Sözcü Plus Giriş
AYTUNÇ ERKİN

Cumhurbaşkanlığı’nda FETÖ ile mücadele birimi neden yok?

25 Ocak 2020

MİT'çi Enver Altaylı üzerinden Fetullahçı Terör Örgütü'nün siyasi ayağı CHP'ye yıkılmak isteniyor

1960'lardan bu yana uluslararası istihbarat örgütlerinin kullandığı örgüt her siyasi partide vardı

Cumhurbaşkanlığı'nın hazırladığı 42 sayfalık kitabı iyi okunmalı. Milat, 2005 Şemdinli ile başlatılıyor

Bugün… Partilerüstü bir anlayışla… Her kesimden isimler FETÖ ile mücadele birimi içinde olmalı!

Her hafta Odatv YouToube kanalında deneyimli siyasetçi Emin Şirin'le gündemi konuşuyoruz. İki gün önce yayınlanan programda şu Şirin şu öneriyi getirdi:

“Fetullahçı yapıyla mücadele etmek için Cumhurbaşkanlığı'nda devamlılığı olan bir yapı yoksa bu yapı kurulmalı…”

Dün…

Sabah Gazetesi'nde, Beştepe'ye yakınlığıyla bilinen Burhanettin Duran'ın yazısını okuyunca kafam daha da netleşti! Neden mi? Çünkü…

Duran gibi düşünenlerin kafası karışık…

Şu cümlesini okuyalım: “FETÖ ve siyaset ilişkisi konuşulurken iki husus sıklıkla karıştırılıyor. İlki, 17-25 Aralık 2013 yargı darbesi girişimiyle suç örgütü olduğu anlaşılan Gülen Hareketinin ‘gizli emelleri' için bu tarihten önce sivil toplum kuruluşu maskesi altında siyasilerle kurduğu ilişki. İkincisi, önce suç ve sonra terör örgütü olduğu netleştikten sonra FETÖ ile siyasilerin münasebeti. Bu netleşmeyi sağlamadan bir diğerini ‘siyasi ayak' olarak nitelemek FETÖ'nün puslu hava yaratarak kendisiyle mücadeleyi engelleme hedefine katkı sağlar.”

Burhanettin Duran, 17-25 Aralık öncesini milat olarak almak konusunda ısrarlı!…Ancak…Kasım 2016… Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde “10 soruda 15 Temmuz darbe girişimi ve Fetullahçı Terör Örgütü” başlıklı bir kitap yayınlandı… Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanlığı tarafından İngilizce ve Türkçe olarak hazırlanan 42 sayfalık kitapta, “Darbeye giden süreç nasıl başladı?” başlıklı bölümde o davalar şöyle sıralandı:

“2005- Şemdinli olayları, 2006- Rahip Santoro cinayeti, 2006- Danıştay saldırısı, 2007- Hrant Dink cinayeti, 2007- Ergenekon operasyonları, 2010- Balyoz davası, 2010- HSYK seçimleri, 2011- Şike davası (Fenerbahçe üzerinden futbol sektörünü ele geçirme girişimi), 2011- Askeri Casusluk davası, 2011- OdaTv davası, 2012- MİT Müsteşarı'nın ifadeye çağrılması, 2013- Gezi, 2013-17/25 Aralık operasyonu, 2016-15 Temmuz darbe girişimi…”

Yani…

Kafalar, CHP'nin ‘siyasi ayağını' bulmak için fazla karışmamalı! Cumhurbaşkanlığı darbe girişimine uzanan yolun kilometre taşlarını 2005 Şemdinli kumpasıyla başlatmış! İçinde Ergenekon da var…

Cumhurbaşkanlığı'nda devamlılığı olan ve her kesimden isimer bu örgüte karşı ortak fikirler geliştirmeli!

Devam edelim…

Ergenekon ve diğer komploları reddederek uzlaşma olur mu?

İktidara yakın kalemlerin özellikle MİT'çi Enver Altaylı iddianamesi üzerinden CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yüklenmesi doğru mu? Burhanettin Duran şu tespiti yapıyor: “1960'lardan itibaren her tür kılığa girerek her şeyi nasıl kullandığı sarahatle anlaşılmalı. Ancak bu dönemi karşılıklı suçlamalarla ele almak faydasız. Asıl olan siyasiler dahil suçlu olan herkesin mahkeme önünde verdiği hesap.” Karşılıklı suçlamalar doğru değil! Ancak… Günlerdir…

Sanki “Fetullahçı örgütü ülkenin başına saranın” CHP olduğu algısı yaratılmak istenmesi bir çelişki!

Duran'a devam edelim: “… FETÖ ile mücadele siyasi hayatımızın kalıcı bir meselesi. Partiler üstü bir hassasiyetle ele alınmalı. Kalıcı mücadele için iki husus önemli: 1-Siyaset kurumu, FETÖ'nün ne zaman suç ve terör örgütü haline geldiğinde uzlaşmak zorunda. Bu konudaki muğlaklık FETÖ ile mücadeleyi sekteye uğratır. 2-FETÖ ile mücadelede uzun vadede koordinasyonunu sağlayacak bir yapıya ihtiyaç var.” Evet…

İki tespit de doğru!

Soru şu: Ergenekon ve devamında yaşanan komploları reddederek uzlaşma mümkün mü?

Kemalistler haklı çıktı, kabul edin!

Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanlığı'nın kitabını okuyunca, iktidara yakın herkesin kabul etmesi gerekeni görüyoruz.

Nasıl mı?

Tespit şu: “FETÖ, son 40 yıldır devleti ele geçirmek amacıyla, okul, eğitim/kültür merkezi, meslek kuruluşu ya da sivil toplum örgütü görüntüsü altında stratejik kurumlara sızma stratejisi izliyor. Örgüt rakiplerini tasfiye etmek için komplolar, kumpaslar kurarak devlet içinde bir paralel yapı ve derin devlet oluşturmayı başardı. Bu, ABD Dışişleri tarafından da tespit edilen bir durum oldu.”

WİKİLEAKS BELGESİ

Hep yazdık, anlattık…

Kitap şöyle devam ediyor: “… Bir Wikileaks belgesi (7 Nisan 2005) şöyle diyor: … Gülen Cemaati yüzlerce müridini polis teşkilatına, yargıya ve Sayıştay'a sızdırmış durumda. Son dönemde, Erdoğan'ın yönetim tarzından tatmin olmadığı için onunla arasına mesafe koyduğu görüntüsünü veriyor… Bir başka Wikileaks belgesinde ise şu tespit yapılıyor: Muhataplarımızın hepsi Gülen'in Türk toplumunda her yere hatta Kemalizm'in kalesi Türk Ordusu'na bile sızdığı konusunda mutabık. Birçok Kemalist ve akademisyen Gülen'in polis teşkilatını eline geçirdiğini iddia ediyor.”

Hadi bakalım!

Bu tespitleri CHP ya da Kemalistler yapmadı! Cumhurbaşkanlığı yaptı!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more