Komşularımızda, bölgemizde yaşanan olaylarda, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’na büyük görevler düşüyor. Yürütülen diplomatik girişimlerde Türkiye adı her zaman ön plana çıkıyor. Zorlu konuların çözüme kavuşturulmasında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Dışişleri Bakanlığı bürokratlarının deyim yerindeyse gecesi-gündüzü yok. Sabah bir başka ülkede, akşam başka ülkede oluyorlar. Tüm bunların yanı sıra telefon diplomasisi de sürekli yürütülüyor.  

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gazete ve televizyonların Ankara temsilcileriyle iftarda buluştu. İftar saati geldi ama bakan, İran ve bölgedeki son gelişmelerle ilgili değişik ülke yetkilileriyle telefonla konuştuğu için iftarını gecikmeli olarak açabildi. Ne olup bittiğini ve muhtemel gelişmeleri hem eski bir istihbaratçı hem de bakan olarak değerlendirdi. Fidan, gazetecilerin sorularını şöyle yanıtladı:  

“ABD ve İsrail saldırılarının, ilk aşamada İran’ın bölgedeki vekil unsurlarında çok belirgin bir hareketlenmeye yol açmadığını görüyoruz. Ama Hizbullah tarafında bazı hareketlilikler oldu. İran halkı içinde, ‘Rejim değişikliği sonucunu doğuracak’ ölçekte bir dalgalanma ise şu an için görünmüyor.

EN OLUMSUZ SENARYO

Gelişmeler, hem bölgemizin geleceğini hem de küresel istikrarı riske atabilecek nitelikte. Mevcut şartlarda en olumsuz senaryo şu: Çatışmanın tırmanarak sürmesi ve İran’ın bölgedeki Arap ülkelerinde bulunan ABD üslerini doğrudan hedef alması, atılan adımların daha büyük bir bölgesel güvenlik krizine dönüşme ihtimalini artırıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel finans ve enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açabilir. Bu da ABD’yi kısa sürede bir şekilde sonuç almaya zorlayabilir.

İran’dan doğal gaz akışının kesilmesi ya da Körfez ülkelerinden enerji ithalatında ciddi bir aksama yaşanması, küresel ölçekte enerji arz güvenliği açısından önemli bir risk doğurabilir.

Bu meselenin askeri, güvenlik, siyasi, ekonomik ve enerji boyutlarını ayrı ayrı çalışıyoruz; olası senaryolara göre atılabilecek adımlar üzerinde hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Bizim temel isteğimiz, talebimiz net: Karşılıklı saldırılar bir an önce dursun ve yeniden diplomasiye dönülsün. Bunu da bütün görüşmelerimizde açık şekilde vurguluyoruz.

SAVAŞIN BAŞLANGICINI BİZ GECİKTİRDİK

Netanyahu tabii ki İran diye bir tehdidin hem bugün hem gelecek için tamamıyla ortadan kalkmasını istiyor. Tehdidi, İran’ın sahip olduğu yetenekler olarak tanımlıyor. Şimdi yeteneklerin de ötesine geçip rejimin kendisi olarak tanımlıyor. Rejim değişikliği hedefi var.

Türkiye olarak biz savaş olmasın diye uğraştık ve bunun mücadelesini verdik. Yaratıcı çözümler de sunduk açıkçası. Hatta savaşın başlangıcını geciktirmiş de olduk. Aslında savaş daha erken başlayacaktı, biz biraz daha geciktirmiş olduk bu çabalarla. Belki bir neticeye ulaşabilirdi ama eski yönteme dönmeyi tercih ettiler. Yine müzakerenin ortasında bu savaş başladı. İranlılar, müzakerenin ortasında savaş başlaması meselesini bir şekilde aslında diplomasinin ihanete uğraması olarak da nitelendiriyorlar. Bundan sonra ne olacağına ciddi şekilde bakmak lazım.

TEHDİT OLMAKTAN ÇIKARMAK İSTİYORLAR

Tabii burada saldıran güçlerin niyetine bakmak gerekir. Bence, İsrail ve ABD, İran’ı ilerisi için de tehdit oluşturacak bir İran olmaktan çıkartmak isteyeceklerdir. Şimdi İran da maliyet üretmek için çaba harcıyor. O da Körfez’deki enerji hedeflerini bombalayarak şu anda maliyet üretiyor. Açıkçası bu maliyet ne kadar daha devam eder, ne olur ona bakacağız. Ama İran’ın beklediği cevap gelmeyecek gibi... İran buraları bombalayarak, bunlar da Amerika’ya baskı yapsınlar, savaşı durdursunlar falan diyecek ama o olmayacak gibi. İran’ın elinde ne kadar füze, dron kaldığını bilmiyorlar. İran, füze ve dronlar ile İsrail’i gerçekten rahatsız edebilir, bunları ciddi bir şekilde kullanırsa.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE İÇİN TERÖRSÜZ BÖLGE OLMALI

Bölgede birinci savaşta da PKK’da bir kıpırdanmanın emaresini görmüştük. Şimdi bir kımıldama olur mu olmaz mı, bunu yakından takip ediyoruz. Farklı çizgideki Kürt grupların bir araya gelerek bir ittifak kurduklarını, ortak açıklamalar yaptıklarını da görüyoruz. Bunlar rejimle ne kadar savaşacaklar, bulundukları yerdeki diğer etnisitelerle ne kadar savaşacaklar, ne olacak, neyi hedefliyorlar, nereden ne çıkar, hepsini takip ediyoruz, analiz ediyoruz.

