Ruhat Mengi
Ruhat Mengi

‘İktidar, zamana yayılmış psikolojik harp uyguluyor’

İktidarın toplumu yıldırma, kaybetme psikolojisine yöneltme hatta kutuplaştırarak çatışmaya itecek girişimlerde bulunduğunu söyleyen Koç, “Zorla koltuğu tutmayı sürdürdükçe daha da dibi göreceğiz” dedi.

Açıklaması olmayan ve bugüne kadar görülmemiş olaylar yaşanıyor. Gezi direnişine katılan milyonlarca kişiye yapılan ağır hakaretler, SADAT'la ilgili tartışmalar sürerken ortaya “Türkiye Devlet Fedaileri” isimli başka bir grup çıkıyor, “seçim güvenliği” konusundaki endişeler nedense bitmek bilmiyor. Ege'de Yunanistan ve arkasındaki ABD ile yüksek gerilim sürerken Suriye'ye operasyon başlıyor. Bu konuları, son aylarda Youtube'da ve ekranda yaptığı doğru yorumlarla dikkat çeken başarılı Siyaset Bilimci ve Araştırma Görevlisi Özgün Emre Koç'la konuştum.

PERVASIZCA SERVET TRANSFERİ YAPILIYOR: Ruhat Mengi'ye konuşan Özgün Emre Koç, “Kamu ihaleleri eliyle yıllardır zenginlere servet transferi yapılıyordu. Şimdi daha pervasız yapıyorlar” dedi.

■ Sayın Koç, Sedat Peker'in “Duyum aldım, seçimi kaybedince gitmeyecekler” tweeti bugünlerde çok gündemde, bu sözler SADAT'tan bir Yönetim Kurulu Üyesi'nin “İktidarı sandıkta vermeyiz” ifadesiyle birleşince endişe haksız değil. Acaba 1 Kasım seçimi öncesinde olduğu gibi şiddet olayları mı kast ediliyor, seçim sonrasında mı bir müdahale olacak, sizin yorumunuz nedir?

BÜYÜK PLAN İŞLEMİYOR

7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri arasında yaşadığımız sürecin bir benzerini ama zamana yayılmış bir benzerini şu an yaşıyoruz. O dönemki gibi sertleştirilmiş olmasa da psikolojik olarak topluma karşı bir yıldırma, kaybetme psikolojisine sokma, umutsuzluğa sevk etme, hatta mümkünse bir takım provokatif olayları tetikleyip toplumu kutuplaştıracak, çatışmaya itecek bir takım girişimlerde bulunuyorlar. Cumhurbaşkanı'nın Geziciler'e hakaret etmesinin, Gezi davasında verilen müebbet ve diğer hapis cezalarının, Canan Kaftancıoğlu'na kesilen cezanın, İmamoğlu hakkında yürütülen davanın ardında da bu motivasyon  var. Bunların hepsi zamana yayılmış bir psikolojik harbin ürünleri. Bir yandan da SADAT gibi aparatlar veya dernek, cemaat görünümünde olan bir takım yapılar aracılığıyla sosyal medyada küçük yoklamalar yapıyorlar. Ama benim kanaatim; şu an çok büyük bir plan işlemiyor, iktidarın öyle dört başı mamur bir planı olduğunu düşünmüyorum.

İktidar har vurup harman savuruyor

■ Seçimi kaybederse gideceğini bilse toplumla bu kadar inatlaşabilir miydi acaba? Örneğin; DHMİ'nin ihaleyi kazananlarla yaptığı sözleşmede “25 yıl boyunca Atatürk Havalimanı'ndan sefer yapılamaz” diyen “kapatılma garanti belgesi” ortaya çıktı. Sırf bu nedenle “dünyanın en iyi 3'üncü havalimanı” seçilmiş olan bir havalimanını tepkilere rağmen yıkıyorlar ve sırada Adana Havaalanı var. Endişeleri olsaydı yapabilirler miydi?

