Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Aylarca anlattık, dinlemediler, “Sizler dış güçlerin adamısınız” diye saçmaladılar şimdi gerçek kafalarına küüüt diye vurdu

30 Temmuz 2019

ANALİZ

Aylarca anlattık, dinlemediler, “Sizler dış güçlerin adamısınız” diye saçmaladılar şimdi gerçek kafalarına küüüt diye vurdu

Türkiye'nin öncelikli sorunu tek adama bağlanan ucube rejimden kurtulmaktır.
Bu rejim, Türkiye'yi uçuruma götürüyor.
Bunu aklı başında herkes gördü.
En sonunda AKP'liler de görmeye başladılar ki, bu çok olumlu bir gelişmedir.
Gerçi yıllardan beri anlatıyoruz. Referandum sürecinde aylarca kendimizi paralarcasına bu ucube rejimin tehlikelerini dile getirdik. Başta yandaş tetikçi takımı olmak üzere tüm AKP cenahı, “Siz darbeci hainlersiniz, dış güçlerin emrindesiniz” diye saçma sapan saldırılar yaptılar.
Örneğin ucube rejimle birlikte parlamentonun tamamen dışlanacağını, etkisiz ve yetkisiz hale geleceğini anlattıktan sonra “Milletvekilliğinin de parti yöneticiliğinin de artık hiçbir önemi ve değeri kalmayacak. Partilerinin iktidar olmasının bir anlamı da olmayacak, çünkü kimse milletvekillerini takmayacak. Bakanları bırakın, bürokrasiden bile randevu alamayacak milletvekilleri” diye kim bilir kaç kere söylemiştim.
Habertürk'ten Muharrem Sarıkaya'nın son yazısını görünce kendi kendime çok güldüm.
Çünkü AKP'li parti yöneticileri de nihayet aymışlar.
Erdoğan'ın seçim yenilgisinin nedenlerini bulmak için yaptığı son toplantıda AKP'liler çok yakınmışlar.
Sarıkaya'nın aldığı bilgiye göre şunlar söylenmiş ağırlıklı olarak o toplantıda;
“Seçim, teşkilatın sırtında kazanılır… Hükümetimizi kurduktan sonra, genel müdür, daire başkanı olabilmek için onlarca kez kapımıza gelen, bizi ataması için her gün defalarca arayan kişiler, şimdi bayramda, resmi törenlerde benim 10 adam önümde duruyor. İşe girmesini, atamasını sağladığım kişi en önde, ben en arkada yürüyorum; dönüp bir de küçümseyerek bakıyor. Telefonumuza çıkmıyor, randevu vermiyor…”
AKP'li teşkilat yetkilileri, “Yeni sistemde biz neyiz? Statümüz nasıl tarif ediliyor? Teşkilat başkanı olarak hangi sıraya, nereye tekabül ediyoruz?” diye sormuşlar.
İki yıl öncesine gidiyorum, hepsi biliyordu o zaman, biz eleştirileri sıralayıp gelen tehlikeyi anlattıkça “Yav… He he” diye güya aşağılamaya kalkıyorlardı.
Şimdi ise AKP teşkilatı feryat figan “Hiçbir şeyden haberimiz yok, Resmi Gazete'den öğreniyoruz. Hani tayin ve atamalarda Teşkilat Başkanlığı'nın görüşü de alınacaktı? Bırakın görüş almayı, telefonumuza çıkılmıyor… Çıkan da talebimizi karşılamıyor” diye ağlaşıyor.
Muharrem Sarıkaya, Türkiye'nin dört bir yanından gelen AKP'li teşkilat üyelerinin yakınmalarından çok sayıda örnek vermiş.
Ancak yandaş medyada olduğu için elbette konuyu tatlıya bağlamaya çalışarak “Yalnızlaşma ve kimliksizleşme sendromu yaşıyor… Ancak şurasını belirtmeliyim ki bunun aşılabileceğine inancı da tükenmiş değil. Özellikle Cumhurbaşkanı'nın konuşmasında dile getirdiği, ‘Yeni bir AK Parti göreceksiniz' ve ‘AK Parti'nin ilk dönemdeki kurucuları ve yöneticileri ile ilişkinizi canlı tutun' yaklaşımı umutlarını artırmış. Teşkilatta, ‘2002 ayarlarına dönüleceği' umudu yeşermiş” demiş.
Eee, o da haklı, bu kadarını yazabilmiş olması bile mucize gibi aslında.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Ümmeti beyne kazımak istiyorlar ama akıl yetmeyince fahiş hatalar yapıyorlar

Yandaş tetikçi medyanın önde gelenlerinin dünkü ana konuları “ümmetin birliği” idi.
Malezya Başbakanı'nın ziyaretinde Erdoğan ile Mahathir arasında ümmet birliğinin sağlanması için önemli adımla atılmış.
Bu adımlar sayesinde bir dünya lideri olan Erdoğan'ın, İslam aleminin başındaki kişi olacağı ima ediliyor.
Haberlerde, “sömürgecilere karşı kolunu kaldıramayacak” hale gelen İslam dünyasının, yeni liderlikle yeniden ayağa kalkacağı ileri sürülüyor.
Belli ki “ümmet fikri” beyinlere kazınmak isteniyor.
Ancak bunu yapmaya kalkan medyanın kalitesi iyice düştüğü, akıl ve mantıktan uzaklaştığı için aynı sayfada olabilecek en komik bir başka habere de yer veriyorlar.
Manşet haberde, “Erdoğan ümmeti topluyor, artık hepsi bir arada olacak” denilirken, hemen altındaki bir başka haberde, Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de oldubittiye getirmek için bir şer ittifakı kurulduğu anlatılıyor.
İşe bakın ki, bu şer ittifakını kuran ülkelerin biri hariç hepsi Müslüman devletler.
O Müslüman devletlerin iş birliği yaptığı ülke ise İsrail.
Bir yandan ümmet birliği olacağını, Erdoğan'ın bütün Müslüman ülkelerin lideri olacağını söylüyorsunuz, diğer taraftan ise Türkiye'yi yok etmek isteyen ülkelerin İsrail yönetimindeki Müslüman devletler olduğunu ilan ediyorsunuz.
Böyle komedi herhalde sadece aklını dolaba koymuş yandaş tetikçi medya tarafından sahneye konabilir.

