Hesaplaşma sertleşiyor

Son zamanlarda bazı AK Partili isimler, partinin genel politikalarından farklı çıkışlar ortaya koyuyorlar.

Yıllardır bıkmadan usanmadan AK Parti'yi savunan isimler, son zamanlarda iktidarın bazı uygulamalarını eleştirmekten çekinmiyorlar.

Partiyi eleştiren AK Partililerin genel görüşü şu:

“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın etrafındaki bir grup bütün gücü elinde toplamış, partinin temel omurgasını oluşturan değerlere aykırı işler yaptıkları gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı da yanlış yönlendiriyorlar.”

Erdoğan'ın çok deneyimli bir siyasetçi olarak kolay kolay yönlendirilemeyeceğine inanan biri olarak, bu görüşün ama omurgasına katılmıyorum.

Ancak, bu cümle içinde saklı bir bilginin doğruluğundan da eminim.

O bilgi şudur:

Erdoğan'ın etrafında (Saray ve Kabine'de) çok güçlü isimler var.

Bir de yaşananlar karşısında “Liyakat kalmadı, yanlış şeyler yapılıyor. Bizim kurduğumuz AK Parti bu değildi” diye yakınan, büyük ölçüde iktidardan dışlanmış parti emektarları…

Danışmanlıklar, kritik görevler, yönetim kurulu üyelikleri güçlü isimlerin çevresindekilere pay ediliyor. Emektarlar ise sistem içinde tutunmakta dahi zorlanıyor.

İşte bu iki kesim arasında son zamanlarda çok ciddi bir ayrışma ve hesaplaşma yaşanıyor.

Eminim bu cümlemin ardından çok eleştirdiği için Yüksek İstişare Kurulu'ndan ayrılmak zorunda kalan Bülent Arınç'ın son çıkışlarını ve sonrasında başına gelenleri kastettiğimi düşünmüşsünüzdür.

Ancak ben Arınç'ın başına gelenlerden daha vahim bir olayı aktaracağım:

AK Parti'li “mağdur”un kişisel haklarına saygımdan dolayı ismini ve olayın geçtiği şehri paylaşmayacağım. (Kendisinden söz ettiğimi anlar ve uygun görürse çıkar kendisi anlatır.)

“Mağdur” AK Parti'li, hem eski bir parti yöneticisi hem eski bir milletvekili. Milletvekilliği sonrasında önemli bir görevde de bulunmuş.

Son zamanlarda, olup bitenleri çok sindiremediğini belli ediyor ve zaman zaman iktidarın icraatlarını eleştirmekten çekinmiyor.

Birkaç hafta önce memleketine gitmiş.

Yanında kardeşi olduğu halde havaalanından köyüne geçerken, arabası polis tarafından durdurulmuş. Kendisini tanıtmasına karşın polis tarafından sert bir karşılık görmüş. Kardeşiyle birlikte yüzüstü yere yatırılmış. Bana anlatanın iddiasına göre, polis silahına dahi davranmış.

Düşünebiliyor musunuz?

Eski bir AK Parti milletvekili…

Eleştirilerine rağmen hala partiyi savunuyor ve parti saflarında.

Ancak kendi memleketinde bu muameleye tabi tutuluyor.

Her ne kadar olay sonrasında ilgili bakan kendisini arayıp gönlünü almak istese de olay yaşanmış oluyor ve mağdur AK Partili “verilmek istenen mesajı” alıyor.

O mesaj gayet açık:

“Parti aleyhine konuşup muhalefetin eline koz vermeyi bırakın, hep destek tam destek.”

Emin olun, bu olay ne ilk olacak ne de son.

Seçim yaklaştıkça benzer durumlar artacak.

İktidar, muhalefetin eleştirileriyle mücadele ederken, parti içinden gelecek eleştirilere acımasızca karşılık verecek. AK Parti içindeki hesaplaşma daha da sertleşecek.

Ta ki parti içi eleştiriler tamamen susturulana dek.

Bitmeyen “U” dönüşleri

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan kendisi iktidarda olduğu sürece İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine geçit vermeyeceklerini açıklamış, bu açıklama iktidar medyasında şu başlıklarla çıkmıştı:

“Zahmet edip gelmesinler”, “Boşuna ayağımıza gelmeyin, NATO üyeliğine evet demeyiz”, “Türkiye'yi ikna için geleceklerse hiç yorulmasınlar”, “Bizi ikna etmeye hiç gelmesinler.”

Yıllardır AK Parti'nin dış politikasını yakından izleyen ve Mısır, Suudi Arabistan, İsrail gibi ülkelerle yaşanan “U” dönüşlerini iyi bilen biri olarak ben ise 29 Haziran 2022 günü (henüz Madrid'deki NATO Zirvesi toplanmadan önce) yazdığım yazıyı şöyle bitirmiştim:

Ben (İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliği konusunda) sonucu tahmin ediyorum ama sizin görüşünüzü de merak ediyorum. Sizce finalde ne olacak?

  1. A) İki ülke de Türkiye'nin vetosu nedeniyle NATO'ya üye olamayacak
  2. B) İsveç ve Finlandiya'nın yapacağı bazı açıklamaların ardından Türkiye “istediğimizi aldık” diyerek iki ülkenin NATO üyeliğini onaylayacak.

Gelen mesajların tamamına yakınında yanıt “B” seçeneğiydi. Arada, çoğu küfürlü cümlelerle dolu “Reis hepsine haddini bildirecek” cümlesinin geçtiği mesajlar da vardı.

Neticede ülkede olup bitenleri iyi izleyen, olayları kavrayan SÖZCÜ okurlarının tahmin ettiği gibi “B” seçeneği gerçekleşti. “İstediğimizi aldık” denilerek NATO'da zafer kazanıldığı yazılıp çizilmeye başlandı.

İktidarın “U” dönüşleri zincirine bir halka daha eklendi.

Loading...