Evet, iktidarda bir güç sarhoşluğu var, bu uzun zamana yayılan bir sarhoşluk. Genel olarak bu yapı her koşulda kazanabilmeyi o kadar kanıksamış ki etrafındaki gerçekliği kolay kolay idrak edebilecek durumda değil. Refah Partili eski Milletvekili Şevki Yılmaz'ın “Eğer kaybedecek gibi olursak devletin elinde ne var ne yok satmalıyız, altınları dahi satmalıyız, onlara mı bırakacağız” dediği videoda olduğu gibi ister bilinçli yapıyor olsunlar, ister bilinçsiz, vatandaşın vergileriyle, yıllarca süren birikimleriyle oluşmuş olan kamu varlıklarını hatta Cumhuriyetin zenginliklerini zaten uzun yıllardır satıyorlar, sata sata bitiremediler. Şu anda artık Türkiye'yi borçlarını ödeyemez hale getirecek bir har vurup harman savurma durumu var.

Ekonomi kötüyse hiçbir gündem uzun ömürlü olmaz

■ Ege'de Yunanistan ve ABD ile sorun var, Suriye'ye operasyon yapacağız dendikten sonra Rusya, Suriye ve İran bölgeye asker yığmaya başlamış. Suriye ve Yunanistan'la aynı anda bir savaş çıkması seçimi erteletebilir mi?

Ekonomi o kadar kötüleşti ki insanların önüne koyduğunuz gündemler bir iki gün sonra yok olup gidiyor. Suriye operasyonu yapsanız da kısa sürede eriyip gidecek, çünkü insanlar öncelikle en yakın, en yakıcı sorunlarına odaklanıyor, siz onları milliyetçi veya dini hamasi duygularla beslemeye çalışsanız da evine yemek götüremediği, çocuğunun okul ihtiyaçlarını gideremediği için, birçok insan borç içinde yüzdüğü, geleceksizlik içerisinde kıvrandığı için diğer olayların hiçbiri uzun ömürlü olamıyor.

Erdoğan'a karşı en yüksek oyu alacak aday doğru adaydır

■ Bu seçim muhalefet için çantada keklik midir sizce, seçim çok kolay mı alınacaktır?

Muhalefet safları içinde bir rehavet var, şartlar onlar lehine avantajlı fakat sanki “bitti, gitti” gibi fazla bir rehavet görülüyor. Bu nedenle muhalif kesimlerde bir motivasyon kaybı oldu. AKP parçalanıyor, eriyor ama muhalefette aynı oranda bir oy yükselişi yok. Şunu unutmamak gerekiyor; karşımızda olağan yöntemlere başvuran bir iktidar anlayışı yok, öngörülemez ve çok tehlikeli. Erdoğan'a karşı en yüksek oyu alabilecek ve seçim güvenliğine yönelik hamleleri boşa düşürebilecek kadar güçlü aday doğru adaydır. Muhalefet bu seçimi kazanırsa kahraman olacak ama kaybederse de Türkiye onları affetmeyecek.

Sedat Peker birileri adına konuşuyor

■ Erdoğan'ın önce “Uzaktan yakından ilgim yok” dediği SADAT için sonra “Külliye'de görüştüm” demesi, Sedat Peker'in “Duyum aldım seçimi kaybedince gitmeyecekler” demesi bu örgütün riskli olduğunu yeterince göstermiyor mu?

Yasa dışı emirler verildiyse koz olarak kullanılır. Erdoğan “tanımam” dedi ama absürtlüğü bariz olduğu için toparlamaya çalıştı veya muhalefetin elinde bazı belgeler olduğunu öğrendi. Muhalefete de, bazı gazetecilere de hatta Peker'e de devlet içerisinden bilgi ve belge akıyor. Peker en son “Sandıkla gitmemek söz konusu değil, o zaman işler değişir” dedi. Bunu kendi adına değil birileri adına söylüyor. Peker'i bir kişi olarak değil bir ilişkiler ağı ve geleneğin parçası olarak görmek, sözlerini de bu bağlamda yorumlamak gerekiyor. Peker diyor ki; “Buna kalkışırsanız devlet içinde direnecek güçler var.”

Atatürk olmaya özeniyordu ama istediği rejimi kuramadı

■ Devlet içindeki bütün güçler Erdoğan'ın elinde değil mi?

