SÖZCÜ gazetesinde sayfadaşım sayın Ayşe SUCU’nun inançla insan arasındaki ilişkilerle ülkemizdeki yansımalarına ilişkin Ankara Rotary Kulübü’nde yaptığı doyurucu konuşma ile SÖZCÜ’nün İzmir’deki okurlarından sayın Mücahit ÖZCAN’ın mektuplarında belirtip vurguladığı durumlar ilgi çeken içerikleriyle kutlamaya ve teşekküre değer aydınlık çağrıları olarak geçen haftamı anlamlı kıldı. Bu arada sayın Onur ÖYMEN’in iç ve dış siyasal durumlara ilişkin gerçekçi, bilimsel ağırlıklı eleştiri ve önerileri de yurttaşların ilgisini çeken, etkileyen açıklamalar olarak duyarlıkla izlenmektedir.
Ama ülkemizde öyle durumlar, öyle olaylar yaşanıyor ki her gün bir siyasal sakız gibi siyaset adamlarının ağzından düşmeyen demokrasinin ne olduğunu anlamakta güçlük çekiliyor. Halkın halk tarafından yönetildiği çoğulcu, katılımcı bir düzen olduğu yolundaki tanımlar, yorumlar ve yaklaşımlar anlamını yitiriyor. Ulusal istençe (irade) dayanan ve ondan kaynaklanan ulusal egemenlikten başlayarak durumu irdelemek gerekiyor.
İşte
İlgili kavramlar ve kurumlar konusunda yeterli bilgisi ve bilinci olmayan, ayrıca yardım, bağış ve değişik olanaklarla kandırılan seçmen kesimlerinin demokrasiyi biçimsel olmaktan öteye taşıyan bir gücü var mıdır?
Yasama organı genel kurulu ve komisyonları, çoğunluk partisi liderlerinin buyrukları dışında özgür istençleriyle oy kullanıyorlar denilebilir mi?
Yönetim-yürütme iktidar partilerinin etkisi dışında kalabiliyor mu?
Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı geçerli mi?
Anayasa gereği içilen andlara uyuluyor mu?
Cumhurbaşkanı yansız mı? TBMM başkanları yansız davranabiliyor mu? Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı’nın birimine dönüşmüş görünmüyor mu? Cumhurbaşkanı’nın yürütme alanında Yüksek Öğretim Kurulu üyeleriyle üniversite rektörlerini seçmesi ve yargı alanındaki tüm yetkileri demokrasiyle bağdaşıyor mu? Yargıç ve savcıların damataşı gibi görevlerinden alınması demokrasinin neresine sığmaktadır?
Üniversiteler özerk, öğrenci kuruluşları tüzel kişiliğe sahip mi? Memurların görev güvenlikleri var mı? Emniyet memurları hukuk devletine yaraşır tutum içinde mi?
Memur, işçi ve emeklilerin akçalı durumlarıyla milletvekillerinin ve hukuka aykırı biçimde emekli sayılan milletvekillerinin akçalı durumlarındaki uçurum nasıl açıklanmaktadır? Basın özgürlüğü mü, baskı ve sansür mü daha ağır basmaktadır? Yandaş medya nasıl doğmuştur? İktidar etkisi, katkısı ve destekleri nasıldır? İş çevrelerinin iktidar yandaşlığı nasıl oluşmuştur, nasıl sürmektedir?
Ve olanlar
İnanç sömürüsü artarak sürüyor. Mescit ve cami yapımları da bu bağlamda hızlanıyor. Okul ve Kur’an kursu külliyeleri almış başını gidiyor. Kutlu Doğum Haftası resmîleştiriliyor. İmamlar yaşam koçu oluyor. “Annelik kariyeri” dayatması ile “90 yıllık reklâm” safsatası kabadayılığı yapılıyor. Millî Eğitim Bakanlığı “Yeni değerler eğitimi kitapçığı” dağıtıyor. Sağlık ve güvenlik parayla, askerlik de öyle... Eğitim dinselleşiyor. Kültür, sanat ve spor öteleniyor. Kurallara aykırı işe almalar, atamalar, görevlendirmeler birbirine eklenirken işsizlik giderek büyüyor. Kayırmalar sınırsız.
Terör hız kesmiyor. Öldürenler bulunamıyor. Saldırılar önlenemiyor. Devletin tekliği, ülkenin tümlüğü ve ulusun birliği “çözüm süreci” ile “demokratik açılım” bilinmezlerinin tehdidi altında. Demokratik kitle örgütleri baskı çemberinde. Genel seçimler baraj süzgecinde. Cumhuriyetin nitelikleriyle kaynağı olan Atatürk ilkeleri yadsınıyor. Kurul ve kuruluşların çoğu AKP’nin üssü durumunda. Her gün bir davânın yapaylığı ortaya çıkarak düzmece işlemler yargıyı karalıyor. Yalan, dolan, hırsızlık, rüşvet savları ayyuka çıktı. Kadınlar, sıkma başa itilmek yetmiyormuş gibi, çocuk bakmak bahanesiyle eve kapatılmak isteniyor. Tekbirli saldırganlar iktidar amigolarıyla kentleri karıştırıyor. Borç ve açık azalmıyor. Ticaret ve sanayideki dalgalanmalar ürkütüyor. Sığınmacılar da üzüyor.
Demokrasi bu mudur, böyle mi olur?
İnsana ve insanlığa gerçekten saygı, adalete içtenlikle bağlılık, hukuka özde uygunluk, yurttaşlara eşit yaklaşım, sorunlarıyla sıcak ilgi olmadan demokrasi özlem olmadan öteye geçemez, gerçekleşemez. Ahlâk temeli olmayan bilgi nasıl boşsa hak ve özgürlükleri güvenceye almamış demokrasi de yalnızca bir addır, başka bir şey değildir. Huzursuzluk, anarşi, kavga demokrasinin yıkımıdır.