım.
Acı gerçek şu:
Kafasından yakalanan insan hızla kendini/ülkesini yok ediyor!
“Kol” ve “bacağındaki” yaraların sebebini kavrayamıyor!

plusbanner2x

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more