Bence değil, zaten olsaydı rejimi inşa etmiş olurdu. Devlet içinde Atatürkçü, namuslu, şerefli bürokratlar hem güvenlik bürokrasisinde, hem istihbarat, hem yargı bürokrasisinde, hem mülki amirler içinde var. Erdoğan şimdi güç göstererek ve saldırganlaşarak kendi tabanının ve bürokrasi üzerindeki etkisinin dağılmasını engellemeye çalışıyor şu anda. Çünkü bu yapı kurumsallaşabilmiş bir yapı değil, bir rejim değil, adeta bir çıkar örgütü. Erdoğan'ın koltuğundan indiği durumda dağılıp gidecek, birbirine düşecek rant gruplarından oluşan organik bir yapı var. Onun hedefi Türkiye'de yeni bir rejim inşa etmek, o rejimin kurucusu olarak ebedi şef olabilmek ve ölene kadar o şeflik koltuğunda oturmaktı. Bir Atatürk olmak istiyordu, ona özeniyordu fakat yeni bir rejim kuramadı, sorunu bu.

Gezi Parkı eylemlerinin sembollerinden biri ‘kırmızılı kadın'dı.

‘Gezi'de cami yakıldı' demesi çok tehlikeli

■ İstanbul'da Bebek'te sokakta seks yapan çiftler ortaya çıktı, aynı gün bir başka semtte görüldü, sahilde çırılçıplak güneşlenen bir adam videosu da gördük. Bugüne kadar görülmemiş bu çirkin olaylar utanç verici olduğu için üstünde yeterince durulmadı ama hem dünyada ülkemizin imajı, hem de içerde bazı kitlelere “İstanbul'da bunların normal karşılandığı” gibi bir algı yaratması açısından son derece önemliydi. Siz bütün bu çıldırmış görüntüleri nasıl değerlendirdiniz?

Skandal olaylar çıkıyor, provokatif açıklamalar yapılıyor ve birden sosyal medyada hızla dolaşıma giriyor. İnsanları kışkırtacak, öfkeyi çoğaltacak açıklamalar artıyor, dahası Cumhurbaşkanlığı makamından halkın belli bir kesimini hedef alıp hakaret ederseniz veya onları ihanetle suçlar, “Cami yaktılar” gibi çok tehlikeli ve gerçek dışı ithamlarda bulunursanız, benzerlerini Çorum, Maraş olaylarında, Sivas katliamında, 6-7 Eylül olaylarında yaşadık. Hepsi bu tarz kıvılcımlarla, bir takım gayri nizami harp yöntemleriyle yaratılmış ve toplumdaki mezhep veya etnik çatışmaları körüklemek için uydurulmuş vakalardı. Böyle şeylerin Cumhurbaşkanlığı ağzından dile getirilmesinin tabanda nasıl bir infiale neden olacağı açıktır, çok riskli bir iş bu. Erdoğan yüzde 15-20'lik bir kesim için adeta bir mesih gibi, bunun bilincinde olarak ve düşmanlığı yalanlarla körükleyerek sürekli o kesimi besliyor, aslında belki de gerilimi yükselterek onları bir çatışmaya hazırladığını bile düşünebiliriz. Gezi'de Erdoğan'ın artık toplumun rızasını alarak iktidarda kalamayacağı ortaya çıktı, koltuğu bırakmamak için daha fazla otoriterleşme içerisine girdi. Türkiye'nin yoksulluğu, hukuksuzluğu, devletin çöküşü, uluslararası çıkarlarının, itibarının yok edilmesi pahasına bu iktidar zorla koltuğu tutmaya devam ettikçe daha da dibi göreceğiz.

Özgün Emre Koç, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler konusunda yüksek lisans yaptıktan sonra 2015-2021 arasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmış, aynı zamanda ders vermiş, 2021'de Boğaziçi Üniversitesi Dilbilim lisans programından mezun olmuştur. Halen akademik çalışmalarına devam etmekte, Politikyol Youtube kanalında yayıncılık, web sitesinde yazarlık yapmaktadır.

 

Loading...