Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Bu gidiş nereye?

30 Ekim 2020 Yazarlar

Sevgili okurlarım, Cumhuriyet'in 97. yıl dönümü dün yapılan “Devlet törenleri” ile göstermelik bile olsa bir miktar kutlandı.

Cumhuriyet rejiminin bütün ilkelerini paspas gibi çiğneyenler çelenk koydu, saygı duruşunda bulundu!

Dünkü yazımda sormuştum acaba Diyanet de bu önemli bayram konusunda iki satırlık bir mesaj yayınlayıp Mustafa Kemal Atatürk'ün adını hayırla anar mı diye…

Elbette tık yok!

★★★

Geçmiş yıllarda her Cumhuriyet Bayramı öncesinde ısrarla üzerine gittiğim bir konu vardı:

“Diyanet ulusal bayram günlerimizde camilere Türk Bayrağı asılması konusunda talimat versin…”

Bana yanıtlar gelirdi!

“Efendim camiler milletin olsa bile gerçekte ümmete aittir. Ümmet her İslam ülkesinin (Suudi Arabistan, Katar, Malezya vesaire) vatandaşlarını kapsar. Dolayısıyla ulusal bayramlarda camilere Türk Bayrağı asılması söz konusu olamaz.”

Yapacak bir şeyim yoktu…

Baktım ki bunu yapmaya niyetleri yok, iki yıldan bu yana bu konuyu gündeme taşımaktan vazgeçtim!

★★★

Dün sabah gazetelere ve internet haber sitelerine bakarken acı gerçek herkes gibi benim de gözlerimin önünde adeta kâbus gibi yeniden belirdi.

Dolar 8 lira 31 kuruş, Euro 9 lira 77 kuruş!

Paramız pul olmuş durumda.

Rekorlar kırıyoruz!

Euro 10 liraya doğru koşuyor.

İflas durumunda olan Arjantin para birimiyle birlikte bazı ilkel kabile topluluklarından oluşan Afrika ülkelerinin para birimleri karşısında bile sürekli düşmekte olan lira…

Hiç kuşkunuz olmasın bu gidiş sürdüğü takdirde Euro yakında 10 lirayı geçecek.

Düşüş devam ederken gerek devletin ve gerekse özel sektörün borçları dayanılmaz boyutlara yükseliyor.

Bunun sonucu yakında karşımıza iflaslar, ödenemeyen borçlar ve iyice batık bir ekonomi olarak çıkacak…

Döviz yükseliyor, domatesin, patlıcanın, biberin, patatesin fiyatlarına bile her gün yeni zamlar geliyor.

Bütün kesimler kan ağlıyor.

İktidar ise 2023'ü bekleyin, her şey güzel olacak diye bize ninniler söylüyor.

★★★

Devlet Bey kendince “Askıda ekmek” projesi geliştirdi…

Fırından iki ekmek alırsan iki de sepete koy, ihtiyacı olanlar o sepetten ücretsiz olarak alsın!

Sosyal yardımlaşma!

Recep Bey iki gün önce bu konuda konuştu, kendisine sorulan bir soru nedeniyle koalisyon ortağına laf sokuşturmak zorunda kaldı:

“Bırakın Allah'ınızı severseniz yaa… Yaa böyle bir şey mi var Türkiye'de yaa… Yani bugün evine ekmek götüremeyen biri var mı Türkiye'de yaa!.. İnanıyor musunuz bunlara. Elhamdülillah bugün her şeyi ile asgari ücretiyle, maaşıyla, her şeyi ile pek çok ülkeleri geride bırakmış bir Türkiye var. En iyi durumda olan ülke konumundayız.”

Şaka yapmıyordu.

Bırakın Devlet Bahçeli'yi bir yana, onun bu sözlerini işiten milyonlarca insanımız  herhalde şaşırıp kalmıştır.

Tahminimi söylüyorum:

Birileri, (tabii ki bizler değil) bu beyefendiye yanlış bilgiler verip yanıltıyor, kamuoyu önünde bu gibi gerçek dışı ve tuhaf sözlerine yol açmış oluyor…

Ya da beyefendi köşeye iyice sıkışmış, bunalmış, hazırlıksız yakalandığında ne diyeceğini şaşırıyor!

★★★

Oysa yıllar boyu ağzında hep aynı sakızı çiğnemişti:

“Tek parti (CHP) döneminde ekmeği bile karneye bağladı bunlar. Milleti aç bıraktılar.”

Evet doğrudur, o yıllarda ekmek karneye bağlanmıştı…

Çünkü İkinci Dünya Savaşı olanca hızıyla sürüyordu. Hitler orduları Trakya'da sınırımıza dayanmıştı ve sonrasında neler olacağı belli değildi…

Kuşatılmış durumda idik…

Ve elde yeterince buğday yoktu.

Dışarıdan buğday satın almak da mümkün değildi.

Hükümet, pek çok ürün gibi ekmeği de karneye bağlamak zorunda kaldı…

Ama Türkiye'de o günlerin bir daha yaşanmamasını dilediğimiz savaş koşullarında, bir kişi bile açlıktan ölmedi.

★★★

Bizim beyefendinin yukarıdaki sözlerine Devlet Bey'in muhteşem bir yanıt vermesini bekledik ama o da her nedense ağzını açamadı!

★★★

Sevgili okurlarım, ekonomik gidiş neresinden baksanız olumsuz…

Beklenmeyen bazı olumlu sürpriz gelişmeler olmadığı takdirde, işler “Ekonomik çöküşe” doğru hızla yol alıyor.

Askıda ekmek konusunda bile uzlaşması mümkün olmayan iki ortak bir süre sonra daha ciddi fikir ayrılıklarına düşebilir.

O aşamada ise şu haklıydı, bu yanlış söylemişti tartışmalarına girmenin hiçbir anlamı olmaz.

“Ne haliniz varsa görün, biz karışmıyoruz” deriz!

YAZARIN TÜM YAZILARI