KOMİK

Döviz çıkarken; “Kahrolsun dış güçler” Döviz düşerken; “Kahrolsun dış güçler”

Yandaş tetikçi takımı ağır İstanbul hezimetinden sonra iyice dağıttı.
Artık akıl, mantık falan kalmadı.
Ellerinde tek silah var.
Başarısızlığı, çapsızlığı, yeteneksizliği “dış güçlerin oyunu” olarak anlatmaktan başka bir şey bilmiyorlar artık.
Ne olursa olsun, bu iktidarın hiçbir hatası yok. Varsa yoksa dış güçler. Bütün kötülükler onlardan geliyor.
Mantık böyle olunca çok komik durumlara da düşüyorlar.
Dün iktidarın önemli tetikçilerinden biri “Faiz düştü. Dolar da düşecek” manşeti ile çıkmıştı.
Neymiş; faiz aşağı çekilince dövizin patlayacağı tezi de çökmüş. Uzmanlar! Türk Lirası'nın daha da değerleneceğine dikkati çekmişler.
Buraya kadar bir şey yok.
Dış güçler ve faiz/döviz lobisi, doların fırlayacağını söylemiş ama Cumhurbaşkanı'nın olağanüstü politikası sonucu hepsi hüsrana uğramış.
Şimdi gelelim aynı haberin ikinci bölümüne.
Burada diyor ki, “Küresel sermaye de doların düşmesini istiyor. Dolar düşmezse ihracat patlar. Bu yüzden yabancılar Türkiye'nin ihracatını yavaşlatmak için doların düşmesi yönünde hareket edecekler.”
Dolar yükselirse “Bu dış güçlerin oyunu” diyorlardı.
Şimdi düşüyor ya, bu da dış güçlerin bir oyunu çünkü bu yüzden ihracatımızı azaltmış oluyorlar.
Allah'ım bu nasıl bir akıldır, nasıl bir mantıktır böyle?

ŞAŞIRDIM

Suriyeli gösterisinde Suriyeli yoktu

Açık söyleyeyim sosyal medya üzerinden de sürdürülen propagandalar nedeniyle biraz endişe etmiştim. Suriyelilerin yapacağı mitingin bir provokasyona uğrayabileceğinden korkmuştum.
Hele Süleyman Soylu'nun, “Yaptırmayız” sözlerinden sonra ortamın daha da gerilebileceğini düşünmüştüm.
Oysa olmadı.
Çünkü sanıldığı gibi Suriyeliler akın akın meydana gelmedi.
Sadece 100 kişi vardı ve hepsi de AKP'liydi.
Polis engelleme yapmadı.
Sadece MHP'li bir grup, protestocuları protesto etmeye çabaladı.
Anladığım kadarıyla Suriyeliler konusunda iktidarın kafası çok karışık.
Ne yapacaklarını bilemez haldeler.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Erdoğan ve AKP İmamoğlu'nun ziyaretinden niye bu kadar korkar?

İktidar partisini ve tabii ki sarayı seçimde ezerek yenen Ekrem İmamoğlu, kendi seçmenini kızdırma pahasına, seçimlerden hemen sonra “İstanbul'un menfaati için Erdoğan'la görüşürüm” demişti.
İmamoğlu daha sonra tüm siyasi partileri ziyaret etme kararı almış.
İYİ Parti, HDP, Saadet, Vatan Partisi bu kapsamda ziyaret edildi.
AKP ise İmamoğlu'na bir türlü randevu vermiyor.
Belli ki saraydan henüz bir talimat almadılar.
Bu nedenle olumlu ya da olumsuz hiçbir şey söyleyemiyorlar, susuyorlar.
Aynı şekilde Erdoğan da randevu talebine cevap vermedi.
İmamoğlu, 15 Temmuz törenlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a “görüşme talebini” hatırlatmış ve “Ne zaman ziyaret edeyim?” diye sormuş.
İmamoğlu, Erdoğan'dan “Arkadaşlarım planlıyorlar” yanıtını aldığını anlattı.
Şaşırtıcı değil mi?
Erdoğan'ın “arkadaşları” çalışıyormuş.
Bu konuda ne çalışılır ki?
Erdoğan sadece “Ne zaman boşluk var, Ekrem Bey'e randevu verelim” der, arkadaşlar dediği adamları da randevu defterlerine bakarak uygun zamanı bulurlar, hepsi bu işte.
Ancak anladığım kadarıyla Erdoğan bu konuda biraz çekingen.
Çünkü son yaşanılan seçim hezimeti, yapılan hesapların tutmadığının da bir kanıtı.
Sanıyorum bu görüşmenin sonucunu tahmin edemiyor, kime yararı olacağını önceden kestirmiyor, bu nedenle de görüşmekten kaçıyor.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more