Mehmet Serbes
Mehmet Serbes

‘Mültecileri istemiyorum’ demek suç değildir

Resmi rakamlara göre Türkiye'de Suriyeli sayısı 3 milyon 650 bin deniliyor ama bu sayının 5 milyondan fazla olduğu biliniyor.

Bu 5 milyon Suriyelinin yanı sıra özellikle Irak, İran, Pakistan ve Afganistan'dan göç ederek veya başka sebeplerle geldikleri Türkiye'de kalanların sayısı bir milyondan fazla deniyor.

Bunlara farklı Afrika ülkeleri ile Kırgızistan, Özbekistan gibi ülkeleri de eklersek nedeneyse Türkiye'de her 10 kişiden birisi mülteci demek çok da yanlış olmaz.

Elbette ki en büyük sorunumuz Suriyeli ve Afgan mülteciler.

Şimdi bu iki mülteci grubunun yarattığı sorunları ayrı ayrı inceleyelim:

Suriyeli mültecilerin varlığı, giderek toplumun yapısını, alışkanlıklarını değiştirecek ve doğrudan etkileyecek bir kimliğe büründü.

Bunu belki Suriyelilerin fazla olmadığı şehirlerde ya da onların bulunmadığı semtlerde oturmayanlar, göçmenlerden uzak yaşayanlar çok bilmez ama benim yaşadığım Adana, bu çelişkileri görmek için iyi bir örnektir.

Suriyelilerin varlığı kentteki kiralardan trafiğe, esnaftan alışverişe kadar her alanı etkiledi.

Suriyelilerin yoğun yaşadığı mahallelerde bir taraftan ev kiraları arttı. Bunun sebebi, Suriyelilerin kiraladıkları evlerde bir aile olarak değil birkaç aile olarak kalmaları.

Bu durum hem Suriyeliler açısından kira bedelini ailelere göre düşüren bir faktör oldu hem de önceleri Suriyelilere kiraya ev vermek istemeyen vatandaşlarımızı cazip kira alabilecekleri için ikna edici oldu. Fakat bu, mahallelerin, sokakların aşırı kalabalık olmasına, Suriyelilerin daha kolay barınmasına imkan yaratmasına neden oldu.

Suriyeliler, küçük bisiklet ve motosikletli araçlarıyla çöp toplama, seyyar satıcılık vb. işi yaptıklarından şehrin her tarafı Suriyelilerin arabalarından geçilmez oldu. Bu yoğun bir trafik sorunu yaratan araçlarla kimse başa çıkamıyor. Bir vatandaş yanlış park ettiği zaman para cezası kesen trafik polisleri, Suriyelilerin plakasız, sağlıksız araçlarla şehrin trafiğini alt üst etmelerine seyirci kalmakla eleştiriliyor.

Demirci, kaynakçı, boyacı, tamirci, kaportacı, elektrikçi gibi işleri yapan Suriyeliler düşük ücretle çalışmaya razı olduklarından Türk gençleri ve ustaları arasında bir işsizliğin oluşmasına veya ücretlerin düşmesine sebep oldu.

Ayrıca Suriyeli bir kısım esnaf işyeri açma belgesi, ruhsat gibi izinler alma gereği duymadıkları ve vergi ödemediklerinden haksız rekabet yaratmaya başladılar. Bu iki durum toplumda gerginliğin oluşmasındaki önemli iki sebep olarak gösteriliyor.

Artık Suriyeliler özellikle Adana, Mersin, Gaziantep, Kilis gibi illerde kabak tadı vermeye başladılar.

Şehirlerin normal yaşamlarını değiştirdiler.

Şehirleri daha geriye götürdüler.

Bu saydığım şehirler Suriyelilerin yerleşme başlamasından sonra daha çok köy havasına büründü, sorunlar daha da ağırlaştı.

Diğer taraftan Afganlılar da öbek öbek Türkiye'ye gelmeye başlıyorlar.

Bu adamların gelmeleri çok da hayra alamet değil.

Çünkü bunlar mülteci değil. Yanlarında çocuk yok kadın yok.

Afganistan'dan yürüyerek geldiğini söylüyorlar ama hepsinin üstü başı düzgün, otobüslerle taşınarak geldikleri çok belli.

Yalandan bazı yerlerde millet görsün sanki yaya olarak geliyorlarmış havası yaratmış için görüntü veriyorlar.

Bolu Belediye Başkanı, yabancılara suyu 10 kat fazla vereceğim diye tepki gördü.

Irkçı ilan edildi.

Bence Bolu Belediye Başkanı çok haklıydı.

Çünkü başka türlü gidecekleri yok.

Bakın Suriye'de savaş bitti. Ama bunlar hâlâ gitmiyorlar. Oysa Suriye Devlet Başkanı Esat da çağrı yapmış ve geri dönmeleri halinde Suriyelilere kolaylık sağlayacaklarını bildirmişti.

Ama buna rağmen dönmüyorlar.

Fakat bayramlarda ziyarete gidip geri gelmesini biliyorlar.

Böyle mültecilik olur mu?

Bizim hastanemizden, postanemizden, otobüsümüzden, suyumuzdan, yollarımızdan, alt yapımızdan faydalan ama karşılığında ne bir vergi öde ne de millete tek kuruşluk faydan olmadığı gibi aksine zarar ver!

Ama bu işler artık sıkıntı vermeye başladı.

Bakın Türkiye'nin bazı yerlerinde ufak tefek olaylar oluyor.

Yarın bu işler daha da yoğunlaşabilir.

Bu nedenle başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm devlet yetkilileri bir an önce başta Suriyeliler olmak üzere  yabancıların tekrar ülkelerine dönmelerini sağlamak için gereken tedbirleri en ciddi biçimde almalıdır.

Kimlerle görüşme yapılacaksa yapılmalıdır.

Aksi halde Türk milletinin göstereceği reaksiyon kendilerini daha fazla zora sokacaktır!

Artık yeter!

Şehirlerimizde Suriyeli ya da başka mülteci grupları istemiyoruz ve bunu söylemek de bir suç değildir!