Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Seyirlik infaz

Peşinen yazayım: Kimi satırlar çok sert olduğu için kötü etkilenebilirsiniz.

Tarih: 5 Ocak 1757.

Robert-François Damiens (1715 – 1757)…

Bu Fransız eski asker, Papa XI. Clement ile ilişkileri sorunlu olan Kral XV. Louis'i arabasına binerken bıçakladı.

Damiens'i tarihin şöhretli eylemcilerinden biri olmasını sağlayan salt bu eylemi değildi; bundan sonra başına gelenlerdi.

Fransa'da kraliyet ailesine yönelik suikast yapanlar sürüklenip dörde bölünerek infaz edilirdi.

Damiens'in cezası, 28 Mart günü Paris Kilise kapısı önünde suçunu herkesin önünde itiraf etmesiyle başladı.

Eline, yanar halde iki libre ağırlığındaki meşale verilerek çıkartılacağı darağacı meydanına iki tekerlekli yük arabasıyla götürüldü…

Burada memeleri, kolları, kalçaları, baldırları kızgın kerpetenle çekildi…

Saldırıdaki bıçağı sağ eline verildi ve bu eline erimiş kurşun, kaynar yağ, kaynar reçine, balmumu, kükürt döküldü…

Ardından bedeni farklı yönlere giden dört ata çektirilmeye başlandı. Parçalama gerçekleşmeyince iki at daha eklendi, bu da yetersiz kaldı…

Kalçalarını kopartmak için sinirleri kesildi, eklemleri baltayla parçalandı…

Bedenin dört parçası kazığa bağlanarak ateşte yakıldı; kül haline gelince rüzgâra savruldu…

Bu “işkenceli gösteri” binlerce Fransız'ın gözü önünde gerçekleştirildi…

Ölümünden sonra Damiens'in evi yıkıldı, kardeşleri soyadlarını değiştirmeye zorlandı ve ailesi Fransa'dan sürüldü…

Cezayı karanlık şenlik haline çeviren uygulamayı neden yazdım?

Saray'ın anlayışı

Yukarıda okuduğunuz girişi M. Foucault, ceza tarihini ele aldığı “Hapishanenin Doğuşu” kitabının girişinde yazdı.

Damiens'in akıllara durgunluk veren işkence metoduyla cezalandırılması, kralın iktidarının sembolü niteliğindeydi…

Amaç, iktidarın gücünün halk önünde dile getirilmesiydi.

İnfazın seyirlik olmasının sebebi iktidarın halka, “bana dokunanın bedenine bu yapılır” mesajı vermesiydi…

Saraya göre, suçlular gösterişli işkencelerle daha çok acı çekmeliydi ki, toplum kendisini -günümüzün moda deyimiyle- normalin çizgisinde huzurlu hissedebilsindi.

Evet halka sunulan seçim şuydu; ya iktidara biat, ya da işkenceli bir son!

Fransa tarihinde bu geleneksel vahşi yöntemle idam edilen son kişi Damiens oldu! Çünkü:

Artık kapitalizm tarih sahnesine çıkıyordu; ki, bu sistemin ceza anlayışı farklıydı.

Bu dönemde şiddetin caydırıcılık özelliği yerini bedeni kapatma yoluna/hapishanelere/tımarhanelere bıraktı. (İlk modern hapishane -hayvanat bahçesinden esinlenerek- 1785'te yapıldı.)

Yeni düzen, bedeni disipline sokmanın, şekillendirmenin, dönüştürmenin, ıslah etmenin dönemini başlattı. Böylece… Beden işkenceyle cezalandırılabilir olmaktan çıktı; yeni ceza yöntemiyle uysallaştırılan pasif nesneye dönüştürüldü.

Cezanın odağı bedenden zihne kaydırıldı; disiplinci kapitalist iktidarın bedene/iş gücüne ihtiyacı vardı çünkü. ABD filmlerinde görmüşsünüzdür; hapishaneler “faydacılık” gereği birer çalışma evi yapıldı!

Tarih sürecinde dönüşüme uğrasa da ceza ve itibariyle acı çektirme hep iktidar aracı oldu.

Hedef, bireyi/toplumu sindirerek dönüştürmek, itaatkâr yapmaktı…

Ve asıl konumuza geldik:

Medyasında çok göreceğiz

Odatv, 216 gündür neden kapalı?

Müyesser Yıldız, 121 gündür neden hapiste?

Barışlar ikinci kez neden zindana atıldı?

Medyası aracılığıyla iktidarın topluma izlettirdiği bu “yüz karası seyirlik infaz” sadece bizim başımıza gelmiyor.

İktidar otoritesini ülkeye dayatıyor; öyle ki, cezalandırma kimden olduğuna göre farklılık gösteriyor. Aynı suçun ceza kararında iktidar, yandaşıyla muhalifine iki farklı tutum sergiliyor. Muhalif çevreleri “ceza sopasıyla” itaate zorluyor.

Zorlu-acılı süreçten geçen Batı'da artık olmayan bu ceza uygulamaları (kumpasları/tezgâhları da ekleyebiliriz) neden ülkemizde var? Fark ne?

Kapitalizmin Batı'da inşa ettiği (ve Cumhuriyet ile ülkemize getirilen) modern-rasyonel hukuk sistemi bu iktidar döneminde  (FETÖ marifetiyle de) neden bu derece geriledi/ilkelleşti?

FETÖ ile başlayan karanlık çağdan niçin çıkamıyor iktidar? Çünkü, sorunlarla baş edemiyor. Baksanıza… Ekonomik kriz arttıkça iktidarın zindana soktuğu insan çoğalıyor. (Ve iktidar ortaklarında, yoksullaştığı için suç işleyenlerin -idam gibi- ağır cezalarla yola getirilebileceği inancı artıyor.)

Anlaşılıyor ki:

Sorunlar derinleştikçe iktidar, kitlelerin yüreğine korku salmak amacıyla cezanın şiddetini daha artıracak. Medyasında da karanlık infaz seyirlerini daha çok göreceğiz…

Ceza anlayışında ileriye doğru insani olana değil, geriye doğru gayriinsani olana gidiyoruz.

Gözaltında kayıplar, işkenceler de “Damiens çağının” pek uzakta olmadığını gösteriyor…

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more