Yarbay Ali Tatar, gözaltı için ikinci kez kapısına geldiklerinde, banyoya girdi ve silahını çıkarıp başına ateş etti. 

Tatar’ın onur intiharı Ergenekon, Balyoz, Kafes ve Amirallere Suikast davaları ile Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki yurtsever subaylara kurulan kumpasa karşı ilk çığlık, ilk itirazdı.  

Kocaeli’de, amirallerine suikastle suçlanan teğmenlerin kaldığı eve yapılan baskında Fetullahçı polisler, bir kanepenin üzerindeki flaş diski ‘elleriyle koymuş’ gibi bulmuşlardı. Flaş diskten word belgesi çıkmıştı.    

Yazıya göre teğmenlere sözde Doğu Perinçek tarafından emirler verilmişti. 

Güya teğmenler PKK ile görüşecek ve ÇYDD’li kızlar “teğmenlerin yeteneklerini arttırıcı eğitimlerden” geçirilecekti.

Perinçek ile teğmenler arasındaki köprü eleman kimdi?

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Şube Müdürü Öğretmen Yarbay Ali Tatar!

Savcılıkta Tatar’ın önüne ihbar, pardon, iftira tutanağı kondu. Tutanakta Tatar’ın orduya Alevileri topladığı ve DHKP/C’li olduğu iddia ediliyordu. Tatar’ın köyü için “PKK yatağı olarak bilinmektedir” deniliyordu.

Tatar, iftiraları onuruna yediremedi.

Tarih, 19 Aralık 2009’du.

Banyoda, intiharından önce çalakalem yazdığı mektupta, şöyle dedi: “Şunu bilin ki, en küçük suçu ve günahı olmayan ben, bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

Tatar’dan sonra hayat hızlı aktı: Cenazesine suikastla suçlandığı amiraller katıldı. 

Ölümünden sonra çıkan iddianamede amirallere suikast iddiası yöneltilmedi.

Flaş diskin dört teğmenin bilgisayarlarında kullanılmadığı ve üzerinde parmak izi olmadığı saptandı. 

AYNI YAŞTA AYNI RÜTBEDE

Tatar, hayatına son verdiğinde 42 yaşındaydı. 

Tıpkı 27 Mart’ta Ankara’daki Oran Ormanı’nda Tatar gibi beylik tabancasıyla başına ateş ederek, canına kıyan Yarbay Gökhan Ünyeli gibi...…

Yaşları gibi rütbeleri de birdi.

Ünyeli, Kuleli Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulu’nu bitirdikten sonra TSK’ya katılmıştı. 

Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Doktrin Komutanlığı’na bağlı Muhabere Elektronik Bilgi Sistemleri Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı’nda görevliydi.

Bir yıldır ‘ankesörlü arama’ suçlamasıyla soruşturuluyordu. Hakkında FETÖ üyeliği iddiasıyla dava açılmıştı.

Duruşma için 9 Mayıs 2024’e gün verilmişti.

İKİ GÜN ÖNCE AÇIĞA ALINDI

25 Mart’ta kendisine açığa alındığı bilgisi verildi.

Ünyeli, Oran’da yalnız yaşadığı evine gitti.

Olan biteni ailesine söylemedi.

2 gün sonra arkadaşlarına WhatsApp’tan veda mektubunu yolladı.

Arkadaşları Ünyeli’yi kurtarmak umuduyla kapısına geldikleri sırada Oran Ormanı’nda yürüyüş yapan iki kadın, genç yarbayın cesedini buldu.

‘ÖFKEMİ BASTIRAMIYORUM’

Ünyeli, Yarbay Ali Tatar gibi ardında bir mektup bıraktı.

Mektubunda,  Türk askerinin ötekileştirildiğinden ve vatandaş gözünde nefret nesnesi haline getirildiğinden bahsediyor. 

Kanunun yanlış yorumlanmasından ötürü erken emekli olamadığından yakınıyor.

Sözü, açılan davaya getirerek, şöyle diyor:  

“Üzülerek ifade ederim ki son bir yıldır benim şahsıma yönelik onur kırıcı idari/adli tedbirler uygulanmıştır. Tam 12 yıl önce kim olduğu belirsiz bir kişi tarafından telefonuma yapılan cevapsız çağrı nedeniyle yaşadıklarım umarım kimsenin başına gelmez. Meclis kürsüsünden FETÖ elebaşına methiye düzenlerin Adalet Bakanı olduğu, fotoğraf çektirmek için el pençe divan duranların milletvekili olduğu bir ortamda elbette konuyu ciddiye alma diyebilirsiniz, ancak duyduğum öfkeyi bastıramıyor ve kabullenemiyorum.”

Ünyeli, annesi ve ablasının yaşadığı Çanakkale’de toprağa verildi.   

Tabutuna Türk bayrağı örtüldü.

12 yıl önce 10 kez aranmış, başka delil yok

Ünyeli’nin 2012 yılında ankesörlü telefonlarla 10 kez arandığı ileri sürülüyor.

Ünyeli, 13 Haziran 2023’te alınan ifadesinde, o tarihte Bingöl’de Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı’nda görev yaptığını kaydederek, “GES Komutanlığı, 2012’de MİT’e bağlandı. Hedef şaşırtmak amacıyla aranmış olabilirim” dedi.

