Sözcü Plus Giriş
YILMAZ ÖZDİL

Sivrice

26 Ocak 2020

150 sene önce…

Silistre kalesini korumaya çalışıyoruz, 10 bin kişiyiz, Rus ordusu kapıya dayanmış, onlar 80 bin kişi, boğaz boğaza kapışıyoruz.

İslam bey, bir yiğit adam.

Ecdadında 42 şehit var.

Uzaktan seyretmeyi kendine yediremiyor, gönüllü olarak kaleye gitmeye karar veriyor. Aşık aynı zamanda… Sevdiğine uğruyor, vedalaşıyorlar, duygusal durumlar yaşanıyor.

Sevgilisi Zekiye.

O da yürekli bir kız.

Sevdiği adamı güya uğurluyor ama, hemen peşinden erkek kıyafetlerini giyiyor, “benim adım Adem” diyerek, gönüllülerin arasına karışıyor.

Savaş mavaş, kan gövdeyi götürüyor, canlarını hiçe sayan kahramanlarımız onurlu bir vatan mücadelesi veriyor.

Gözünü budaktan sakınmayan İslam bey yaralanıyor, Adem kılığındaki Zekiye, ona hastabakıcılık yapıyor, yaralarını sarıyor.

Neticede Rus ordusu pes ediyor, çekiliyor.

Tam o kutlu günde, katmerli mutluluk yaşanıyor, kale kumandanının aslında Zekiye'nin babası olduğu ortaya çıkıyor iyi mi…

Meğer kızını hiç görmemiş, öldü bilmiş.

Meğer bir başka meseleden haksızlığa uğrayıp, rütbeleri sökülünce, utancından evinden ayrılmış, adını değiştirmiş, kendisini vatan için savaşmaya adamış.

Velhasılkelam, baba kız kucaklaşıyor.

İslam beyle Zekiye muratlarına eriyor, evleniyorlar.

“Vatan yahut Silistre” bu.

Namık Kemal'in efsane eseri.

Fikirleriyle en başta Mustafa Kemal, tüm yurtseverleri derinden etkileyen vatan şairiydi.

Özgürlük, bağımsızlık gibi kavramları edebiyatımıza sokan, Vatan yahut Silistre gibi eserleriyle Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine harç koyan Jön Türk gazeteciydi.

Bu eserini aslında “Vatan” adıyla yazmıştı.

Ama “vatan” kavramı sakıncalıydı… Sayın padişahlarımızı rencide ettiği için, saray tarafından sansürlenmiş, yasaklanmıştı.

Bu yüzden “Silistre” adıyla sahnelenmişti.

Halkın pratik zekası her ikisini biraraya getirmiş, eserin adı “Vatan yahut Silistre” olarak yaygınlaşmıştı.

Gel zaman git zaman…

Biz de Rus ordusu gibi tutunamadık oralarda.

Birinci Dünya Savaşı kaybedildi, Balkanlar kaybedildi, Osmanlı imparatorluğu kolonları çürük bina gibi yıkıldı.

Anadolu tıpkı “Silistre” gibi savunuldu.

Eşsiz milli mücadele destanıyla “vatan” haline getirildi.

Enkazın altından sağ salim Türkiye Cumhuriyeti çıktı.

Sene 1934…

Mustafa Kemal “vatanınıza gelin” dedi.

Balkan Türklerinin çoğu pılısını pırtısını topladı, komşularıyla helalleşti, asırlardır vatan bildikleri toprakları terkederek, yeni bir hayat kurmak üzere, Anadolu'nun bağrına, “anavatan”a geldi.

Her kafileye bir başka şehir, adres olarak gösterildi.

Silistre'den gelenlerin yuva kuracağı yer, Elazığ'dı.

Çoluk çocuk, genç yaşlı, vapurla İstanbul'a, oradan at arabalarıyla Elazığ'a ulaştılar.

Bitkin ama umutluydular.

Önce Elazığ merkezde toplandılar, sonra iskan edilmek üzere Elazığ'ın köylerine dağıtıldılar.

Atatürk'ün Elazığ bölgesinde en sevdiği yer, Hazar Gölü'nün kıyılarıydı.

Hem iklimi güzeldi, hem manzarası muhteşemdi, hem de tarıma elverişli düzlükleri vardı.

1933 yılında bizzat talimat verdi…

“Buraya bir ilçe kurunuz ve doğunun Yalovası yapınız” dedi.

Sivrice işte böyle kuruldu.

Balkan göçmenleri, özellikle Silistre'den gelenler Sivrice'ye yerleştirildi.

Başlangıçta sadece 24 göçmen hanesi ve bir hükümet binası vardı.

Bugün 50 köyün bağlı olduğu bir ilçe.

Kovancılar ilçesi de öyle…

Silistre'nin Kovancılar köyünden Elazığ'a gelen Türkler burada iskan edilmişti.

Kendileriyle beraber köylerinin adını da taşımışlardı.

Sivrice gibi 1934 yılında sıfırdan inşa edilirken, Silistre'deki köylerinin adını, Elazığ'daki köylerine vermişlerdi.

(Marmara depreminden beri, 20 yıldır deprem vergisi toplanıyor, deprem vergisi adı altında toplanan 66 milyar lira buhar ediliyor, itibardan tasarruf olmaz denilerek, deprem vergileriyle saraylar yaptırılıyor, bize 10 lira yardım edin diyen Kızılay'ın, başkanlık makamı olarak İstanbul Boğazı'nda aylık 12 bin dolara havuzlu köşk kiraladığını sağır sultan bile biliyor, kendisi de Elazığlı olan Profesör Naci Görür'ün “Elazığ'da deprem olacak” diyerek, köyler için hazırladığı projeler Tübitak tarafından reddediliyor, Profesör Şener Üşümezsoy gibi uzmanlarımız aylardır adres vererek “Elazığ fay hattı kırılacak” diyor, siyasetin zübük'leri kulak bile asmıyor, diyanet işleri başkanlığına bilim bakanlığının dört katı bütçe veriliyor, lale devri yaşayan tesettür sosyetesi kırk günlük bebeğe bile tek taş yüzük takarken, gariban millet kerpiç evlerde oturuyor.)

Ve maalesef…

Sivrice merkezli deprem, Sivrice'nin Kovancılar'ın köylerinde, Elazığ'ın genelinde ağır hasara yolaçtı, insanlarımız hayatını kaybetti.

Tuna Nehri kıyısındaki Silistre, o zamanlar Romanya topraklarındaydı, bugün Bulgaristan sınırları içinde yeralıyor.

Romanya, AB üyesi oldu.

Bulgaristan, AB üyesi oldu.

Silistre'nin eski adresi de yeni adresi de AB temellerine oturdu.

“Vatan” kerpiç enkazı altında.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more