(ANKA) - Yönetmelik değişikliğine açılan davanın örtünme özgürlüğüne karşı bir duruş olmadığını, örtünmeme özgürlüğünü korumaya yönelik bir adım olduğunu vurgulayan Barolar Birliği, “Türbana karşı bir duruş değil, türbanın 9 yaşa indirilmesine karşı bir çıkıştır” dedi.TBB, “Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik”te yapılan değişikliğe iptal davası açtı. TBB’den yapılan yazılı açıklamada, “Bu dava, örtünme özgürlüğüne karşı bir duruş olmayıp; örtünmeme özgürlüğünü korumaya yönelik bir adımdır.
Türbana karşı bir duruş değil, türbanın 9 yaşa indirilmesine karşı bir çıkıştır” denildi. Eğitim hakkının laiklik ilkesine aykırı olarak kullanılamayacağının belirtildiği açıklamada, dava konusu yönetmelik değişikliği ile din ve vicdan hürriyetine ilişkin korumanın dışına çıkılarak dini ve ideolojik kavramlar üzerinden çocuklar arasında ayrımcılık yapılmış, çocuğun yüksek menfaati gözetilmeden kamu gücü kullanılarak Anayasa’ya aykırılık yaratıldığı belirtildi.
Yapılan değişikliğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na ve yasal mevzuata aykırı olduğunun ifade edildiği açıklamada, yönetmelik değişikliğine açılan davanın örtünme özgürlüğüne karşı bir duruş olmadığı, örtünmeme özgürlüğünü korumaya yönelik bir adım olduğu vurgulanarak, “Türbana karşı bir duruş değil, türbanın 9 yaşa indirilmesine karşı bir çıkıştır” denildi.
-9 YAŞINDAKİ BİR ÇOCUĞUN YAŞAMINI ETKİLEYEBİLECEK KARARLAR VEREBİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR-
Açıklamada, “İptal talepli dava ‘Türban özgürlüktür’ ya da ‘Onlar kendi kararlarını verecek yaşta’ söylemine karşı; sadece özgür iradenin kullanılabildiği durumlarda özgürlükten söz edilebileceği, bu bağlamda 9 yaşındaki bir çocuğun özgür iradesini kullanarak tüm yaşamını etkileyebilecek önemli kararlar verebilmesinin mümkün olmadığının ifadesidir. Aksinin kabulü, rüşt yaşının 9’a çekilerek bu yaştaki çocuklara ülkeyi yönetme sorumluluğunun da verilebileceği şeklinde bir çarpık mantığın da kabulü sonucunu doğurur” denildi. Türbanın ortaöğretim çağında da serbest bırakılması yerine eğitimin kalitesiyle ekonomik büyümenin ve topyekûn kalkınmanın doğrudan ilişkisini konuşmaya öncelik verilmesi gerektiğinin belirtildiği açıklamada, tüm okulların adeta imam hatiplere çevrilmesiyle eğitimin dini temellere oturtulması yerine eğitim sisteminin düşünen, sorgulayan bireyler yetiştirmesine önem verilmesinin öncelikli hedef olarak değerlendirilmesi istendi. Çağdaşlığa açılan kapının türbanla örtülmesine seyirci kalmak istenmediğinin ifade edildiği açıklamada, “Bu yalın gerçeklere rağmen türban dayatmasının adı öğretim sözcüğüyle yan yana getirilemez, bunun adı öğretim değil olsa olsa telkin olur. Sonuç olarak; 9 yaş çocuklarına getirilen türban serbestisinin, özellikle kırsal kesimde mahalle baskısının da dayanılmaz sonucu olarak, fiili türban zorunluluğunu beraberinde getirmek suretiyle yeni bir ötekileştirme, ayrıştırma sürecinin başlangıcını teşkil edeceği hususu da dikkatlerden kaçılmamalıdır. Son noktada, üstlendiği toplumsal sorumluluk gereği insan hak ve özgürlüklerine sahip çıkarken hukukun üstünlüğünü de korumakla görevli olan Türkiye Barolar Birliği olarak, gözlenen kayıtsızlığın devamı halinde bundan sonraki adımın kız-erkek okullarıyla toplu taşıma araçlarında kadın-erkek ayrımına gelebileceği hususunu kamuoyunun dikkatlerine saygılarımızla sunuyoruz” denildi. (ANKA)