FETÖ ile bağı olmadığını vurgulayan Ünyeli, şöyle devam etti: “Bu yapı ile bir araya gelmedim. Beni sohbetlere davet eden olmadı. Sabit hatlardan veya başka bir şekilde arayan olmadı.”

NE TANIK VAR NE BYLOCK 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesinde Ünyeli’nin cep telefonunun 2012 yılında ardışık şekilde 10 kez arandığı iddia ediliyor.

Görüşme içerikleri belli mi?

Değil.

Hakkında bir tanık beyanı var mı?

Yok.

ByLock’u?

Yok.

Bank Asya’da hesabı?

O da yok.

FETÖ ile iltisaklı vakıf ya da derneklerde kurucu, yönetici, üye kaydına rastlanıyor mu? 

Hayır.

Buna rağmen FETÖ üyeliğiyle suçlanıyor. 

İddianameden: 

“Mahrem imam tarafından ardışık ve periyodik olarak aranmak suretiyle örgütsel görüşmeler yaptığı, örgütsel buluşma ve toplantılar için yer ve zamanı belirledikleri, mahrem imamlarıyla buluşarak görüştüğü, toplantılara katıldığı...” Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın ilk duruşması 9 Mayıs’taydı.  

Avukatı Savaş Baytok, iki hafta önce görüşme yaptığı Ünyeli’nin “Savunmamı hazırlayacağım” dediğini belirtiyor. Baytok, Ünyeli’nin söz ve davranışlarından intiharı düşündürecek izlenim edinmediğini söylüyor.

Baytok, arama kaydı dışında bir kanıt bulunmadığını vurgulayarak, şöyle diyor:

“Bu soruşturmalar TSK’da kara leke olarak görülüyor. Hemen atıl göreve veriyorlar. Yüzlerce subay Sincan’daki 11. Ana İkmal Merkez Komutanlığı’nda hiçbir iş yapmadan atıl vaziyette bekliyor. Kişi 13 yaşından beri üniforma giyerken, birden bire terörist pozisyonuna düşüyor.”

‘Kardeşim adice suçlamaları hazmedemedi’

Ünyeli’nin annesi Münevver ve öğretmen ablası Hande, Çanakkale’de yaşıyor.

Hande Ünyeli, kardeşini şu sözlerle anlatıyor: “Ailesi tarafından sevilen ve sevgiyi bizden aldığını hissettiren bir çocuktu kardeşim. Keyifli bir hayatı ve geleceğe dair planları vardı. Depresyon belirtisi yoktu. Mutluydu. Kardeşim mesleğindeki mutsuzluğunun zirveye ulaşmasından ötürü böyle bir şey yaptı. Canını sıkan en önemli konu, emeklilikten yararlanamamasıydı. TSK’da teknik anlamda işleri yürütebilecek vatansever insanların azaldığını söylüyordu.”

Ünyeli, soruşturma geçirdiğini ailesine söylememiş. Ablası, “İntihardan sonra öğrendik” diyor.

Hande Ünyeli, şöyle devam ediyor:

“Biz de hazmedemiyoruz. Pırlanta gibi bir insandı. Olağanüstü derecede gitar çalar, birkaç dil bilirdi. Kendisini güzel yetiştirmiş, vatanına feda etmiş, devlet inkanlarını çarçur etmeyen şerefli ve onurlu bir insandı.” Kardeşimin bir terör grubuyla bağının olmadığından yüzde yüz eminiz. Tam tersine, sakin biri olmasına rağmen kumpas haberlerini duyduğunda oturduğu yerde öfkeden deliye dönen, şehit verildiği gün kendisini odaya kapatan bir çocuktu. Böyle adice bir suçlamayı hazmedemediğini düşünüyoruz.”

Yarbay Tatar’ın ağabeyinden başsağlığı telefonu

Ünyeli Ailesi’ni ilk arayıp başsağlığı dileyenlerden biri de Ali Tatar’ın ağabeyi ve Kumpas Mağdurları Derneği Başkanı Ahmet Tatar oldu.

Tatar, “Dillerinden anlayan, aynı derdi daha önce yaşamış biri ile nasıl konuşulursa öyle konuştuk. 40 yıldır birbirimizi tanıyoruz gibi... Acılar insanları dost ediyor” diyor.

Tatar, şöyle devam ediyor:

“15 yıl önce kardeşim ‘Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu, ne yaşayacak bir cumhuriyet, ne de bir ülke bulamayacaksınız’ demişti. 15 yıl sonra yine 42 yaşındaki bir yarbay benzer sözleri söylüyor. Askerlerin hedef haline getirildiğinden şikayet ediyor. Bu şunu gösteriyor: 2007’de başlayan süreçte askerin eli kolu bağlandı, kanadı kırıldı. Okulları, hastaneleri, kışlaları kapatıldı. Türk ulusunun gözünde aşağılandılar. Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, kurucu iradeye bağlı bir orduya ihtiyacımız var. Ama ordu o noktada değil. Güzelim evlatlarını bir bir kaybediyor. Bir yandan da kulağımıza geliyor; tarikatçılar içeriye sızıyor. ‘Atatürkçüyüm’ diyenler değer görmediği gibi, cezalandırılıyor. Ünyeli’nin intiharı atılmış yeni bir çığlık.”