PKK, özellikle bulundukları ülkelerdeki zayıflıklardan, bölünmüşlerden istifade eden bir yapı, bütün terör örgütleri gibi. ‘Terörsüz Türkiye’yle alakalı özellikle şu anda Meclis’te devam eden bir süreç var. Ne kararlar alacaklarını göreceğiz. Terörsüz Türkiye’nin olması için terörsüz bölgenin olması gerekiyor, bunu hep teknik dili biraz düzeltmek için kullanmak zorunda kalıyoruz. Terörsüz bölge meselesi biraz Suriye’yi, Irak’ı, İran’ı ilgilendiren bir husus. Buralardaki denklemde örgüt kendiliğinden irade koymadığı sürece, Terörsüz Türkiye’de belli adımları atmak mümkün olmuyor. Yakından takip ediyoruz. İçerideki siyasal süreç ayrı bir konu. Siyasi partiler raporu aldılar. Kendileri de yeni dönemde herhalde bir karar verecekler.”

TÜRKİYE’YE YÖNELME İHTİMALİ VAR MI?

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kuzey Kıbrıs için çok fazla risk olduğunu an itibariyle düşünmediğini, Güney’de ise riskin sınırlı olabileceğini kaydetti. Bakan, İran’ın saldırısına uğrayan bölge ülkelerinin İran’a karşılık verdiğine dair bazı iddialar olduğunu söyledi.

İran’ın bölgedeki saldırılarının Türkiye’ye yönelme ihtimali olup olmadığına ilişkin soruyu Fidan şöyle cevaplandırdı: “İran konusundan bağımsız olarak konuşuyorum: Türkiye kendini her zaman korur. Bunun için gerekli iradeye de yeteneğe de sahibiz.”

Gerginliğin azaltılması yönünde uluslararası çabayı gösterdiklerini kaydeden Fidan açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Tüm muhataplarımızla gerekli girişimleri hassasiyetle sürdürüyoruz. Sükûnetin sağlanması ve yeniden bir barış ortamı oluşması için yoğun bir çaba içindeyiz. İran’da ve genel olarak bölgemizde istikrarın korunması kritik. Bu nedenle çatışmaların bir an önce bitmesi ve diplomatik sürecin başlaması gerektiğini her fırsatta söylüyoruz. Burada tek katmanlı müzakere yok, çok katmanlı müzakere var.

Birincisi savaşan tarafları tekrar masaya getirebilir miyiz? Saldıran taraf saldırısını ne zaman durduracak veya durdurmaya hazır? Savaşı durdurmaları için onları tatmin edecek bir askeri yetersizliğe ulaştırmak. Minimum savaşı durdurma şartı... Maksimumu da rejim değişikliği. Yani, savaş, en erken temel askeri kabiliyetlerin yok edilmesi veya etkisiz hale getirilmesiyle, en geç ise İran’da bir rejim değişikliğiyle sona erebilir. Bu minimum şartın gerçekleşmesi belli bir süre, belli bir askeri operasyon silsilesi isteyecek. İran geniş bir coğrafya. Füze sistemleri, radar sistemleri, hava savunma sistemleri, elektronik harp sistemleri, deniz kuvvetleri çok yere dağılmış.”

BÖLGEDE YAŞAYAN VATANDAŞLARIMIZIN DURUMU

Bir yandan diplomatik çözüm için temaslarını sürdürürken, bir yandan da çatışma bölgelerindeki vatandaşlarımızı yakından izliyoruz. Şu ana kadar olaylarda yaralanan ya da hayatını kaybeden herhangi bir vatandaşımız yok.

İran’da, çifte vatandaşlar dâhil, yaklaşık 20 bin civarında vatandaşımız bulunuyor. Sorunsuz şekilde geçiş yapabiliyor. Başkonsolosluklarımız, büyükelçiliklerimiz 24 saat çalışıyor. Dubai’de tatilde bulunan vatandaşlarımızın geri dönüşünde bir sıkıntı oldu.

TÜRKİYE’YE YÖNELİK GÖÇ DALGASI İHTİMALİ

İran’dan Türkiye’ye bir göç dalgası beklenip beklenmediği konusundaki soruyu Bakan şöyle cevaplandırdı:

“İçişleri, AFAD, Kızılay, Milli Savunma, MİT her türlü planlamayı yapıyoruz. Bu konuda halkımız müsterih olsun. Gerekli imkanlara ve planlamalara sahibiz. Şu anda İran kendi vatandaşlarını sınırdan çıkarmıyor. Dolayısıyla İran’dan hiç kimse bize  gelmiyor.

Savaş Gazze’yi kötü etkiliyor, kötü etkileyecek. Şimdi İsrail Gazze’ye giriş çıkışları savaştan dolayı durduruyor. Gazze’de beraber çalıştığımız Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Ürdün vesaire ülkelerin başında başka acil ateşleri var ve ister istemez gündemleri değişiyor.”