Toplum olarak aynı çukura kaç defa düşeceğiz?

Vatandaşın makûs talihi midir, acımasız kaderi midir nedir, bilemiyorum!

Vergi artışları, elektriğe, doğalgaza, akaryakıta yapılan zamlar aziz halkımıza iktidarın yeni yeni hediyeleri… Dur durak yok! Bunlardan kurtulmak çok zor olacak anlaşılan……
Ağır fiyatlar altında eziliyoruz. Çarşı-pazar ateş pahası…… Domates bile eski yıllara göre çok pahalı!

Otomobilde, bilgisayarda, mobil telefonlarda dünyanın en fahiş fiyatlarına sahibiz!
Yeni zamlarla fiyatlar “şah” iken, “şahbaz” oldu!
Bir otomobil, bir mobil telefon vs. alan, birer tane de devlete alıyor! Vergiler o kadar yüksek! Fakat yine de bizim yönetimin masraflarına yetmiyor!
Nerelere gidiyor bu paralar?
Allah bu salgın günlerinde millete hem sabır, hem dayanma gücü versin!

★★★

Aylar-yıllar geçiyor ama biz toplum olarak yerimizde sayıyoruz.
Milli Eğitim'imizin içler acısı hali meydanda……Çocuklarımızı cahil bırakıyoruz!

Koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nu eğitimsizlik batırmıştı.

Matematik, fizik gibi fen derslerinin okutulmadığı, her şeyin dinsel eğitime bağlandığı Medrese sisteminde nitelikli insan yetiştirilemediği için Osmanlı Devleti, bir zamanlar hükmettiği Avrupa devletlerinin çok gerisinde kalmış ve bunun doğal sonucu olarak yıkılıp gitmişti……

Şimdi, Medrese sistemine benzer, tutarsız bir eğitim sistemi ile Türkiye'nin geleceği karartılıyor! İşin en vahim yanı bu kötü gidişe pek öyle tepki gösteren yok!

★★★

Çocuklarımız din ağırlıklı eğitime yöneltilmeye çalışılıyor. İmam Hatip okullarının çoğaltılması, sayıları hızla artan dini kurslar bunun göstergesidir.

Türkiye'yi sıkıntıya sokan yalnız yanlış eğitim sistemi değil……

AKP iktidarı 20 yılda borç ve faiz batağında bir devlet yaratmış durumda……

Dış borçlarımızın toplamı 448,4 milyar dolar……

Bugünkü ekonomik durumumuz ve üretim gücümüzle bu borçları ödeyebilmemiz bir mucizedir. Yani imkânsızdır! Çünkü bu rakam milli gelirimizin yarısından fazladır!

Ülkemizi sarsan işsizlik ve enflasyon canavarını da unutmayalım.

Tüm bunlar toplumumuzu acımasızca kemiriyor!

★★★

Ülkemizde, dinî duygular çoğu zaman politikada kullanılıp oy uğruna “Siyasî istismar” yapılıyor ve bu yüzden iki yakamız bir araya gelmiyor.

Yalnız politikada değil, toplum yaşamında da kendilerine “hacı-hoca” unvanı veren bazı açıkgözler “Allah adını kullanarak” mütedeyyin insanları insafsızca kandırıp paralarını götürüyorlar!

Özellikle Almanya'daki gurbetçilerimiz, dinî inançlar kullanılarak soyuluyor.

Alman makamları “Deniz Feneri e.V” dolandırıcılığını tespit edince sorumluları mahkemeye vermiş, bağımsız Alman yargısı dolandırıcıları hapis ve para cezalarına çarptırmış ve hükümlülerin Türkiye'deki ortakları için de suç duyurusunda bulunmuştu……

Aradan uzun yıllar geçti fakat, çetenin Türkiye'deki uzantıları hakkında dava bile açılmadı. İyi mi?

Bu olayda tam tersine, soruşturmayı yürüten savcılar yargılandı.

Aydınlatılmayıp karanlıkta kalan yolsuzluklar, yeni ve daha büyük yolsuzluklara gebe olur!

★★★

CHP milletvekillerinin Meclis Başkanlığı'na “Din, iman, Kur'an, cennet, cami ve benzeri dinî duygularla vuku bulan dolandırıcılık olaylarının yıllara göre toplamı nedir?” diye verdikleri soru önergelerine verilen cevaplardan, dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle yapılan dolandırıcılık olaylarında her yıl artış olduğu anlaşıldı.

Bizim saf vatandaşlarımız kendilerine din adamı süsü veren üçkâğıtçılar tarafından acımasızca soyuluyor!

Din dolandırıcılığında ilk üç kent: Bursa, Ankara ve Kocaeli…İstanbul ise listenin 6'ncı sırasında bulunuyor.

“Kör bile aynı çukura iki defa düşmez” denir ama mütedeyyin, mümtaz ve biraz da saf insanlarımız “din söz konusu olunca” aynı çukura, bir değil, iki değil, belki de on iki defa düşüyorlar. Yazık!

TEBESSÜM

Konyalı ile Tonyalı'nın hikâyesi…

“Tonya” Trabzon'un şirin bir ilçesidir. Bu bölge Karadeniz'in tüm özelliklerini taşır.

Konyalı ile Tonyalı, askerde arkadaş olmuşlar. Terhisten sonra Konyalı mektup yazıp, Tonyalıyı memleketine davet etmiş. Konya'nın gezilecek yerlerini, Mevlana Türbesi'ni, Alaattin Tepesi'ni, Meram Bağları'nı gezdirmiş, hoşça vakit geçirtmiş……

Tonyalı bunun altında kalacak değil ya……

Bir süre sonra o da Konyalıyı memleketine davet etmiş. Tonya'nın gezilecek yerlerini dolaştırmış. Bir ara mezarlığın önünden geçiyorlarmış. Tonyalı, arkadaşını içeri sokmuş:

“Ha purası da güzel yerdur da!”

Konyalı lahavle çekip Tonya mezarlığına girmiş……

Sağa sola bakarken mezar taşlarındaki tabanca şekilleri dikkatini çekmiş. Bazılarında bir tane, bazılarında iki tane, bazılarında üç tane, bazılarında beş tane tabanca şekli var……

Hayret etmiş……

Tonyalı, Konyalı arkadaşının şaşkınlığını görünce anlatmaya başlamış:

“Ha bu bir tabancalı demek, vurdi, vurildi demektur……

İki tabancalı vurdi, vurdi, vuruldi……

Üç tabancalı, vurdi, vurdi, vurdi, vuruldi demektir…

Bu altı tabancalı var ya, ne adam idi ya, ne yiğit uşak idi……Vurdi, vurdi, vurdi, vurdi, vurdi, vurdi ve de vuruldiiii”

Konyalı iyice şaşırmış ve gözü ileride duran başka mezar taşına ilişmiş. Bu taşın üzerinde tabanca şekli filan yokmuş……

Eliyle göstermiş:

“Peki bu ne?”

Tonyalı “Boş ver yavu” diyerek başını sallamış:

“O, ne vurdi, ne vuruldi, pisipisine yatayi ha burada!”

GÜNÜN SÖZÜ

Siyaset, insanları ümitsizliğe düşürme makinesi olmamalıdır!